RAMAZAN BİTERKEN

En değerli ay olan Ramazan ayının son günlerindeyiz. Ülkemizde ve bölgemizde hareketli, canlı geçen Ramazanlarımız vardı. İnsan sirkülasyonunun özellikle iftardan sonra canlandığı akşamlarımız vardı. Geçen yıl ilk kısıtlı Ramazan Bayramını yaşamıştık. Oldukça hüzünlü bir deneyim olmuştu. Maalesef bu yıl da bayramda kısıtlı olacağız, inşallah son kısıtlı bayramımız olur. Bakara Suresinin 155.ayeti şu şekilde: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” Bu ayetin bu güne ne derece tekabül ettiği ayrı bir konu ama kısıtlılık ve eksiltme ve diğer sıkıntıların zorluklarına karşı bir sabır/direnç gerekliliği üzerinde durulması gereken bir husus. Yaşanan zor sürecin toplumları ciddi ölçüde yıprattığı ve sabrını zorladığı bir gerçek. O günkü imkânsızlıkları da göz önünde bulundurursak, tarihte yaşanan salgınlar ve salgın koşullarının çoğunun toplumları çok daha ciddi kırdığı, büyük kitlesel ölümlere yol açtığını biliyoruz. İşin birçok boyutu olmakla birlikte salgın sürecinde yaşanan ikinci Ramazan ayı ve genel anlamda da salgın ve beraberinde getirdiği zorlukları bir imtihan, sabredilmesi gereken bir süreç olarak değerlendirip; kendimizi ona göre bir muhasebeye çekip çekmediğimiz üzerinde durmak istiyorum. Bu soruları ilkin kendime sorduğumu samimiyetle belirtmek isterim. İnsanın, çok da mağrurlanmaması gerektiği ve dünya hayatına çok da bel bağlamamasını hissedebildik mi? Allah’ ın bizi test ettiğini hissedebildik mi ya da bu ihtimali ön plana alabildik mi? Bu süreçte zorluk yaşayan kesimlere maddi ve manevi destek olabildik mi ve onlarla dayanışmada bulunabildik mi? Önceden/serbestken belki de fazla hakkını veremediğimiz insan-insan ilişkisinin değerini, gereğini ve önemini hissedebildik mi? Ramazan’ ı coşkulu ve Allah’ ın rızasını kazanma noktasında hayırlı etkinliklerle geçirmenin ne derece büyük bir nimet olduğunu hissedebildik mi? Anne baba, akraba eş dost, komşu başta olmak üzere insanların bire bir buluşması, selamlaşması, bayramlaşmasının önemi ve gereğini hissedebildik mi? Sıla-i Rahim’ in, özlemenin anlam ve önemini, ahde vefanın insani ve rahmani yönünü hissedebildik mi? Genel anlamda kıymet bilmezliğimizin olduğu hususların kıymetini anlayabildik mi? Yaşanan ölümler, hastanelerde ki sıkıntılar, sıkıntıda olanlar, borçlananlar, iflas edenler, intihar edenlerin bize anlatmak istediklerini işitebildik mi? Haksızlıklar karşısında daha cesur olabildik mi, empati yapabildik mi, sağlıklı bir eleştiri ahlakı edinebildik mi, sorunlara çözümcü yaklaşımlar geliştirebildik mi? Kısıtlı olmanın sıkıntıları olmakla birlikte avantajları da olduğunu fark edebildik ve aile içi iletişimimizi geliştirebildik mi, çocuklarımızla dini, insani ve ahlaki etkinlikler gerçekleştirebildik mi? Genel anlamda ve her yönüyle başta kendi durumumuz olmak üzere, ailemizin, çocuklarımızın, toplumumuzun ve bölgemizin hatta dünyanın durumu ve gidişatı konusunda bir tefekkür ve muhasebe yapabildik mi? Kendimize, acımasız küresel sitemin mahiyetiyle ilgili sorular sorabildik mi ve dünya mazlumlarına, zayıflarına yaşatılan acıların önüne nasıl geçilebileceği, her türlü sömürünün tabiatı/mahiyeti hakkında ve küresel sistemin sömürü düzeni karşısında nasıl konumlanmamız gerektiğiyle ilgili tefekkürde bulunabildik mi? Zalimlerin karşısında; mazlumların yanında durmanın imani ve insani bir gereklilik/şeref/görev/sorumluluk ve erdem olduğunu hissedebildik mi? Allah’ ın önem verdiği ‘kul’ sıfatının künhüne varabildik mi? Hesaba çekileceğimizi, ölümün çok da uzak olmadığını bilebildik mi? Israf, adaletsizlik ve haramlar karşısında elimizden geldiği kadar duyarlı bir konumlanma sergileyebildik mi? Bencilliğimizi, kibrimizi terbiye edebildik mi? Sadece kendimize karşı değil ve sadece insanlardan değil; sonraki kuşaklara, doğaya, börtü böceğe karşı da sorumlu olduğumuzu ve doğayı talan edercesine, sonraki kuşakların haklarını da ihlal ederek, hunharca, kirleterek, kaynakları hızlıca ve yoğun şekilde tüketerek, yeşili katledip doğada yaşayan diğer canlılara zulmederek, her yeri betonlaştırarak, suyun ve havanın kıymet bilmez şekilde kullanımının ve ısrafının kuraklık ve küresel ısınma gibi küresel ölçekli sorunlara yol açabileceğini ve bunun öteki dünyada da hesabının olacağını idrak edebildik mi? Küresel Kapitalist sömürü/üretim/tüketim sürecinin dünyanın kaynakları ve tabiatın dengesini geri dönülmesi zor bir şekilde bozmak üzere olduğunu, insanın doğasıyla da oynama gibi bir cürette de bulunduğu; bizim de bu sürece; onların istediği ve düzenlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan bir tüketici formunda olduğumuzu fehm edebildik mi? Ramazan biterken, bu ayın ve bu bayramın kısıtlı son Ramazan olmasını dilerim. Yaşanan bu zorlu imtihandan Rabbimizin rızasını kazanmış olarak çıkmayı Rabbimizden diler herkesin bayramını şimdiden tebrik ederim. Selam ve dua ile.