“Birtakım insanlar onlara, "İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun" dediler de bu, onların imanlarını arttırdı ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" diye cevap verdiler.”3/173

“İnsanoğlunun dünyada sınanacağı aşikardır. Bu sınanma sürecinde, önüne birçok sıkıntı ve musibet çıkacaktır. Dünya, belalı bir yerdir dolayısıyla kıyamete kadar, belalar, musibetler eksik olmayacak; iyiler de kötüler de hep var olacaktır. Bu, yaratılmamızın gereğidir.

"Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik."2/36."

"Dedik ki: Hepiniz cennetten inin! Eğer benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime tâbi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler."2/38

Adem'in/yani bizim hikayemizi bize anlatan Rabbimiz; nasıl davranacağımızı da anlatmaktadır.

"Onlar; başlarına bir musibet gelince, "Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz" derler"2/156

Şûrâ, 30: "Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder."

İnsanoğlu, hayatın ileride karşısına hangi sürprizleri çıkaracağını bilmez. Hayat gerçekten de sürprizlerle doludur. Bir şiirden hatırlarım: "kendi ellerinizle bozdunuz kendi güzelliğinizi" diye bir ifadeyi ki; oldukça anlamlı ve çarpıcı gelmişti bana. Ellerimizin de elbette payı var yaşadıklarımızda; bizi aşan nedenlerin de.

Ancak gerek dünya ölçeğinde; gerekse birey olarak farklı bir dönüşümün eşiğindeyiz gibi. Fıtratata yönelen büyük ama zayıf projelerle yapılan saldırılar var. Adım adım ilerliyorlar. Toplumlar, bu saldırılar karşısında öz değerlerine sahip çıkarak durabilirler. İslam coğrafyasında da değerlere yönelik saldırılar sonuç verebiliyor. Aslında bu saldırıların sonuç vermesinin nedeni; zayıflatılmışlık, kuşatılmışlık ve sersemleştirilmiş olmamızdır. Bunu yapabiliyorlar çünkü zemin oluşturuldu.

Belirsizlik, güvensizlik, değerlerin ciddi bir erozyona uğraması durumu söz konusu. Çiğnenen değerli ilkeler ve sessiz sedasız bir çaresizlik: öğrenilmiş çaresizlik içindeyiz gibi. Sıkıntılı günlerden geçmekteyiz. İnanacağımız, güveneceğimiz kimseler azaldıkça; inandıklarımızın, inançlarımızı acımasızca harcadığı ve bu yüzden inançların da toplumda değer kaybına uğramasına şahit oldukça; endişelenmemek elimizde olmuyor.

Gençlerimizin, çocuklarımızın yanlış inanç ve eğilimlere kayma riski arttıkça; toplumda birlik ve beraberlik zayıfladıkça endişelenmemek elde olmuyor. İpin ucu kaçar mı, toplumumuza karşı bir oyun oynanır mı, bölgedeki savaşta başımıza bir iş gelir mi, müttefik denilen küresel emperyalist ülkeler bölgemizdeki savaşlar ve terörist projeleriyle bize bizi tuzakları sürükleyebilir mi? gibi sorulardan kurtaramıyoruz zihnimizi.

En çok dini değerlerimizin yıpratıldığı bir ortamdan kaygı duymakta insan. Çünkü insanları, ancak Allah'a çağırmak hesapsız olabilirdi ama son yıllarda yaşanan çeşitli süreçler, dinin yıpratılması insanları dine çağırmayı güçleştirmiştir. Toplumu ayakta tutan, birlikte tutan değerleri; hakkı, hukuku, adaleti, dini, aileyi, fıtratı daha fazla deforme etmemeliyiz.

Hep birlikte bu değerlerimize ve birbirimize sahip çıkmalıyız, birbirimize mukayyet olmalıyız.

Seçim süreci, ekonomik sıkıntılar ve bölgedeki savaşların yeni bir evreye girmesinin aynı zamana denk gelmesi de bu endişeleri anmayı gerekli kıldı. Zorlu bir sürece evrildiğimiz bu kritik dönemde; provakasyonlara karşı duyarlı, soğukkanlı ve dikkatli olmalıyız. Birbirimize karşı daha müsamahakâr, daha sabırlı, daha yakın olmalıyız. Darda olanlarla dayanışmalıyız.”www.gazeteipekyol.com

Çağımızın en büyük nusibeti, Şeytan/kötü tanımı ile ilgili ve buna bağlı olarak, iyi, zalim, ilah, kul, ibadet, cihad, adalet, fıtrat gibi cihanşümul kavramlara olan bakışımızı kaybetmemiz. Kısacası bugünün musibetine bakışımız ve onu tanımada, küresel anlamda,topyekun olarak , zihnimizin konumunu belirleyememizdir. Küresel anlamda ve belli merkezlerden zihinlerimiz üzerinde yapılan operasyonların, doğru tanımlanmasını yapamamaktayız.

Kaba bir tanımla, hangi görüş ve inançtan olursak olalım; Bu günün şeytanı/kötüsü/zalimi; sistem olarak Kapitalizm/Emperyalizm/Demokrasi ve temsilcileri olarak ABD; İngiltere, AB, İsrail…diyemediğimiz müddetçe doğru bir tespitten uzak olduğumuzu söyleyebiliriz. Bunun adı, küresel hegemonyadır. Bu halde iyi nedir/kimdir sorusuna da aynı kuşatıcılıkla cevap verme imkanı bulabiliriz.

İyi: Fıtrattır. Tertemiz olan, bozulmamış olan tabiattır. Fıtrat, genel anlamdaki iyinin, kuşatıcı karşılığıdır. Aslolan iyidir, Değerli olan iyidir. İyinin kaynağı Allah iken; kötünün kaynağı; arzu ve heveslerdir, nefstir, maddedir/maddi olana değer atfetmedir.

Doğayı, aslından uzaklaştırmak, ona müdahale etmek, onu aşırı hırpalamak, havayı kirletmek; iyi olan doğayı bozduğu ve kötü olduğu gibi; saf/temiz/iyi/adil/dengeli insanı bozan, onun iradesini nefsi isteklerine veya o fark etmeden köleleştirici yöne eviren operasyonlar ise kötüdür. İşte bugünkü musibet, insana, köle olmayı bir zirve olarak göstermeyi başarmış sistematiktir.

Öyle ki; insanlar, bu köleliğe “ulaşabilmek” için tüm hayatlarını ve aile olarak tüm yaşantılarını bu duruma göre, bu zirveye ulaşabilmek amacıyla dizayn etmek durumunda kalmışlardır. Ve bu durumun ne farkındalar ve ne de bundan dolayı bir şikayetleri vardır.

Bunun farkında olmamız için, yaratılışımızın ve yaratıcının farkında olmakla mümkün olduğunu düşünüyorum. Çağın içinden ve edilgen olarak değil; çağa hükmeden bir misyonumuz olduğu bilinciyle hareket etmeliyiz. Çünkü biz; “Allah’a aidiz”.

Bunun farkında olmamak, bizi siyasi basiretsizlikle de baş başa bırakır.

Bu durumda, coğrafya ve toplum olarak da tehlikeye düşeriz. Toplumun siyasi basiretsizliğinin nedeni; Kuran’dan uzaklaşmadır. Ancak sağlıklı bir Kuran eğitimi almakla bu basirete ulaşılabilir. Ve bu işe bari çocuklarımızdan başlamak mümkün.

Yaz tatillerinde çocuklarınızı Kuran'ı okuyabilecek yetenekler kazanması elbette güzel bir şey. Ancak sadece yaz tatilinde değil; sürekli bir Kurani bilinç tesis etme programımız olmalı ve bu program sıkıcı bir tarzda değil; bir anlayış olarak var olmalı.

Ve sadece yaz tatillerinde gidilen Kuran kursları, önemli olmakla beraber, Kur'an eğitimi demek değildir. Zira Kuran eğitimi, Kuranı yüzünden okumak değil; Kuranın öngördüğü bilinç inşasını ifade eder.

Kuran eğitimi; Allah'ın bizden ne istediğini, hayatın tüm alanlarında ve tüm boyutlarıyla anlayabilecek muhakemeler yapabilmeye yönelik eğitim demektir.

Yeryüzünde Allah'ın hükümranlığının/adaletin/meşruluğun tesisi siyasi bir öneri ve taleptir. Allah'ın en önemli mesajı budur.

Allah'tan başka ilah olmamasının anlamı budur.

Kur'an eğitimi almış olan kişi ve toplum, çağımızın Musa’ sını, Firavun’ unu, zalimini, Şeytan’ ını tanır; yeryüzünde Allah'ın rızasına uymayan her ne varsa onu, Allah'ın gösterdiği yöntem ve usullerle bertaraf etmek için yaşar ve ölür.

Bu anlayış olmadan, toplumların kula/güce/küresel zorbaların sistemlerine karşı, gerçek anlamda bir kurtuluşa ermeleri olanaksızdır.

Bugün, çepeçevre, Emperyal ülke gemileri ve üsleriyle çevrilmemizin anlamını bilmediğimizi gösteren suskunluğumuz, sessizliğimiz ve anlamsız yönsüzlüğümüz, nelerin yaşandığı, yaşanmakta olduğu ve çağın, bölgemizin, cereyan eden baskılamaların nelere evrileceğinin ve nerede durmamız, ne yapmamız gerektiğine dair fikirsizliğimizdir.

Aynı tavrımız; Irak için de, Afganistan için de, Suriye için de ve şimdi de İran için de hep oldu ve olmakta, yazık!


“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!

Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, "Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz" derler.

İşte rablerinin lutufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır.”2/155-157

Rabbim, basiretimizi arttırsın, çevremizi kuşatan küresel zorbalara karşı, onurlu bir direniş bilinci bahşetsin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.