Rahmetli babam, Dr. Ahmet Yılmaz Hoca, 6 Ekim 2015 tarihinde vefat etti. Geçen hafta Çarşamba günü vefatının sene-i devriyesi idi. Bu vesile ile ondan bahsetmek istedim.

Vefat edeli tam altı yıl geçmiş… Oysa henüz birkaç gün geçmiş gibi gelir bize... O’nun özlemi içimizden hiç ayrılmadı…

Evde oturduğu yer, konuşmaları, nükteleri, şakaları, çocuklarla diyalogları hep çok taze olarak hafızalarımızdadır. Babam şeker hastalığına bağlı böbrek yetmezliğinden dolayı hayatının son yedi yılını diyaliz ünitesine bağlı olarak geçirdi.

Çok büyük sıkıntılar yaşadı. Zira böbreklerinin çalışmamasından dolayı sıvı tüketmemesi gerekliliğinden dolayı günde ancak bir bardak su içmesi uygun görülüyordu. O da doktorların bütün dediklerini harfiyen uygular ve asla tavsiye edilen su ve diğer yiyecek miktarını ihlal etmezdi. Yanında mümkün mertebe su, çay gibi şeyler içmemeye çalıştığımızda ise bu davranışımıza kızar ve rahat olmamızı isterdi. ”Siz içtiğinizde sanki ben içiyorum” derdi.
Çok acılar çektiği halde bunu hayra yorar ve şöyle derdi: “Bıçak, kılıç, balta ve kama gibi kesici aletler demirden yapılır. Ancak demir zatında yumuşak bir maddedir. Demirden yapılan bir aletin kesebilmesi için ateşe sokulup çıkarılması ve suya batırılması gerekiyor. Ayrıca bu ameliyenin defalarca tekrarlanması icap eder. Demir ateşe sokulup sonra çıkarılıp suya konuldukça sertleşir ve çelik-polat haline gelir. Tıpkı bunun gibi, bir müminin başına bir musibet geldikçe, eğer mümin o belaya sabrederse, ateşe sokulup çıkarılan sonra da suya konulan demir gibi çelikleşir. Müminler için musibetler demirin ateşe sokulması ve suya konulması mesafesindedir.” Derdi.

Babam her yönüyle mükemmel bir adamdı. Âlimdi, gerçek bir mümindi, feraset sahibiydi, hoş sohbet idi, öngörüsü çok iyi ve yerindeydi, ileri görüşlüydü.  Adaletten hiç ayrılmadı,

  Aile bireylerinin hepsinin fikirlerine ve düşüncelerine son derece saygılı ve önem veren bir “Babaydı”…              

 Sözün özü “Adam gibi adam”dı… 
Çocukluğumuzda her gün olmasa da bir iki günde bir babam bize harçlık para verirdi. Bu harçlık mevzusu babam vefat edene kadar da devam etti. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin anne ve babasının gözünde hâlâ çocuk olarak kalır derler ya, işte bunu aynen yaşamış biriyim.  Babam, birkaç günde bir cüzdanını çıkarır ve bana bir miktar para uzatırdı. Her ne kadar; “Baba param var, artık benim de param var, niye bana para veriyorsun?” desem de ısrarla parayı almamı isterdi. Bundan büyük bir haz duyduğunu görüyordum.  Ben çocukluğumdan beri babamdan para istediğimi de, parasız kaldığımı da hiç hatırlamam.  

Babamın vefatından birkaç ay sonraydı. Masraflı ve uzun süren bir ayın son günleri yaklaşmış, maaş almaya henüz bir iki gün vardı. Hani Urfa tabiriyle” söylemesi ayıptır” ama cebimde beş kuruş param bile kalmamıştı. Babamdan kalma bir alışkanlık olsa gerek, parasal durumumu aileme ve çocuklarıma asla yansıtmam. Küçük kızımın benden istediği birkaç parça eşyayı da unuttum bahanesiyle ertesi güne ertelemiş ve az da olsa bir süre kazanmıştım.

Bu sıkıntılar içerisinde uyudum. Rüyamda babamın cüzdanını çıkardığını ve bana bir miktar para uzattığını gördüm. Israrla almamı istiyordu. Ben de her zamanki gibi yine paramın olduğunu bana neden para verdiğini söylüyordum. Babamın bana; “Al yavrum, paranın bittiğini biliyorum, hadi al al!” diye ısrar ettiğini çok net hatırlıyorum. Babamın bana uzattığı paraları alıp cebime koydum. Babamın o an yüzündeki tebessüm harikaydı. Uyandım. Kan ter içinde kalmıştım. Hiç âdetim olmadığı halde gördüğüm rüyayı eşime anlattım. Hayırdır inşallah, hayra yormak gerek dedi.  Eşim de ben de artık o saatten sonra uyuyamadık. Abdest alıp sabah ezanını bekledik.

Gün ışıyıp okula gitme vakti geldi. Kahvaltı yapıp giyinmeye başladım. Gardıropta uzun süredir giymediğim bir ceketim dikkatimi çekti. Zira gördüğüm rüyada üzerimde bu ceket vardı. Bir kez daha “Hayırdır inşallah” diyerek alıp o ceketi giydim. Biraz eskimiş olduğu için belki de artık giymeme kararı almıştım ama insan bir süre giymediği bir elbisesini sanki yeni almış gibi bir duygu içerisine giriyor. Yeni bir elbise giydiğimde hep yaptığım gibi, ceplerimi yoklamaya başlamıştım. Ceketin iç cebine elimi attığımda doğrusu çok heyecanlandım. Evet, bir tomar paranın elime değdiğini hissettim. Heyecanla çıkardım ki, hatırı sayılır bir miktar para duruyordu. Muhtemelen babamın hayattayken verdiği ve o cepte unuttuğum bir para idi. Babam ahrette de beni unutmamış ve parasız kalmama gönlü razı gelmemişti sanki…

Babam vefat edeli tam Altı yıl oldu. O'nu her zaman rahmet ve minnetle yâd ediyor, O'nun oğlu olduğum için gurur duyuyorum ve rabbime şükrediyorum. Allah O'na gani gani rahmet eylesin.

Afiyette kalın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.