“İNSAN HAKLARI”, PANDEMİ VE DAYANIŞMA SEFERBERLİĞİ

2020 yılı genel anlamda zayıflar için daha zor oldu. Küresel egemen sistem devam ettikçe hangi yılın nasıl geçeceğiyle ilgili tahminde bulunmak kolay değil. Ama insanlık, umudunu ve moralini korumak, direnme yollarını aramaya devam etmek zorunda. Karanlık, sonsuza dek süremez çünkü. Başakşehir maçındaki ırkçılığa karşı gösterilen tepki, sporcuların diz çökmesi muhteşemdi ve umudumuzu canlı tutmamakta haklı olduğumuzu gösterdi. Bu hareket artık; ayrımcılığa, ırkçılığa, hukuksuzluğa, dayatmaya karşı bir karşı druş/direniş samp-img width='1.33' height='1' layout='responsive'esi oldu. Artık diz çökmek; teslim olmak değil; karşı durmanın, reddetmenin işareti. Bu karşı duruşta kötülüğün samp-img width='1.33' height='1' layout='responsive'esel odağı ise ABD oldu. Artık ırkçılık denince akla ilk gelen odan ABD’ dir… Küresel sömürü sistemini sürdüren odakların insan hakları, barış, sağlık/aşı ve benzeri olumlu söylemlerine de artık güvensizlikle yaklaşmakta yeryüzü mazlumları. İnanmıyoruz artık bu haydut ve dayatmacı odakların zihniyetlerine. Bunların; iyiler/zayıflar/mazlumlar/ötekilerin boyunlarında duran dizleri bizleri gittikçe daha çok incitiyor. Bu zalim dizlere karşı diz çökeceğiz/direneceğiz. İnsan hakları derken de yalan söylüyorlar. https://www.gazeteipekyol.com/insan-haklari-yalani-makale,12864.html Bugünün manzarasına bakalım. İnsan hakları masalını mucitleri ülkelerin/odakların nerede dizleri mazlumların boynunda değil? Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen İl Başkanı İbrahim Coşkun' un mesajına göz atalım: "Sömürge düzeni sürüyor, insanlık ölüyor.... İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ilan edilmesinin üzerinden 72 yıl geçmiştir. Bildirge, insan haklarını koruyup gözetmeyi, her insanın, her örgütün ve devletlerin uymak zorunda oldukları temel ilke olarak benimsemiştir. Ancak, evrensel değerleri ayakta tutmak, insanı korumak, haklarını savunmak idealiyle gündeme getirilen ve tüm dünyaya ilan edilen bu bildirge, maalesef insanlığın hiçbir mağduriyetine çare olmamış, olamamıştır. Bu bildirgenin varlığına rağmen, insanlık, ne yazık ki önleyici, etkin bir irade gücü ortaya koyamamıştır. Bugün dünyanın birçok coğrafyasında emperyalist güçler sömürü düzenlerini devam ettirmekte, insani değerlere karşı saldırılar sürmekte, hak ihlalleri dayanılmaz boyutlara ulaşmaktadır. Bazı coğrafyalarda savaş normal hayat düzeni, terör gündelik olay, mültecilik kader; barış, huzur ve adalet sıra dışı bir hâl almıştır. Haksızlık, sömürü, açlık, ölüm, şiddet, istismar sıradan; hukuk, adalet, eşitlik sıra dışı olmuştur. Haksızlık artık bireysellikten çıkmış, bazı ülkelerin yazgısı hâline gelmiş; şiddet kanıksanmış, zulüm egemenlik enstrümanına, körlük ve sağırlık bir iletişim biçimine dönüşmüştür. Srebrenitsa’da, Hocalı’da, Halepçe’de, Doğu Türkistan’da yaşanan soykırımlar bu dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş; Filistin, Irak, Afganistan, Suriye, Libya göz göre göre işgal edilmiş; iç savaş, salgın ve açlık insanlık tarafından Afrika’nın normal hâli gibi kanıksanmıştır. Aylan Bebeklerin cansız bedenleri sahile vuruyor, George Floydlar sırf ten renginden dolayı sokak ortasında resmî üniformalılar tarafından katlediliyor, Pierre Webolar maç esnasında stadyumda ırkçı saldırıya uğruyor. İslamofobi bilinçli bir şekilde yaygınlaştırılıyor, Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (SAV) yapılan hakaretlere başka konularda özgürlük savunucusu, barış elçisi olanlar sağır ve dilsiz kalıyor. Mescid-i Aksa’ya yönelik çirkin saldırılar karşılıksız kalıyor. Bütün bunlar göstermektedir ki, başta Batı olmak üzere, birçok devlet için bazı temel insan hakları bile sadece kendileri için geçerlidir. Dünya, insan hakları konusunda bu ‘Aralık’ta da sınıfta kalmıştır. Bugün dünyanın vicdanlı tüm insanlarının, uluslararası kuruluşların, hükûmetlerin önündeki en büyük görev, insanlığı tehdit eden tehlikelere karşı tedbir almak, maddi ve manevi tüm tahripleri ortadan kaldıracak adımları atmaktır. Siyasetçilerin, sivil toplum örgütlerinin, medyanın ve münevverlerin bu konuda sorumluluğu büyüktür, hassasiyetleri de o oranda yüksek olmalıdır.” https://www.gazeteipekyol.com/gundem/coskun_somurge_duzeni_suruyor_insanlik_oluyor...-h57574.html DAYANIŞMA SEFERBERLİĞİ Öncelikle kendi adıma şunu belirtmeliyim. Başkasına zarar verme hakkımız yoktur. O yüzden tedbirlere uymalıyız. Aşı karşıtı olmayalım ama küresel kötülük odaklarının aşı ve sağlık gibi faaliyetler gölgesinde yürüttükleri kirli bir sicilleri olduğunu da bilelim. Bu hususları dile getiren her kesimden ciddi araştırmacılar/otoriteler var. Bunları komploculukla suçlamayalım. Aşı süreçlerinde şeffaflık, güvenirlilik ve sağlık/olası riskler gibi hususlar önemlidir. Bu bakımdan, güvenilirliği kanıtlanmamış, içinize sinmeyen bir aşılama dayatıldığı zaman, kabul etmeme hakkınızın olduğunu ve bu hakkın, temel insan hakkı olan; insan hayatının değerliliği ve yaşama hakkına dayandığını unutmamalıyız. Pandemi sürecinin etkileri yeniden nüks etti ve daha can yakıcı biçimde arttı. Mart ayında başlayan tedbirler ve toplumsal dayanışma oldukça kapsamlı başlamıştı. Şimdi durum daha vahim. Biraz yorulma, biraz bıkkınlık olsa da ufuktaki ışığı görmek ve umudumuzu kaybetmemeye dayalı bir ruh halinde olmak istiyoruz. Yeni kısıtlamaların başlamasıyla işsizliğin artması, esnafın iş yapamaması, borçların artması ve benzeri durumlardan dolayı ekonomik sıkıntılar ön sırada gelmektedir. Bu durum dayanışma ve yardımlaşmanın devam etmesi gereğine de işaret etmektedir. Bu kışı atlatmak, zorluk çekenlere ulaşmak, üşüyen çocuğa, hastaya, yaşlıya, yoksula, darda olana ulaşmak çok önemli. Seferberlik diyorum çünkü herkesin yapabilecekleri vardır. Kimisi, gıda, kimisi bir tablet veya bir çocuğa giysi, oyuncak, kimisi nakit olarak katkı sunabilir. Komşumuz, akrabamız, yakın dost ve arkadaşlarımızdan tespit yapmak hiç zor değil. Bu işi STK lara bırakmamalıyız; onlar zaten ellerinden geleni yapmaktadırlar. Toplum olarak, seferberliğe ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Kışın bitmesiyle ışığın görüneceğini umut ediyorum. Ama bu kışı güzelliklerle/dayanışarak geçirelim. Urfa bu konuda güzel örnekliklerin şehri. Fırındaki, bakkaldaki borç defterlerini sildirmelere tanık olduk. Azımsanmayacak ölçülerdeydi. Önemli ve değerli bir örneklik… Herkes kendi alanıyla ilgili seferber olmalı. Medya da, kanaat önderleri de. Bu yıl bazı farklılıklara da imza atılabilir. Ramazan’ı, Kurban’ı beklemek yerine şimdiden bazı şeyler yapılabilir. Kurban kesmek isteyen neden şimdi kesemesin? Bildiğim kadarıyla durumu elverenler; bir sonraki yılın zekatını da verebilmekteler. Yani bu tarz uygulamalar üzerinde durulmalıdır. Aşevini ayakta tutmak da elbette önemli. Bu hususta kanaat önderleri de önayak olmalı. Toplum olarak bu zorlu sürecin sonsuz olmadığı bilinciyle, zorlukları, hep birlikte el ele vererek, dayanışarak, karınca misali herkesin elinden geleni yapmasıyla aşacağımıza inanıyorum. Gerek ülke ve gerekse Urfa olarak, her zaman olduğu gibi, bu süreçte de İbrahim cömertliğinin sürdürüleceğinden şüphem yoktur. Rabbim, yardımcımız olsun.