STEFAN ZWEİG

  Biyografi eserlerini askerde okumuştum ve çarpılmıştım. Üç Büyük Usta, Hayatının Şiirini Yazanlar, Kendileri İle Başları Belada Olanlar. Dostoyevski, Tolstoy, Hölderlin, Balzac, Nietzsche, Stendhal, Kleist, Dickens, Cazanova. Bu devleri Zweig kadar güzel ve kudretli anlatan başka birini bilmiyorum. Bu devleri önceden okumuştum ama Zweig'i okuduktan sonra çoğunu epey yüzeysel okuduğumu anladım. Kimi zaman bir insanı anlatabilmek için onu ondan daha iyi anlamak gerekiyor. Zweig bunları kendilerinden daha iyi anlamıştı. Bilhassa Dostoyevski ve Tolstoy'u anlatırken derin anlayışın ve ustaca kavrayışın doruklarına çıkar. Adeta onlarla bir olur, birlik olur, onlarla aynileşir.   Bizde Zweig çapında ve kıvamında bir biyografi yazarı var mı, bilmiyorum. Hasan Basri Çantay Akif'i yazdı, Tanpınar Yahya Kemal'i yazdı, Necip Fazıl Namık Kemal'i yazdı, Beşir Ayvazoğlu Haşim'i, Peyami Safa'yı, Tarık Buğra'yı yazdı, Orhan Okay Necip Fazıl'ı yazdı, Hikmet Ertaylan Tevfik Fikret'i yazdı, Dücane Cündioğlu Cemil Meriç'i yazdı. Bunları Zweig ile kıyaslamak mümkün mü? Zweig'in uzun hikayeleri en az biyografileri kadar evrensel çapta ve çok başarılı. Dünün Dünyası, Korku, Satranç, Bir Kadının Yirmi Dört Saati, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Olağanüstü Bir Gece...   Çok geç tanıştım bu şahane hikayelerle. Kıyaslamak ne kadar doğru ama bir yönüyle Dostoyevski'den daha kıvrak ve akıcı bir kaleme sahip Zweig. İnsana ait bir duyguyu veya durumu derinlemesine, etkili ve sarsıcı bir şekilde tasvir etmesi bakımından Dostoyevski'yi geride bırakır belki de. Satranç kısa ama hem üslup hem muhteva açısından çok anlamlı bir hikaye. Boşluğun ve çaresizliğin normal bir insana ne gibi mucizevi yetenekler kazandırdığını anlatan enfes bir hikaye. Korku'yu okurken her satırında korku denen duyguyu iliklerinize kadar yaşıyorsunuz. Tıpkı Bir Tereddüdün Romanı'nın her satırında tereddüt duygusunu ve İçimizdeki Şeytan'ın her satırında bocalama duygusunu yaşadığınız gibi. Stefan Zweig ile Peyami Safa ve Sabahattin Ali arasında şaşılacak derecede benzerlikler var. Olağanüstü Bir Gece, bir gecede yaşanan bin bir geceye bedel çok özel bir gece. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, gerçek manada bir trajedi.   Stefan Zweig hem hikayede zirve hem biyografide. Stefan Zweig'de halis anlamda edebiyat var. Yani hayatın kendisi ve daha fazlası. Günlükleri bütün diğer eserlerinin ardından gelir. O büyük ve derin ruhun acı çırpınışlarını pek göremezsiniz günlüklerinde. Kelimenin tam manasıyla birer sayıklama günlükleri. Belki de günlük türünün tabiatı böyle. Hayatı eserleri gibi fırtınalı ve dağdağalı. Doymayan, dinmeyen, tatmin olmayan, tesellilere kanmak istemeyen yüce bir ruh. Hakiki sanatkar ruhu. Stefan Zweig bir vicdandı. Acımasız bir dünyanın buruk bir vicdanı. O kadar acımasızlığa daha fazla tahammül edemedi ve intikamını eşiyle birlikte intihar ederek aldı.