KİM KİMİ, KİMİN VATANINDAN KOVUYOR?

  Son günlerde, ülkemizde cereyan eden toplumsal manzaraya baktığımızda, yine birilerinin; sokak takımını meydanlara salıvermeye hazırlandıklarını görüyor gibiyiz. Neymiş efendim, ülkemizde (!) Suriyeli istemiyoruz, istemiyorlar-mııış!... Peki, Suriyeliler kim; Suriyelilerin varlığından rahatsız olanlar kim? Merak buyuranlara, birkaç sözümüz olacaktır elbette! Tarihçi yazar Enes Demir'in; 15 Ocak 2018 tarihinde; Özellikle Suriyelilerle ilgili şöyle bir tespiti vardır: "İslam coğrafyasındaki Çanakkale Şehidlerinin bilgiler ve künyelerinden derlediği kitabında, Çanakkale'de Halep'li 551, El-Bablı 96 askerin Şehid düştüğünü belirtmektedir. Peki, müzikleri bile meçhul olup ve vatan savunmasında tek bir çakıl taşı olmayanlar; neden Suriyelilerin ülkelerine geri dönmesini istiyorlar acaba? Kimi kimin evinden, vatanından kovmaya çalışıyorlar? Kimdir bunlar? Nereden, ne zaman getirilip bu toplumun başına bela edildiler? İşte kısaca cevabı:   1927 yıllarında, dönemin idarecileri tarafından; bu topraklara ithal edilen 1 milyon gayri Müslim, isim ve soyadları değiştirildikten sonra, ülkenin dört bir yanına serpiştirildiler. Söz konusu olan o zerzevat; bu gün itibariyle, ülke nüfusunun % 15 ni oluşturmuş vaziyette. Onlara eşlik eden % 10 luk basiretsiz bir kitle de onların sayısını % 25 e çıkarmıştır. Onlarla iş tutan, onları alkışlayan, onlara şirin görünmek için onlar gibi şarap içip zamparalığın peşinden koşan % 25 lik bir kesim de, söz konusu koronun sayısını % 50 lere falan çıkarmıştır.   Geriye kalan %50 nin üçte biri islami hassasiyetten uzak, üçte biri statükocu, kalan üçte biri ise; tam yüz yıldır, dışlanmakta, okul kapılarından kovulmakta, ötelenmekte, değişik isim ve yaftalarla suçlanmaktaydı/suçlanıyorlar... Yukarıdan aşağıya doğru sıralamaya çalıştığımız oranlar, tarihi ve ansiklopedik vesikalardan yola çıkarak yaptığımız kısaca analizlerdir. O gün bu coğrafyaya göçmen veya muhacir olarak gelip yerleşenler; bu gün kendilerini ülkenin gerçek sahipleriymiş gibi görüp, savaşlardan kaçıp bu müşfik topraklara sığınan insanları istemediklerini dile getiriyorlar.   Hayır hayır beyler, gidecek birileri varsa; onlarda sizsiniz. Çünkü bu gün muhacir durumuna düşenlerin bir çoğunun dedeleriydi dün Çanakkale de Şehid düşen. Peki, siz kimsiniz acaba? Şimdi, tekrar biraz gerilere yani 1927 li yılların, çiçeği burnundaki Türkiye'sine gitmeye ne dersiniz?   1927 yılında "İki yüz bin" yahudi, "Sekiz yüz bin" ermeni'ye kimsenin ruhu duymadan isim-soyisimleri Türkçe'ye çevrilerek Türk kimliği verildi. Pek tabidir ki, söz konusu eylemi kimin/kimlerin yaptığını tahmin etmişsinizdir... Tarihi vesikalar, artı ve eksileriyle birlikte; bilim çağının gelişmişliğinden yola çıkarak yüz bin yıl önce cereyan etmiş olan olay ve hadisleri bize aktariyorsa; son yüz yılda olmuş olan hadisleri aktramasına şaşmamak lazım öyle değil mi? Bakınız, bu gün Suriyeli ve diğer göçmenlere; haydi burayı terk edip ülkenize gidin diyenlerin kimler olduğunu aşağıdaki kısa tarihi vesikadan öğrenmeniz mümkündür:   Kendileri bir zamanlar bu topraklara göçmen/muhacir olarak gelenlerın torunları, bu gün ülkenin tek sahipleriymiş gibi avazları çıktığı kadar bağırıyorlar... Ve ülkemizde (!) Yabancıları istemiyoruz diye nara atıp duruyorlar. Haydin ordan demezler mi? İlahi adaletin tecelli edeceği gün, bu dünyada zulümden saltanat kuran ile, köyde çobanlık yapan kişi aynı toprağın altına girip hesap vereceklerdir. Yani, bu dünyada, bir yönüyle herkes muhacirdir ve bir gün herkes toprak sahibi olacaktır.   Yerin altına herkesin gireceği muhakkak! Lakin herkese aynı şekilde muamele edilmeyecektir. Çünkü, bu dünyada kim kiminle birlikte olmuşsa; öbür tarafta da beraber ve birlikte olacaklardır. Ve ila Cehenneme zümera! Unutmayalım, hepimiz MUHACİRİZ VE BİR GÜN HEPİMİZ TOPRAK VE VATAN SAHİBİ OLACAĞIZ!... Kalın sağlıcakla efendim!