MÜMKÜN VE GEREKLİ BİR ÖNERİ 

Ne kadar sorunlardan kaçmaya çalışsak da pek mümkün olmuyor aslında. Bu bakımdan kaçış dediysek de; tartışma götürmez değil.  İnsanlarda doğayı/doğalı tekrar canlandırma, kaybedilen sağlığı, otantiği tekrar geri kazanmaya dair bir bilincin geliştiği malum. Bu bilincin çok değerli olduğu tartışılmazdır. Buradaki duygu eskiyi özlemekten ziyade; bozulmamışı, orijinal olanı koruma odaklı. Çünkü yapaylığın bir uçurum olduğu test edildi, yaşandı ve anlaşıldı.  Aslında insanın cenneti doğadır. Belki de cennette yaratılışına uzanır bunun kökeni.   “Bir kuş, okul avlusundaki çınar ağacına konmuş şakıyordu ... Nikolio adında soluk benizli, kızıl saçlı bir öğrenci dayanamayıp parmak kaldırdı, ‘sus öğretmenim’, diye bağırdı, ‘sus öğretmenim, kuşu dinleyelim!  Nikos Kazancakis / El Greco’ya Mektuplar”  Türkiye’ deki çoğu üniversitelerin, özellikle de devlet üniversitelerinin on binlerce dönüm arazisi var. Bu arazilerin büyük bölümü kendi haline bırakılmış vaziyette. Atıl durumda.  Dicle Üniversitesi arazisiyle ilgili haberi görünce; hepimizin bildiği Manyas Kuş Cenneti’ ni anmak ve neyin mümkün olabileceğiyle ilgili fikirler de haliyle zihinlerde uçuşuveriyor. (göç sırasında uğrayan 239 kuş türünden 2-3 milyon kuş her yıl buraya uğramaktadır. https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/balikesir/gezilecekyer/kuscenneti-milli-parki)     https://www.haberturk.com/diyarbakir-da-kus-cenneti-gibi-universite-3474280’ de verilen haberin başlığı şöyle:  “Diyarbakır'da bünyesindeki 27 bin dönüm araziye kurulu Dicle Üniversitesi, Türkiye'nin alan bakımından en büyük üniversiteleri arasında yer alıyor. Dicle Nehri kenarındaki üniversitenin, zengin bitki örtüsüne sahip kampüsünde 200'e yakın kuş türü yaşıyor”  Haberde; “İçinde bulundurduğu gölet ve üniversite içerisinde bir yıl içerisinde yapılan sayımlarda yaklaşık 200 farklı kuş türü tespit edildi.” Şeklinde ifadeler geçiyor. Manyas Kuş Cenneti’n de 239 kuş türü tespit edilmiş. Bu durumda Dicle Üniversitesi alanında 200 kuş türünün tespit edilmiş olması önemli, önemli bir sayı.   Şehirlerden kaçıp soluklanacak ve aslında şehir merkezlerinde de bulunması gereken alanların bulunması ciddi bir ihtiyaçtır.    (Bu bağlamda, Tugay Alanının da bu tarzda dizayn edilmesine dair Urfa toplumunun genel arzusunun dikkate alınmamasının ciddi bir memnuniyetsizlik oluşturduğunu da, yeri gelmişken, hatırlatayım.   Urfa toplumu, kesinlikle bu fikirden vazgeçmemeli, bu konudaki oyalamayı kendine bir hakaret ve haksızlık saymalı, bu işin peşini bırakmamalı ve her fırsatta gündeme getirerek; şehre nefes aldıracak bu müstesna alanın betonlaştırılarak heder edilmesine müsaade etmemelidir.   Bu alanın çok amaçlı değerlendirilmesi, tüm ülkenin katılacağı bir projelendirmeyi hak ediyor. Bu konuda uygun bir proje hayata geçirilebilirse: sadece bir dinlenme yeri ve doğal bir alan elde edilmiş olmayacak; kentin turizminden iklimine; ekonomisinden yaşam tarzına; kültüründen turizmine uzanan ciddi etkileri ve katkıları olacaktır.)    Evet, Harran Üniversitesi’ nin de geniş bir arazisi var. Osmanbey Kampüsü’ nün de arazisi 27.000 dönüm. İçinden Nehir akmıyor ama sulama kanalı geçiyor ve göletleri mevcut. İlle de kuş cenneti olsun demiyoruz tabii…  Şimdi,  Her iki üniversitenin ve genel anlamda geniş alanlara sahip diğer üniversitelerin bu alanlarını daha farklı kullanımlara yönelik dizayn etmeleri, bu yönde projeler geliştirmeleri, bu projelere, üniversitelerinin ilgili bölümlerdeki öğrencilerini de katarak değişik bir çehre oluşturamazlar mı, farklı bir aura oluşturamazlar mı?  Tarım ve hayvancılıkla ilgili araştırma/geliştirme merkezleri kurulamaz mı?  Enerji üretimi ve farklı ekonomik uygulamalar ve faaliyetler başlatılamaz mı?  Bölgeye gelen turistlerin de uğramadan geçemeyeceği bir cazibeye kavuşturulamaz mı?  …  Bu soruları çoğaltmayı yetkililere, medyaya, işin ehli olanlara ve bu konuda duyarlılık, bilinç ve sorumluluk sahibi herkese ve her kesime bırakıyorum.   Selam ve dua ile.