NE ANTEP NE URFA, DOĞRUSU ŞAM…

Sakızağacıgillerden menengicin yakın akrabası … Fıstık Urfa’nın bu kozmopolit parçalanmış yapısı, yüzeysel sahiplenme görünümü altında, nemelazımcıl...

5
Sakızağacıgillerden menengicin yakın akrabası … Fıstık Urfa’nın bu kozmopolit parçalanmış yapısı, yüzeysel sahiplenme görünümü altında, nemelazımcılığı ile, benim diye arada cılız ses verdiği bildiğimiz fıstık. Gaziantep’in son elli senedir ha babam yaptığı tanıtımla adını Türkiye’ye Antep fıstığı olarak kabul ettirdiği meşhur çerez. Türkiye bunu Antep’in tek yürekliliği ve güçlü pazarlama yeteneği ile bir şekilde kabul etti. Peki dünyada hangi isimle tanınıyor? Yani Tarihsel evrimi içinde dünya nasıl tanıyor? Esas mesele o … Örneğin son 20 senede En fazla üretenler arasına giren ABD de, daha tombul olarak yetiştirilen İran’da, Esas anavatanı olan yerlerin başında gelen Halep çevresinde adına antepfıstığı mı diyorlar? Hayır … Dünyada Antep takma isminden kimsenin haberi yok. Her yerde esas adı Şam fıstığı … Peki Şam’da yetişiyor mu? Hayır. Peki niye adı Şamfıstığı? Meselenin özü şu: Şam orta çağın dünya ticaret merkezi. Ticaret yollarının kesiştiği yer.  Akdeniz kıyısında şu an ki Lübnan da kalan Beyrut, Trablus’sam limanları hep Şam’a bağlı. O zaman Suriye diye bir yer yok. Bölgenin adı Şam… Siirt, Mardin, Urfa, Nizip, Halep gibi Fıstığın yetişmesi için gerekli iklim ve toprak yapısına sahip olup denize kıyısı bulunmayan bölgelerde yetişen Fıstıklar, dünyaya pazarlanmak üzere Şam’a götürüldü. Tüccarlar Anadolu’ya, Avrupa’ya, Afrika’ya, Arabistan’a Şamdan fıstık alıp götürürlerdi.  Yani dünyaya Şam limanları sayesinde ihraç edilirdi. Şam, fıstığın Toptancı hali idi. Yani yetiştirmenin değil de pazarlamanın ve ekonomiye kazandırmanın önemli olduğunu, bunu da hangi şehir yapıyorsa o malın o isimle anıldığını bilmek gerek.   Şu anda Hurma tüm Ortadoğu’da yetişiyor. Ama hurma denince bizlerin aklına Hicaz bölgesi geliyor. Çünkü hurma bizlere o bölgede pazarlanıyor. Gidenlerimiz hep o bölgeden alıp getiriyor.     Mesela Dubai… Özellikle elektronik ürünlerin çoğunu tüccarlarımız oradan alıp getirirdi. Memlekette nere malı deseniz Dubai denilirdi. Halbuki Çin’de, Kore’de, Tayvan da üretilen mallar gelip Dubai’de dünyaya pazarlanıyordu. Şu an aynı şeyi Gaziantep yapıyor. Bölgeden toplanan fıstıklar Gaziantep’e, Nizip’e gidiyor. Orda işleniyor, kavruluyor, çatlak hale getiriliyor ve ülkeye pazarlanıyor. Örneğin Antep’te kenar mahalle evlerin bir kısmı hasat zamanı fıstık kokar.  Fıstık çatlatma işinden, iç çıkarmadan geçimini sağlayan birçok kadın var. Urfa’da var mı? yok…   Aslına bakarsak Antep bölgesinde Fıstık yetişen yerlerin büyük kısmı, yani Nizip , Yavuzeli ve çevresi  1900 yılı öncesinde Urfa sancağına bağlı idi. Zaten Antep’in yakın çevresi ve batısı Fıstık yetişmesine elverişli iklim ve toprak yapısına sahip değil. Rakım yüksek…     Sonuç itibariyle Fıstığı Antep’in de Urfa ‘nın da sahiplenmesi dünya için bir anlam ifade etmiyor. Bundan 50 yıl önce hem Antepliler hem Urfalılar bildiğimiz fıstığı, yer fıstığından ayırmak için Şam fıstığı derlerdi. Ticari zeka, pazarlama yeteneği en önemlisi de tarihi, coğrafi ve arkeolojik olarak ses getirecek şeylerden olan yoksunluk Gaziantep’i arayışa itti, komşu illerdeki özellikli ürünleri sahiplenme duygusu ortaya çıktı. Hakkı teslim etmek gerek. Antik Edessa sınırlarındaki Zeuğmada bulunan, bir tablo büyüklüğündeki Çingene kızı mozaiği için yaptıkları tanıtıma şapka çıkarmamak haksızlık olur. Müzede onu ziyaret etmek istediğinizde, sizi, güvenlikçiler refakatinde karanlık labirentlerden geçirtip ritüeller eşliğinde tanıtmaları başlı başına bir olay… Urfa’da kat be kat daha fazla bulunan, daha ilgi çekici , ancak bir türlü Urfa’nın samp-img width='1.33' height='1' layout='responsive'esi olamamış ve pazarlanamamış mozaikleri düşününce insan hayıflanıyor. Antep her biri için ayrı müze açardı. Bizdeki Halepli Bahçe mozaik müzesinden çoğu ziyaretçinin haberi bile yok. Ziyaretçiyi geçtik, Urfalıların çoğu görmemiş. Pazarlama, Ticari zeka, Çalışkanlık ve Sahiplenme … Kabul edelim bizde yok… Çünkü bizde Urfalılık yok. Yerli olmanın, Urfalı olmanın kendi insanımız tarafından ayıplandığı, dalga geçildiği bir zamanda Fıstık bizim olsa n’olur olmasa n’olur. Hem Urfa’da yaşayanların, idare edenlerin umurunda mı? İki yılda on beş metre uzunluğunda, çöken balıklıgöl kemerini restore edemeyen, dert edinmeyen, birbirine havale eden, o çirkin görüntüyü ziyaretçilere izleten idarecilere sahibiz. Neyin davasını güdüyoruz.