HIRS VE DOYUMSUZLUK İNSANI ESFEL EDER

Hırs veya başka bir tabirle doyumsuzluk (tamahkârlık); insanın beden ve gönül sarayını tahrip eden iki tane amansız manevi hastalıktır… Bu hastalığın bulaştığı insanların; merhamet ve acıma duyguları körelir. Vadiler dolusu mal ve servet, onların gözünü doyurmaz… Çünkü gönül dünyalarını, başkalarına yer bırakmayacak kadar daraltmışlardır! Hırslı insan, sadece kendini düşünür; başka insanların elindekine göz diker, yedikçe acıkır; acıktıkça yer ve tam manasıyla egoizm girdabında yalnızlaşarak, sonunda boğulur… Hırs ve doyumsuzluğun istila ettiği insanlar; bazen akrep, bazen de yılan gibi acımasız olurlar. Menfaatleri söz konusu olduğunda; başkalarına asla acımazlar. Başka insanların geçmişte onlara yaptığı iyilik ve ihsanı, bir çırpıda silip atacak kadar nankör, inkâr edecek kadar da münkirdirler… Akrep gibidirler çünkü, iyilik gördükleri insanlara,en can alıcı zamanlarında zarar vermekten çekinmezler. Yılan gibidirler çünkü, fırsat buldukları an atağa geçip, ısırırlar… Evet, hırs; manevi bir hastalıktır ki, bu hastalığın tek bir tedavisi vardır: “Tahkiki bir İman, Salih amel ve kararlı bir tevbe!... Bunun dışında, dünyanın tüm hekim ve doktorları toplanıp bir arayagelseler dahi; bu hastalığındef’ine bir çare bulamazlar… Hakikaten hiç düşündük mü? Mesela, neden tefecilik ve ihtikâr yapan insanların çoğu; cimri ve pinti olurlar? Çünkü onlar, kendi nefislerinden başkasını düşünmedikleri halde, kendi kendilerine bile eziyet ederlerde, farkında değiller. Düşünselerdi, zaten insan gibi yaşar ve insanlığa fayda sağlayacak işler yapmak için biraz gayret sarf ederlerdi! Hırs hastalığına yakalananların birçoğu; toplumun en adi ve en pejmürde insanları olarak yaşarlar. Çünkü onlar,sağlıklı bir şekilde yiyemezler, içemezler; biriktirdikçe biriktirirler, biraz daha, biraz daha, daha, daha derken; zaman olur ki yemeye içmeye bile zamanları kalmadan;kapılarına ecel dayanıp, amansız hastalıklarınistilasına uğrayıp öbür tarafı boylarlar… Evet, Hırs ve tamahkârlık; bulaştığı insanı, Ahsen’i takvim sıfatından çıkarıp, esfeli Safiline düşürüp gark eder… Geçmişin muhasebesini asla yapma melekelerini yitirdikleri için, hep yarınların hesap kitabını yapar dururlar. Geçmişte çekmiş oldukları sıkıntılardan ders çıkarma gibi bir dertleri ve düşünceleri yoktur, çünkü burunları havada, başları kalkık, bedenleri kibir kirleriyle sıvanmıştır. Başkalarının sırtına binmekten çok zevk ve keyif alırlar. İşleri bittiğinde, bazen babalarına bile acımadan kast ederler. Dedik ya bunlar Akrep gibidirler. “Hz. Mevlana şu kıssayı ne güzelde anlatır: “Bir gün bir akrep ırmağın kenarında dolaşıyordu. O anda bir kaplumbağa akrebin yanına gelip ona; Burada ne yapıyorsun? Diye sordu. Akrep de; Ben ırmağın öte tarafına geçmek için bir çare arıyorum. Çünkü benim bütün yavrularım ırmağın öte yanındadır’ diye cevap verdi. Kaplumbağa akrebin bu haline çok üzüldü ve onu sırtına alıp su üstünde yüzmeye başladı. Irmağın ortasına gelince akrebin fıtratı gereği sokmak arzusu uyandı. Kaplumbağanın sırtına iğnesini dokundurdu. Kaplumbağa, ‘Ne yapıyorsun?’ diye sordu. Akrep, ‘Hünerimi gösteriyorum. Sen bana iyilik edip yarama merhem koydun. Ben de sana iğnemi sokuyorum. Benim göstereceğim şefkat de ancak budur’ dedi. Bunun üzerine kaplumbağa hemen suya daldı. Akrep de boğulup gitti.” (Doç. Dr. Yusuf Çetindağ/ Osmanlıyı müjdeleyen Mevlana. Sh: 106) Aslında burada anlatılan, Akrep kaplumbağa misalinden; birçok ders ve ibret çıkarmak mümkündür. Hırslı ve doyumsuz insanlarda mizaç olarak aynen, bazen akrep, bazen de yılan kesilirler… Kendilerinden başkalarını düşünmediklerinden dolayı, hayatın tüm alanlarının onlara ait olmasını isterler. Lakin unutulmasın ki, bu tipler; üç günlük dünya hayatlarında biraz cirit atıp şımarsalar da; adlarından biraz bahs edilse de (!), yatları katları; kasa ve keseleri dolu olsa da; menzilleri meçhul ve meşru bir gayeleri olmadığından dolayı, hiç ummadıkları bir zamanda; uğrunda can verip can aldıkları her şeylerini, mirasyedilere bırakarak, çıplak bir şekilde tahta ata binip yüce mahkemede; akrepliklerinin hesabını vermeye giderler… Yüce Allah, cümle Müslümanları; hırs ve doyumsuzluk hastalığından muhafaza buyursun. Selam ve dua ile. 02 Nisan 2018.