YAZI VE KİTAP

İlk insan ve ilk peygamber Âdem (AS) olduğuna göre, kendisine verilen on Suhûf’tan oluşan kitap da yeryüzüne gönderilen ilk kitaptır. Kitap “yazmak” anlamındaki “k-t-b” kökeninden türemiş bir isim olduğundan, yazı ile ifade edilen bilgilere kitap denilmiştir. O halde ilim sıfatının sahibi olan Allah, yazıyı ve Kitabı da insana öğretmiştir. Yani ilk insana ilk kitabın Allah’tan gelmesi, yazının mucidinin insan değil, Allah olduğunun açık bir kanıtıdır. Peygamber (ASV)’a ilk vahyedilen ayetlerde de bu husus vurgulanmıştır: “Oku! İnsana kalemle yazmayı öğreten, bilmediklerini öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” (Alak, 3-5) İlk vahyedilen emrin “oku!” olmasıyla da yazının, kitabın ve okumanın insan için en öncelikli olduğuna dikkat çekilmiştir. İnsan diğer canlılardan farklı olarak okuma ve yazma yeteneğiyle donatılmıştır. İnsan eğitimle ve ilimle tekemmül eder. İlmin zaptedilmesi ve aktarılması da yazı ve okuma ile yani kitapla gerçekleşir. Peygamber (ASV)’ın içinde yetiştiği toplum okur-yazar değildir, kitap bilmezlerdi. Bu nedenle bilgi ve kültürlerini birbirlerine ve sonraki nesillere ancak hafızadan hafıza naklederek yani ezberleme yoluyla aktarırlardı. Hafıza ise unutulmaya maruz çeşitli zorlukları bulunan bir yöntemdi. Ezberlemeyi kolaylaştırmak ve uzun süre hafızada kalmasını sağlamak için şiir yaygınlaşmıştı. Çünkü kafiyeli ve ölçülü sözlerden oluşan şiir kolaylıkla ezberlenebilir, hafızada uzun süre kalabilir. “Cahiliyye” olarak adlandırılan o dönemde şiirin önemsenmesinin ve revaçta olmasının nedeni buydu. Peygamber (ASV) Allah’tan aldığı emirle, ilk vahiyden itibaren, ayetleri vahiy kâtiplerine yazdırarak ve yazı bilen herkesin de yazmalarını sağlayarak okuma-yazmayı en önemli duruma getirmiş ve yaygınlaştırmıştır. İlk nazil olan Alak sursinden sonra ikinci sırada nazil olan sureye “Kalem” adının verilmesi bu açıdan çok manidardır. Dikkat çekici “nûn” harfiyle başlayan ilk ayette “Kaleme ve kalemle satır satır yazdıklarına yemin ederim” şeklinde yeminle bildirmesi, Kur’an’ın ilk günden beri yazıldığını ifade ettiği gibi yazı ve kalemin önemini de açıkça gözler önüne sermektedir. Peygamber (ASV) okuma yazmayı teşvik etmek üzere ”ilmi yazıyla zaptediniz.” buyurmuştur. İlimin yazıyla olan ilişkisine dikkat çekmiştir. Elbette yazı ilmin aracıdır. Peygamber (ASV)’ın ümmi olması (okur-yazar olmaması) onun için bir kusur değildir, çünkü ilmi vahiyle almış, bütün insanlardan her konuda daha bilgili olmuştur. O’nun (ASV) ilmin aracı olan okuma yazmaya ihtiyacı yoktur. Tarihin her döneminde okuma-yazma bilenler, bilmeyenlere göre daha önemli konumda sayılmışlardır. Kur’an, okuma-yazma bilen ve tahrif edilmiş dahi olsa kutsal kitaplarını okuyanları “ehl-i kitap” ismiyle değerlendirmiş ve onlara diğer inkârcılardan farklı bir ayrıcalık tanımıştır. Örneğin ehl-i kiab’ın kestiği yenir, onların kızları mümin erkeklerce nikah edilebilir. (Maide, 5) Çağımızda okuma-yazmanın insan için ne kadar vazgeçilmez bir önem arz ettiği bilinmektedir. Her geçen gün ilim için kitabın ve okumanın değeri daha iyi anlaşılmaktadır. Ancak ne yazık ki, teknolojik görsel envanterler yazı, kitap ve okumaya olan ilgili azaltmış görünüyor. Görsel aygıtlar, aklı, zihin ve hafızayı yormadığı zannedilse de bu büyük bir yanılgıdır. Bilgisayar belleğinde görüntü ve resimlerin çok yer kapladığı bilinmektedir. Aynı şekilde insan hafızasında da bunların çok yer işgal ettiği unutulmamalıdır. Zihnin görüntü ve resimlerle oyalanıp asıl maksat olan ilmi engellemesi doğru değildir. Hafızada unutkanlığın artmasına da doğal olarak neden olur. İnsanın tekemmülü için gerekli tüm ilimlerin en kapsamlı kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Bütün kitaplar onu anlamaya aracılık ettiği ölçüde değer kazanır. Bu nedenle bir ismi de “el-Kitab” olmuştur.