Âdem (a.s) ilk insan ve Peygamber! İlahi murad gereği, onunla başlayan insan neslinin, yeryüzünde sayısı çoğaldıkça;haliyle maddi ve manevi birçok ihtiyaçları oldu! Yüce ALLAH (C.C) Âdem (a.s)’a gönderdiği on Suhuf (İlahi emirler) ile çocuklarının nasıl ve ne şekilde yaşamaları gerektiğini bildirmiş ve helal haram hudutlarını belirlemişti! Ne ki, Adem (a.s)’in Kabil isimli oğlu, Şeytana ve nefsine yenik düşmekle, Allah’ın yasalarına karşı gelmiş, öz kardeşini öldürmekle yeryüzünde ilk kanı dökmekle de katillerin ve inkarcıların öncüsü olmuştu!... Kendi hür iradesiyle kardeşini öldürdükten sonra, nedamet duymuş olsa da; o günün şartlarına göre pişmanlığı kendisine fayda vermemiş ve ilahi hükümleri (hukuku) hafife aldığı için de ismi nesilden nesle kötü insan olarak anılmaya başlanmıştır…

                                   Daha sonra ki süreçte, Allahuyarı ve emirlerini Peygamberleri vasıtasıyla insanlara bildirmiş ve Allah’ın ayetlerini, hüküm ve yasalarını yalanlamamaları konusunda uyarılmışlardır… Fakat bu emir ve tavsiyelere iman edip teslim olanlar olduğu gibi; karşı çıkıp da inkâr edip tuğyana kalkışanlarda olmuştur. Kitap ve uyarıcı göndermeden, insanlara azap etmeyeceğini beyan eden yüce Allah; insanlar yoldan çıkıp istikametlerini her kaybettikçe O’ (c.c) insanlara merhamet etmekle Kitaplar ve uyarıcılar göndermeye devam etmiştir. Ta ki, Son Kitap Kur’an ve son Nebi Hz. Muhammed (s.a.v) gönderilene kadar; inkârcı olanlara uyarıcılar hep gönderilmeye devam etmiştir. Son Nebi Hz. Muhammed (s.a.v)’den sonra, nübüvvetin kapısı kapandığı için; (Peygamber ve kitap gönderilmediği) artık dünya durdukça tüm dünya insanları, İslam Şeriatının emir ve yasaklarına karşı sorumlu tutulmuşlardır…

                                   Ama bir kısım insanlar, kavimler ve toplumlar; Allah’ın tüm uyarı ve ikazlarına rağmen, inkâr ve küfürlerinden vaz geçmeyip İlahi yasalara karşı gelmeye devam etmişlerdir… Günümüzyirmi birinci yüzyılda, dünya insanlarının çoğunun İslam’a ve onun Peygamberine karşı gelmekle cephe aldıkları gibi. Dünden bu güne, zaman ve şartlar ne kadar değişmiş olsa da; inkârcıların mizaç, huy, ahlak, inanç ve Hattı-ı hareketleri asla değişmedi, değişmemiş hiçbir zaman da değişmeyecektir. Yeryüzünü fesada vermekle, insanları köleleştiren Nemrut ve Firavunlar; bu gün isim olarak var olmasalar da, yol ve yöntem olarak onların çizgisini takip edip ettiren, ettirmek için büyük mücadeleler veren milyonlarca izcileri, zürriyetleri hala vardır ve kıyamete kadar da var olacaklardır.

                                   Kerim kitabımız Kur’an, inkârcıların inkâr inadından vaz geçmediklerinden dolayı; onlara Şu ebedi ve değişmez uyarıyı yapmakla, ebedi azaba duçar olacaklarının irsaliyesini kesmiştir adeta: “Kendilerine ayetlerimiz apaçık bir şekilde okunduğu zaman, küfredenlerin (inkârcıların) yüzünde hoşnutsuzluğu anlayıp sezersin. Neredeyse kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: “Bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? ATEŞ! Allah onu küfredenlere va’d etmiştir. Ne kötü bir varılacak yerdir.” (Hac/72) Evet, Allah’ın ayetlerini inkâr edenlerin halet-i ruhiyelerini en iyi şekilde tasvir eden Kur’an’ı kerim; onların saldırgan ve azgın tutumlarını da ayrıca beyan etmiştir. Gerçek şudur ki, inkârcılar; Allah’ın ayetlerini okuyanlara, tarih boyunca saldırmış, onlara zarar vermeye devam etmiş ve hala da vermeye devam ediyorlar.

                                   Modern dünyada, günümüzde ve yaşadığımız şu coğrafyada, ezanın sesinden, Kur’an’ın tilavetinden ve Camilerin minarelerinden rahatsızlık duyup; her vesileyle bunu dile getirmeye çalışanların varlığı gün gibi aşikâr ve inkâr edilemez! Hatta bir zamanlar, memleketin sokaklarında; avazları çıktıkları kadar: “Kahrolsun Şeriat” diye nara atanlardan tutun, kara çarşaflılar Arabistan’a, Mollalar ve cüppeliler İran’a diyenlere varıncaya kadar; inkâr ve hakikati susturmak için sınır tanımayanların varlığı da vakadan! Demek ki, zaman ne kadar geçipdeğişse de, inkâr ve zorbalık ruhen, fikren hiçbir zaman değişmiyor, değişmemekte ve değişmeyecektir… Daha dün gibi yakın bir zamanda, Egenin bir şehrinde; Sala verdiği için, karı koca tarafından darp edilen müezzinlerin olduğu ve bunu neden yaptıklarını bilmek gerekmektedir. Neden? Çünkü Allah’ın ayetlerine ve bu ayetleri insanlara duyurmaya çalışanlara karşı büyük bir hınç, kin ve nefretle dolu olan inkârcıların soyu tükenmemiş, tükenmeyecektir de ondan.

                                   Allah’ın ayetlerini inkâr etmekle yoldan çıkan insanların ne kadar aciz ve güçsüz olduklarını; bakın Kur’an onları nasıl da yerle yeksan etmektedir: “Ey insanlar! Bir misal verildi, bu itibarla onu dinleyin! Şüphesiz Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınız (inkârcılara) bir araya gelseler bile, asla bir sineği dahi yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, onu ondan kurtarmazlar. İsteyen de aciz, istenen de! (Hac/73)  

                Hâsılı kelam, hülasa-i meram; Mü’minlere selam, inkârda sınır tanımayan nasipsizlere de…..? Velhasıl, Allah’ın ayetlerini inkâr edenlerin ödeyecekleri çok ağır bedeller vardır! Kur’an’ın ifadesiyle: “ATEŞ!” Allah cümlemizi her türlü inkârcı ve inkârcının şerrinden muhafaza eylesin! Âmin. Dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.