RAMAZAN VE KORONA

Ramazan ayını buruk duygularla geçiriyoruz. iki ayı aşkın bir süreden beridir yaşadığımız korona virüsü belasından mütevellit tecrit olma durumu, özgürlüğümüzün kısıtlanması, camilerin kapanması ve daha bir çok sebepten ötürü bu yıl ramazan sönük geçiyor. Gerçi Bu musibetler az da olsa ramazan ayının dua, niyaz, yakarış ayı olması gerektiğini, Ramazanın bir çılgınlık ve yemek panayırı ayı şeklinde idrak edilmemesi gerektiğini bize ihtar etti ama yine de aşırılığa kaçanların olduğu muhakkaktır. Bu ramazan alış veriş yapma telaşının nispeten az olduğunu, çarşı ve pazarların, marketlerin fazla hareketli olmadığı söylenebilir. İnsanların hastalıklara bulaşma korkusundan kaynaklı bir çekingenlik ve endişe içerisinde bir ramazan ayı idraki içerisinde oldukları söylenebilir. Geçen yıllarda Ramazan ayında yiyecek tüketiminin azalması gerekirken çoğalması, bir ibadet ayı olan ramazan ayında israfın en üst düzeye ulaşması düşündürücüdür. Dünyada her gece en az sekiz yüz milyon insan aç olarak uyurken, Müslümanların bir kısmının da oruçlu olduğu tüm vaktini iftarda yiyeceği yemekleri planlayarak, çeşit çeşit yiyecekler hazırlamaları, büyük bir kıtlık çıkacakmışçasına market raflarına saldırmaları ve bunu "ramazan için yapıyoruz" demeleri oruç ibadetinin ruhu ile asla bağdaşmamaktaydı. Oruç ibadetini idrak ederken ibadetin amacından uzak, “daha çok acıkayım da iftarda yemeklerden daha fazla haz alayım” düşüncesinin nispeten hâkim olduğunu görüyorduk. Ramazanda ekmek ve yemek israfının normal zamanlara göre birkaç kat artması bunun en iyi göstergesiydi. Her akşam ve sahurda taze ekmek yeme alışkanlığı bir akşam önce alınan hatta iftarda alınan ekmeklerin sahurda bayatlamış bahanesi ile yenmemesi kalan ekmeklerinde çöpe atılmasına sebep olmaktaydı. Orucun asıl gayesinin insanı "aç" bırakmak olmadığını, insanlara "açları" anlatmaya çalıştığını bilmemiz gerektiğini, Aç olan insanların halini en iyi anlayabilmenin de ancak aç kalmakla mümkün olduğunu ve sahip olduğumuz bütün nimetlerin farkına vararak Allah’a şükretmemiz, hayatın asıl gayesinin ibadet olduğunu düşünmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Soframızda ağız tadımıza uymayan sevmediğimiz bir yiyecek bulduğumuzda şikâyetçi olup onu reddetmek yerine, karınlarını doyurmak için bile hiç bir şey bulamayan insanları düşünmemiz gerekir. Ramazan orucu açlık çeken insanların halini anlamak ve bizim sahip olduğumuz nimetlerin farkına varmak için mükemmel bir uygulamadır. Bu mükemmel uygulamayı amacının uygun gerçekleştirmek gerekir. Nimetlerin tamamını veren Allah’a hamd etmek O’nun emirlerini yerine getirmek ile mümkündür. O halde her an, Allah’ın “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz” emrini hatırda tutmak gerekir diye düşünüyorum. İnsanların Ramazan günleri ile diğer günler arasında alış veriş açısından hiç bir fark olmaması gerektiğini, gerçekte bir nefis terbiyesi ve nefsi dünyevi heva ve heveslerden uzak tutma ayı olması olarak bilmesi gerekiyordu. İşte bu virüs sayesinde zoraki de olsa bu yıl bu biraz gerçekleşti sanki... Az da olsa Ramazan ayının manevi ruhuna bir uygunluk var. Mesela, israfın en üst perdeden gerçekleştiği gösterişli şaşalı iftar yemekleri, sahura kadar yeme çılgınlıkları, Ramazan ve İslamiyet ile hiç alakası olmayan etkinlikler, Oruç dahi tutmayan, dinle zerre alakası olmayan insanların iftar yemeklerinde boy göstermeleri, iftar düzenlemeleri veya iftar yemeklerine katılmaları bu yıl yok. Dünyanın birçok bölgesinde insanların başına bela olan korona virüs belasının aslında tüm Müslümanların ve insanların ibret alması noktasında önemli bir durumdur. İsrafın, savurganlığın, har vurup harman savurmanın önüne geçmek için de çok ciddi bir mesaj olduğu kanaatindeyim. Ramazan dışında yemek hazırlığı nasıl yapılıyor ise Ramazan ayında daha fazla değil, tabir caiz ise "bir tık" daha az olması gerektiğine inanıyorum. Hülasa; "bir musibet bin nasihatten daha iyidir" düsturu ile inşallah bu virüs belasından da gerekli dersleri alabilmeyi nasip etmesini yüce Allah'tan niyaz ederim. Afiyette kalın Hayırlı Ramazanlar dileğiyle. Samburek47@gmail.com