İSLAM AKİDESİ İNSANI SULTAN YAPAR

  Şehid Abdullah Azzam, islam akidesinin özellikleri isimli eserinin, 91 nci sayfasında; şu enteresan olayı nakletmektedir: "Çağımız yazarlarından Merhum Seyyid Kutubun kız kardeşi Emine Kutub'u bu akide yetiştirmiştir diyor ve ekliyor: Kendisine ayrı ayrı bir bakan ve büyük elçi tarafından gelen evlilik tekliflerine karşılık o, ağır işlerde çalışmakla hüküm giymiş mahkumlardan biri ile nişanlanmayı tercih etmiş, nişanlandıktan (1963) on sene sonra (1973) nişanlısının hapisten çıkmasıyla evlenebilmiştir. Şehid Abdullah Azzam burada, bildiğim kadarıyla, tarihte en uzun nişanlılık dönemi budur diye de not düşmeyi ihmal etmiyor!   Evet, islam akidesinin insanı yücelttiği konum budur. Emine Kutub, dünyalık nam-ı hesabına kendisine sunulan tüm imkânları mal, para, kariyer, makam, nam, ün, san ve ünvan adına her ne varsa; hepsini, ellerinin tersiyle iterek, kendisi gibi bir "tek" olan Allah'a ve O'nun Resulü (s.a.v)'ne iman etmiş bir mahkumla evlenmeyi tercih ediyor. Ve nişanlısı on yıl hapis yattıktan sonra çıkıyor ve ancak o zaman evlenebiliyorlar. İşte iman, İşte örnek Müslüman şahsiyeti budur!..   Hakikatten baktığımızda, islam tarihi; buna benzer binlerce, milyonlarca şeref levhalariyla dolu olduğunu görmekteyiz. İmam Azam Ebu Hanife'den İmam Malik'e, İmam Şafîî'den Ahmed ibn-i Hanbel'e, Süfyani Sevri'den İbn-i Müseyyeb vb. İslam davasının izzetini baş tacı edip dönemlerinin zalim ve zorbalarına teslimi silah etmemişler. İşte İslam akidesinin insana kazandırmış olduğu izzet ve şeref budur. İmam ibn-i Teymiyye'yi zindana atanlar, onun hakkın davasından vaz geçeceğini hesap etmekle daha sonra ne kadar yanıldıklarını anlamışlardı. Çünkü, bir âlimin bir âlem olduğunu unutmuş ve İmam ibn-i Teymiyye girdiği zindanı medreseye çevirmişti. Tıpkı, Hz. Yusuf (a.s) gibi! Evet, yukarıda Emine Kutub ile ilgili vermiş olduğumuz pasajdan, günümüzün İslama gönül veren hanım kızlarımızın alacakları çok derslerin var olduğu muhakkaktır.   Modern asırda, dava derdini kaybeden nesiller; islamın meşru ve mübarek kıldığı evlilik gibi bir kurumu dahi, madde ve menfaat üzerine bina edip yozlaştırdılar. Vip düğün salonları, milyonlar değerinde riyavari takılar, gereksiz binlerce israf ve İslama uymayan kutlamalarla tam bir Avrupa örneğini sergileyip islam'ın emirlerini hiçe saymaktadırlar. Kadınlı erkekli düğün ve danslar, saz ve caz eşliğinde damat ve gelinin ulu orta yerde raks etmeleriyle; İslam'ın emretmiş olduğu Haya ve ar duygusunun nasıl da dumura ugradığını göstermektedir. Evet, son yüz yılda; dünya Müslümanları olarak, hepimizde az veya çok bir yozlaşma, sekülerleşme, dava derdinden uzaklaşıp dünyayı dert etme gibi bir girdabın içine girdiğimizi kabul etmeliyiz. Kimimiz söz konusu girdapta boğulduk, kimimiz can çekişmekte, az bir kesimimiz de tehlikeyi fark edince uçurumun kenarından dönüp kendi yağında kavrulmaya mahkum oldu nitekim.   Öyle ya, şayet sizin dava diye bir derdiniz varsa; etrafınızda çok insan göremezsiniz ve yalnız kalırsınız. Ya da sizinle aynı inanç ve duyguları paylaşan bir kaç garip gurebayla... Fakat, İslam akidesini, imanlı gönüllerine oturtanların ulaştıkları/ulaştırılacakları izzet ve şeref Rabblerinin yanındadır... Peki, ya bu akideden inhiraf edenlerin, içine düştükleri derin gaflet kuyularında özlerini kaybeden zavallıların durumu?... Üstad Beddiuz-zaman Saidi NURSİ: "İMAN insanı insan eder, belki de Sultan eder. Hakiki imanı elde eden kâinata meydan okuyabilir; sözü, islam akidesini benimseyen ulu ruhluların durumunu, ne kadar da güzel özetlemektedir!... Allah'a ve Resulü'ne iman edip; İslam'ın evrensel davasını kendilerine dert edinen erkek/kadın bahtiyarlara selam olsun!