Pusulasız bir şekilde girdik 2020 yılına. Hayal ettiğimiz mavi tükendi. Renklerin en neşelisini ve en çocukçasını yitirdik. Göz ve gönül aydınlığımız; içimize ümit, özgürlük ve sonsuzluk duygusu getiren renk uçup gitti. Daha ilk aylardan başlayarak,  dünyanın gidişatının hepten kötüye doğru yol aldığını düşündüren kaygı verici olaylar meydana geldi. Üstelik bunlar birçok alanda birden gerçekleşti.

Hiçbir yanlış anlama olmasın diye belirtmek isterim ki: Şimdiki zamana burun kıvıranlardan değilim. Günümüzün bize sağladığı şeylerin hayranıyım. Gündelik hayatı kolaylaştıran son icatları yakından takip edip, zaman kaybetmeden yaşamıma katıyorum.  Mevcut tüm araçları kullanmalıyız. Onlara sahip olduğumuz için çok şanslıyım. Şurası da bir gerçek ki arada sırada umulmadık, yararlı dönüşümlere şahit oluyoruz. Ama bunun hemen sonrasında bambaşka, daha karanlık, daha sıradan insanı kendiliğinden eyleme sürükleyen başka kargaşalar ortaya çıkmaktadır.

Çok fazla cihaza veya donanıma sahip miyiz yoksa kapitalizmin bize böyle dayattığı şişkin bir tüketime mi ihtiyacımız var? Bunlar güncel sorular: Pandemi, bir çoğumuzun insanlık krizi, savaşlar, iklim krizi, yükselen sıcaklık riskleri, buzulların erimesi vb. hakkında ciddi düşünmeye başladığı bir zamanda geldi.

Çağımız hızla, bilgi ve teknolojiye doğru ilerliyor. Bu baş döndürücü gelişmeler bizi gelecek hakkında hem sevindirmeye hem de düşündürmeye devam ediyor. Bazen bizi üzen, kıran ne varsa hepsini bırakıp gitmek isteriz fakat çoğu kez olduğumuz yerde sayarız ya da çeker gideriz ancak bu sefer geride bırakmak istediklerimiz de bavulumuza girer. Kısaca kim nereye giderse gitsin kırgınlıklarını da yaralarını da yanında götürür. Günümüzün akıldışı sıkıntılarını anlatma konusunda acaba aşırıya mı kaçıyorum? Buna pek güvenmiyorum ne yazık ki. Hayır tam tersine, çoğu gerçekleşiyormuş gibi görünüyor gözüme.

İnsan, çağına göre yaşamaya çalışmalıdır. Umut, dışarıdan acıya uygulanan bir pansuman yapıştırıcısı değildir. Hayal etmek için hiçbir şey yok, sadece gerçekle yüzleşmek zorundasın. Bu yüzden bugün çalışıyoruz, öğrencilere öğretiyoruz, çocuk yetiştiriyoruz, çalışanları şirketlerde tutmaya çalışıyoruz.

... Bu umuttan ve bu umuttan kaynaklanıyor.

 Bu fıkra buraya mükemmel bir şekilde uyuyor. “Dağlarda yağmur yoktu, büyük bir kuraklık vardı, bu yüzden köylüler Pazartesi-Cuma günleri bir kütle yağmur için rahibe gitti. Fakat yağmur yağmayınca gittikçe hayal kırıklığına uğramış ve şüphe duyuyorlardı ve Cuma günü rahip onlara şöyle diyor: "Yağmur yağmayacak, çünkü umudunuz yok."  Köylüler öfkeleniyorlar: "Her gün kiliseye gelmemize rağmen  buna nasıl sahip olamayız?!" O: "Eğer umudunuz olsaydı, şemsiye getirirdiniz."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Umut 1 yıl önce

Umudumuzu yitirmeyelim.