GÜZELLİKLER VE ALLAH SEVGİSİ

 

Akraba ziyareti için çıktığımız yolda, Kayısı, elma, kiraz, erik ve vişne ağaçlarından oluşan çeşitli meyve ağaçlarıyla dolu, şarıl şarıl suların aktığı bir bahçeye rastladık. Yol yorgunluğunu atmak ve biraz dinlenmek için yolumuzun güzergâhındaki bu bahçeye uğradık. Burada bunun gibi birbirinden güzel bahçeler peşi sıra uzanıp gidiyor. Bahçenin arka tarafında da tatlı sulu bir göl görünüyor. Urfa sıcaktan kavrulurken burada gölgelerdeki serinlik neredeyse üşütecek düzeydedir.

Meyvelerinin lezzeti ve çekiciliği kadar ağaçların şekli, yaprakları ve zeminin yemyeşil çimenlerle kaplı oluşu gören herkesin hoşuna gidiyor. Kuşların, cırcır böcekleri gibi çeşitli böceklerin lahuti seslerle ötüşleri, tarifi imkânsız bir ahenk oluşturarak insana güzellikler sunuyor. Elektronik enstrümanların ve ses cihazlarının rahatsız edici ciyaklamalarına inat bahçenin her tarafında sevinç, zindelik ve güzellik dolu bu doğal müzik işitiliyor. Belli aralıklarla farklı ton ve ahenkte yükselen seslerden zakirlerin nöbeti devraldıklarına şahit oluyoruz. Öylesine dinlendirici olan bu doğal ve lahuti müziği insanın o kadar hoşuna gidiyor ki insanda yorgunluk bırakmıyor.

İnsan ister istemez şunu düşünüyor: Bütün bu güzelliklerin yaratıcısı, yarattıklarını insanın hoşuna gidecek şekilde tasarlamış, insanın sevgi ve mutluluğunu dikkate almıştır. Bu büyük resme bakabilen insanlar, yaratıcının eserlerindeki güzelliğini hemen fark ederler. Eserlerindeki sempatiklik, O’nun ne kadar sevgi dolu olduğunu, kullarına sempatiyle yaklaştığını açıkça göstermektedir. O’nun şefkat ve merhametinin yanında “sevginin kaynağı” anlamını ifade eden “Vedud” isminin sahibi olduğunu da ortaya koymaktadır.

Yaratmasında sürekli sevgiyi, güzelliği, sempatiyi esas almasından, Yüce Yaratıcının kullarına azap etmeyi değil, rahmet ve mağfireti hedeflediği anlaşılmaktadır. Affetmek için Ramazan-ı Şerif gibi kutsi zamanlar getirerek sıkça fırsatlar sunması O’nun bu vasfının en bariz delilidir.

Hangi eserini incelerseniz olabileceğin en güzeli olduğunu görürsünüz. Kur’an’da da “Her şeyin en güzelini yaratmıştır” buyurarak buna dikkat çekmektedir. Hangi ağaca, hangi meyveye bakarsanız “bundan daha güzeli olmaz” düşüncesi aklı kaplıyor. Meyvelerin tatları, renkleri, kokuları, şekilleri ve hatta ambalaj biçimi dahi insanın zevkleri ve damağı düşünülerek yaratılmıştır. Bu nedenle insan doğallığa ve doğal ortama düşkündür.

Bu dünyada kullarını bu kadar düşünen, onlara büyük değer veren ve her şeyi onların zevklerine göre tasarlayan Allah’ın buna karşılık istediği sadece şükür ve ibadettir. Bu kadarını da eda etmeyen insan elbette insan ismine layık değildir.

Bütün eserlerinden sevgi ve güzellik fışkırıyor.  Böylesine sevgi ve merhamet kaynağı olan yaratıcıyı sevmek de her kulun hedefi olmalıdır. “Muhabbetullah” denilen bu sevgi insanı gerçek değerine ulaştırır.

Bilinmelidir ki, bir kimsenin gerçekten sevgisini kazanmanın önemli bir yolu da onun sevdiğini sevmekle gerçekleşir. Bir anne oğlunu sever, oğlunu seven arkadaşını da sever. Bu sevgi, oğluna olan sevgisi kadar halisane ve gerçekçidir. Yüce Allah’ın sevgisini yani Muhabetullah’ı kazanmak isteyenler de Allah’ın sevdiğini sevmek durumundadırlar. Allah’ın en çok sevdiği ise Muhammed (ASV)’dır. Bu nedenle ayette en sevdiği kulu olan Peygamberimize (ASV) hitaben “De ki: eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin!” buyurmuştur. (Al-i İmran,31.)