KARANLIK VE UMUT

Küresel irade, dünyayı nefessiz bırakma, kuşatma ve karartmayı sürdürülmektedir. Büyük güçlerin rekabet ve kavgası en çok zayıfları etkilemektedir. Hem dünyanın, hem bölgenin, hem de kendi halimizin içle acısı haline durup baktığımızda; gidişata, değerlerin bunca ayaklar altına alınmasına, ahlaki erozyona, eminlik vasfının kaybolmasına, kadim değerlerin aşınmasına ve değersizleştirilmesine tanık oluyoruz. Hatta insanın kendini değersizleştirmesine bakıldığında insanın içinden hiçbir şey söylemek, hiçbir şey yapmak, hiçbir şeye katılım sağlamak gelmiyor. Tabii ki bu ifadeden maksat karamsar bir tablo çizmek değil. Ebette ki İnsanoğlu umutlu olmalı, umudu canlı tutmalı. Ayakta durabilmeli, her şeyin gelip geçici olduğunu çünkü yaşaması için bunun böyle olması gerektiğini bilmeli, bazen gerçekten bu kadar da olur mu denecek bir durma gelmiyor değil. Genel anlamdaki bu karanlık tabloda aç ve nefessiz bırakılarak teslim alınmak istenen ötekiler ne yapmalı sorusunu tartışmalıyız. Her toplumun bu sıkışıklıktan çıkmak için kendi şartları ve çözüm yolları olmakla beraber; birlik ve dayanışmanın ise bu toplumlar için kaçınılmaz olduğu sabit bir gerçeklik ve gerekliliktir. Bu bağlamda bölgemiz en sıkıntılı ve sıcak alanı oluşturuyor. Salgın şartları, sistemsel sorunlar, yanlış tercihler, bazı yanlış ve eksiklikler/plansızlık, iç ve dış siyasi baskılar gibi etkenler, toparlanmayı imkansız denecek derecede zorlaştırmıştır. Böylesi durumlarda iç dayanışma ve danışma, ortak akıl ve ortak kararlarla karanlığı yarmak ve ilk ışığı elde etmek mümkündür. Bu tür durumlarda toplumun önde gelenleri, yetki ve sorumluluk sahiplerinin kumar oynamaları, toplumun kaderiyle oynamaları anlamına geleceği için; oldukça korkunç sonuçlar da doğurabilir. Bu bağlamda tecrübe ve öngörülü, liyakatli ve emin olanlara müracaat, demin de bahsettiğim gibi, hayli önemli ve gerekli. Ne toplumumuzun ne de siyasilerimizin henüz Erbakan gibi öngörüsü yüksek bir siyasi toplum liderinden alması gerektiği ölçüde ders aldığını söylemek, kanaatimce gerçekleşmemiştir. Daha ortada ne fol ne yumurtanın olmadığı bir dönemde ‘kanlı mı olacak, kansız mı’ diye bir retoriği ortaya atması ilkin hiç anlaşılmamış ve tuhaf karşılanmıştı. Kanaatimce, iktidara geldiğinde; engelleneceğini öngörmüştü. Nitekim baskılar karşısında, toplumu riske etmemek adına kansız bir şekilde iktidardan feragat etti. Erbakan hoca bize ve dünyaya bazı şeyleri gösterdi. Mümkündür kavramına adeta yeni bir anlam kazandırdı. Kısacık hükümet döneminde her alanda attığı adımlarla nelerin mümkün olabileceğini gösterdi. Bize bir yol gösterdi. Demek ki; varmış, mümkünmüş, olabiliyormuş. Öyleyse neden olmuyordu? İşte soru ve cevap ortada. Erbakan’ın bu topluma olan düşkünlüğüne karşın; bu toplum onu anlamak ve mümkün olduğunu görmeye yanaşmak adına aynı tavrı koyamadı ve rizikosuz bir yaşam tercih edildiğinde köprünün karşısına geçilebileceğine inandırıldı, bu yanlış bir tercihti. İsrail’ i kuran ve ayakta tutan iradenin; onun güvenliği için etrafındaki ülkeler başta olmak üzere direnç gösterebilecek ülkeleri darmadağın etmesi ve İsrail’ e mecbur etmesinin yetmeyeceğini, bölgenin tamamının bir şekilde işgal edilmesinin hedeflendiğini Erbakan Hoca o gün görebilmiş ve bize göstermişti. Bu gerçek yaşanıyorken farklı bir politikanın izlenmesinin dış politikayı başarılı kılması ve toplumun bekasını mümkün kılması düşünülemez ama toplum bunun ne derece farkında? Evet, yapabiliriz, küllerimizden doğabiliriz. Ne derece sıkıştırılmış ve kuşatılmış olsak da doğru bir tercihle tüm karanlığı aydınlatabiliriz. Çünkü biz kadim dinlerin/geçmişin bilgisine sahibiz. İnsanların/toplumların nasıl çığırdan çıkabileceğinin haberlerinden haberdarız. O yüzden biz, dini; büyük bir nimet olarak biliriz. İstikametimizi doğrultup Allah’ a dayandığımızda kazanmamızın mümkün olduğuna inanırız. Biz; Musa’ yı da Firavun’ u da tanırız. Tek sorun biraz dikkat etmek, ferasetli olmak, ön görülü olmak ve Firavunların çoğunun -özellikle İslam toplumlarındaki küresel Firavunların temsilcilerinin- bize benzeyenler olduğunu fark etmek. Sonuç olarak; toplumun, bizlerin düzelebilmesi ve işe koyulması ancak çözüm getirebilir. Umutlu olalım ve bu zifiri karanlıktan ışığa; bu uçurumun kenarından dosdoğru bir istikamete ve yola yönelelim.