SERMAYE

“Andolsun ki, biz Âdemoğulları'nı asâletli, şerefli ve saygıya lâyık kıldık, ikrama lâyık gördük. Karada ve denizde onlara ulaşım imkânları sağladık. Onlara helâlinden, temizinden ve sağlıklısından rızık ve servetler verdik. Lütufta bulunarak onları yarattığımız birçok varlıklardan gerçekten üstün kıldık.” İsra: 70

Sermaye birikmiş bir para veya mal değildir. Sermaye, bir irade ve işleyiştir. Bugün için sermaye dediğimizde anlamamız gereken tüm yerli memurları ile birlikte küresel kapitalizm ve Neo-liberalizm’ dir. Tüketim, üretim, düşünsel ve davranışsal değerler ve bu küresel mekanizmanın dayattığı yaşam tarzıdır. Bu kapsamlı ve çok yönlü olan, tüm zihinlere, yerlere ve kaynaklara sahip olma niyeti taşıyan emperyalist mekanizmanın adıdır sermaye. 

 

Sermaye, sadece ekonomik alanda değil; ekonomiyi odak noktası yaparak evrensel/küresel normlar ve yaşam şekli dayatan bir odak ve küresel Firavunluğa tekabül ediyor.

Bu işleyişin temelinde haksız paylaşımın kurumsallaştırılması ve süreklileştirilmesi yatmaktadır.

Sermaye dediğimizde önümüze çıkan bu işleyişte her dinden, her yapıdan, her alandan unsurların aynı paradigmaya göre ve aynı hedeflerle hareket halinde oldukları görülür. 

 

Sermaye çalmıyor, el koyuyor. Gasp ediyor. Buna uygun yasalar çıkarıyor. Kamulaştırma, özelleştirme vs yollarla varlıklar başka ellere geçiyor. 

 

Sermayenin yerli uygulayıcıları aynı paradigma ile işleyişi sürdürür ve din, devlet, egemenlik vb birçok unsuru bu süreçte toplumu manipüle etmek için kullanır. Oysa bir anlamda kimi toplumlarda kutsal da denilen devlet, zaten sermayenin ana aygıtı konumundadır. Zira bu işleyişte tek kutsal sermayedir. 

 

Sermayenin ağına düşmüş devletlerin/toplumların, yöneticilerini değiştirerek bu girdaptan kurtulmaları olanaksızdır. Esas olan toplumun/devletin, bu küresel çarktan kurtarılmasıdır. Bunu yapacak olan ise devlet değil toplumun kendisidir. 

 

Türkiye'de en kapsamlı ve denenmiş sistem değişikliği girişimi merhum Necmettin Erbakan tarafından denendi ve başarılı olunabileceği pratikte kanıtlandı. 

 

Sermayenin ağına düşmüş toplumların duruma göre yönetsel kesimleri, rant çevresiyle birlikte üst kesimi oluşturur ve bu kesim, israf/lüks/şatafat, görevlendirilmiş dış harekatlar ve üst tabakanın semirdikçe acıkan karnını doyurması gibi “temel” giderlerden taviz vermez. Bu toplumlarda öz kaynaklara dayalı üretim yasaklanmış/cazip olmaktan çıkarılmıştır. Sistem sıkıştığında ise alttakilerin acısını dindirmek için değil; çarkın dönmesi için borçlanma, vergi, zam gibi daha farklı yollarla kaynak arayışına gidilir. Oysa bu toplumlarda, sadece küresel sermayeye yapılan rant/faiz ödemelerine harcanan haraç miktarı ile ücretlilerin ekonomik tatmini sağlanabilir ve dış borca da asla gerek kalmaz. Necmettin Erbakan'ın son hükümeti bunu, gerçekleştirmek suretiyle kanıtlamıştı.

 

Devleti de işlevsiz hale getiren sermayenin ana bir kötülük olduğunu fark etmek ve onunla doğru bir şekilde mücadele etmek hem insani hem İslami anlamda tüm şerefli toplumların ana görevi, birincil gündemi olmalıdır.

 

Buraya kadar anlattıklarımın amacı fark etmenin sorumluluğu ve gereğini yapmanın mümkün olduğuna dairdi. Zira fark etmez ve sorunu doğru anlamlandıramazsak; çözümü de bulamayız.

 

“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” Tin: 4  “…Onu sınayacağız; bu nedenle, duyan, gören yaptık.” İnsan: 2

 

Bu donanımlar hem bizleri sorumlu tutuyor ve hem de güçlü kılıyor. Gücümüzün farkında olmalıyız. Biz, sermayeden daha güçlüyüz ancak tek hedef etrafında birleşik bir tavırdan yoksun olduğumuzdan, gücümüz dağınık ve etkisiz.

 

Küresel ifsadın etkisiyle yerel bazda da daha güçlü şekilde hissedilen sermaye tahakkümü ve acımasız Kapitalist/liberal uygulamalar, insanlığı yok oluşa doğru sürüklemektedir.

 

Tüm insanların ortak kullanması gerekenlerin devletler eliyle belli kesimlerin mülkü haline getirilmesinden tutun da adaletin, hukukun, ekonomi ve diğer tüm alanlarda alttakiler için işlememesine; tabiatın tahribi ve tüketilmesinden tutun da temel ahlaki ilkeler ve insan fıtratı üzerinde yıkıcı uygulamalara değin ciddi bir çöküş yaşanmaktadır.

 

 Tüm bu yaşananların çözümü, kesinlikle ve kesinlikle vahiydir.

 

Vahiy, tüm yetkileri, tüm statüleri, tüm emanetleri, tüm malikleri, tüm değerleri/değerlilikleri, tüm iyilik ve olumlulukları, tüm kötülükleri belirleyen meşru kaynaktır. 

 

Vahyi referans alarak; neyin ve kimin nerede olması gerektiğini/adaleti, hangi konuda nasıl davranılacağını ve gerekli yetkilendirmeleri tayin ederek bir yol haritası oluşturulması gayet mümkün.

 

Bu konuda hüküm, her şeyin sahibi olan Allah’ ındır.

 

 Her ne kadar Liberalizm, kendisine göreceli bir meşruiyet sağladığı insana dayalı söylemi ve pratiği terk ederek söylem bazında iflas etmiş olsa da; acımasız Kapitalist uygulamaların mekanizması haline gelerek sermayenin bir bileşeni olarak işlev görmeye devam etmektedir.

 

 Sonuç olarak; kendimizi, sonraki nesilleri, aileyi, erdemi, utanmayı, hukuku, ahlakı, emeği, müşterek olanı, itiraz hakkımızı, yaşama hakkımızı, muhalefet hakkımızı, denetleme hakkımızı, eğitim hakkımızı, sağlık hakkımızı, barınma hakkımızı, beslenme hakkımızı, yönetme hakkımızı, doğayı, tüm doğal haklarımızı, ilkeselliği, barışı, insan fıtratını ve özetle haklarımızı yani şerefimizi kurtarmak adına kutsal bir duruşa ihtiyacımız var.

Bu mücadelenin temel hedefi; müşterek olanın aktığı seçkinleri/hırsızları/haydutları bulundukları imkanlardan uzaklaştırmaktır ve topluma ait olanı küresel soygundan korumak ve kurtarmaktır. 

 

Dolayısıyla sermayenin mahiyetini, işleyişini anlamadan, bu mekanizmayı işletenleri tanımadan, ülkemizde de bir benzerinin kimi zaman kriz şeklinde yaşandığı sarsıntıların da kaynak yetersizliği veya ekonomik beceriksizliklerden kaynaklandığı yanılgısından kurtulamayız. 

 

İyimser ve pasif bir bekleyişin derde derman olmayacağı aşikardır. Allah’ın hür yarattığı insanın, hayatını başkalarına köle olarak geçirmesinin, Allah katında büyük bir günah olacağı muhakkaktır. Hiçbir seçeneğimizin olmadığı söylemi bir hile ve yanılgıdır.

 

Rabbim bizleri, küresel haydutların ve onların içimizdeki memurlarının acımasız ve arsız çökmelerinden/çökertmelerinden/ifsadından ve talanından muhafaza etsin. Basiret, feraset ve cesaretimizi arttırsın ve istikametimizi kendine yöneltsin.

Selam ve dua ile.