ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN İTİBARI VE 24 KASIM

Öğretmenlik, eğitim, öğrenme toplumun en önemli ve sürekli olguları arasında yer alır. Hedefler, araçlar, süreçler değişse, gelişse bile bu kavramların önemi ve gereği yine de devam edecektir. Eğitimde hedef; ekonomik/fiziksel başarılarla; süreç ise okullar ve öğretmenlerle kısıtlanmamalıdır. Kişi ve toplumun uyumuna uygun tüm beceri ve donanımların eğitilmesi/verimli hale getirilmesi, öğrenmenin öğrenilmesi ve eşitçe ulaşılabilir olması, bilgiye ulaşma ve eğitimde fırsat eşitliği ile üretilen ve kazanılan bilgi ve yeteneklerin tüm toplumun yararına sunulması, erdemli bir toplum oluşturarak var olma misyon ve vizyonunu idrak edebilmesi eğitimin temel hedefi olmalıdır. Yarışma, başarma yerine gelişme ve dayanışma; tüketim yerine üreticilik yetenekleri kazanma; kazanma yerine paylaşma; para endeksli bir meslek yerine sevebileceği ve yapabileceği bir meslek; okul yerine hibrit veya serbest zamanlı mekan ve faaliyetler; zorunlu yerine isteğe bağlı; sınav yerine okuyabilme gibi daha da çoğaltabileceğimiz örnekler üzerinde konuşmalıyız. Öğretmenliğin saygın hale gelmesi; nasıl bir insan/toplum olmaya verdiğimiz kararla ilgilidir. Bir toplumda değerlerin, erdemlerin o toplumca itibar edilen ilkeler olmasıyla öğretmenlerin saygın olması ilkesi birbiriyle orantılıdır denebilir. Bu bağlamda tıpkı hakimliğin de bir meslek olarak görülmemesi gibi öğretmenliğin de bir meslek ve kariyer olarak değil bir konum olarak görülmesi gerekir. İşin bilgi üretme noktasında da sorunlar var. Bu sorun bütün dünyada mevcut. Eğitim sistemimiz bilgi üretiyor mu, üretilen bilginin, toplumu ilerletecek bir kanallara ulaşması ve tüm topluma yararlı olacak bir mekanizmamız var mı? Eğitilen ve yeterlikik kazanan insanlarımızı/gençlerimizi iş sahibi yapabiliyor muyuz, onların, hayatlarını kurmasını, umut sahibi olmalarını sağlayabiliyor muyuz? Yoksa, Liberal ve Kapitalist dizayn gereği; her şeyin sahibi olan bir grup elitin/sermayenin hizmetine mi sunuluyor? Yine mutlu insanlar yetiştirebiliyor mu eğitim sistemimiz: Barışık ve eleştirel düşünebilen, itiraz edebilen, kendisiyle ve toplumuyla barışık, paylaşımcı, bağımsızlığı değer olarak gören? Ya da Ali Şeriati’ nin deyimiyle: “sevemiyorsan, dayanışmıyorsan, bir şiirden bir kitaptan, bir müzikten keyif alamıyorsan, türkü mırıldanmıyorsan, dostluk geliştiremiyorsan, canı yananların sesine sağır kesilmişsen, aklı başında olmanın ne manası var? Bu konuda bir sosyal medya alıntısını paylaşmak isterim: “Sana kızıyorum öğretmenim. Elimde değil, Kızıyorum işte! Bana Dünya’nın nasıl döndüğünü öğrettin öğretmenim, İçinde dönen dolapları öğretmedin. Pamuğu öğrettin, Tohumu, yaprağı ve çiçeğini. Ya onları toplayan nasırlı ellerini yoksulların! Öğretmenim, Madenleri öğrettin, Bizde ve dünyada nasıl çıkarıldığını öğrettin. Teşekkür ederim. Kimin çıkardığını, oradan aslan payını kimin aldığını, İşbirlikçilerini, vatan hainlerini neden öğretmedin? Sivrisineği, tahtakurusunu, Tenimde kanımı emen hayvanları öğrettin. Kendimi korumaya çalışıyorum, Ve sana teşekkür ediyorum. Bizde insanlar da kan emermiş, Vampirden, keneden beter! Evet öğretmenim, Kanımızı emen, bizi iliklerimize kadar soyan, Emperyalizmi diyorum, Neden öğretmedin, neden? İşte bu yüzden sana kızıyorum öğretmenim. Elimde değil! Şairi bilinmeyen bir şiir...” 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Şanlıurfa İl Başkanı İbrahim Coşkun' un açıklamalarıyla bitirelim: " Eğitimde örnek gösterilen ülkelerde olduğu gibi, öğretmenliğin kamu sistemi içerisinde tanımlanmış eğitim-öğretim hizmetleri sınıfından müstakil bir meslek kanununa kavuşturulması hususu artık daha fazla ötelenmemelidir. Mesleğin hak ettiği şekilde tanımlanması, sosyal zeminde öğretmenlerin itibarının, haklarının korunması ve artırılması, yönetmeliklerle, genelgelerle oluşan görev, yetki, ehliyet, liyakat noktasındaki dağınıklığın giderilmesi için meslek kanununun ivedilikle yürürlüğe konulması gerekmektedir. Ülkemizde resmî ve özel eğitim kurumlarında fiilen görev yapan 1 milyon 200 bin öğretmen var iken, öğretmenin yetiştirilmesinden emekliliğine kadar öğretmenlik mesleğini bütün olarak ele alan bir Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun olmaması; hukuki açıdan boşluk, mesleki açıdan ise yoksunluktur. Kanun, hedefler ve gerçekler bağlamında uluslararası standartlara uygun bir kariyer mesleği niteliğini taşımalı; öğretmenin etkinliğini artıracak, itibarını yükseltecek hükümler içermelidir. Meslek kanununun yapılması için gereken talep de yazılması için gereken birikim de var. Bundan sonra bir tek şeye ihtiyaç var. O da kanunun çıkarılmasını hızlandıracak irade. Bizler Türkiye’nin bütün illerinden hep birlikte o iradeyi harekete geçirmek için sesleniyoruz: Meslek kanunumuzu istiyoruz, daha fazla beklemek istemiyoruz. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik gibi haksız ve çözüm yerine sorun üreten uygulamaları ortadan kaldırmayan bir düzenlemenin meslek kanunu niteliği kazanamayacağına inanıyoruz. Resmî eğitim kurumlarındaki bütün öğretmenlerin kadrolu istihdamını emredici şekilde düzenlemeyen bir kanunun, öğretmene itibarını korumada yetersiz olacağını hatırlatıyoruz. Öğretmenlerin mesleki ilerlemelerini sağlayacak şekilde kariyer basamaklarının yeniden hayata geçirilmesinin meslek kanunu iddiasının ispatı için şart olduğunu düşünüyoruz. İstihdamda güçlük çekilen bölgeler başta olmak üzere, zorunlu hizmet gibi dayatmalara son verecek, öğretmeni motive ve teşvik etmeye, imkânlar, fırsatlar ve artırımlı haklarla ödüllendirmeye dair hükümlerin mesleği özendirmeye, mesleği yürütenleri güçlendirmeye ilişkin ön şart olduğunu biliyoruz. Öğretmenlerin atamadan yer değiştirmeye, yetişmeden gelişmeye, eğitim imkânlarından kariyer fırsatlarına, ehliyetten liyakate her konuda belirsizlikten, ayrımcılık ya da ayrıcalık kusurlarından kurtarmaya dönük hükümler meslek kanununun olmazsa olmazıdır. Eğitim ve öğretim süreçlerindeki vazgeçilmez unsurlardan biri olan eğitim kurumu yöneticiliği ve eğitim liderliği konusu bir sorun olarak değil, bir konum olarak meslek kanunu kapsamında düzenlenmeli, yöneticilik ve liderlik süreçlerine katılım, bu pozisyonlardaki mali, sosyal ve özlük hakları da mutlaka kanuni bir dayanak ve güvenceyle tanımlanmalıdır. Öğretmenin itibarının, statüsünün, hak ve imkânlarının, fırsat ve yetkilerinin artırılmasına dayanak yapılması gereken Öğretmenlik Meslek Kanunu, öğretmenlerin ve eğitim kurumu yöneticilerinin mali haklarında, hak, yetki, sorumluluk ve toplumsal beklenti ekseninde gerçekleştirilmesi kaçınılmaz görünen artış gerekliliği, kamu maliyesi dengesi, bütçe olanakları vb. bahanelerin arkasına sığınılmadan çıkarılmalıdır. Aksi hâlde, eğitimde istenilen başarının sağlanamayacağı, meslek kanunundan beklentinin karşılanamayacağı bilinmelidir. Salgın süreci, okulun da öğretmenin de değerini; yokluğunun, eksikliğinin telafi edilemez niteliğini, toplumsal yapının ana direklerinden biri olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koymuştur. Salgın sebebiyle eğitim-öğretim faaliyetlerinde bilinen ve alışılagelen usullerin zorunlu olarak terk edilmesi, öğretmenlerimizin fedakârlıkları, azimleri, çabaları olmasa, bu zorlu sürecin, öğrenme kayıpları başta olmak üzere, giderilmesi mümkün olmayan zararlara sebebiyet vereceğini bugün çok net görebiliyoruz. 24 KASIM'DA ÖĞRETMENLERE MÜJDE VEİRLMELİ Eğitim çalışanlarımız, yılda bir gün övgü cümleleriyle geçiştirilen anma günlerini beklemiyor. 24 Kasım’da öğretmenlerimize verilebilecek en büyük müjde, haklarını koruyup geliştirecek, çalışma şartlarını iyileştirecek, uğradıkları şiddeti önleyecek, sorunlarına çözüm üretecek ve mesleklerinin itibarını hak ettiği yere taşıyacak bir içerikle Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun TBMM gündemine getirilmesidir.” Zaman, vaatleri gerçeğe dönüştürme, hedefleri sonuca ulaştırma zamanıdır. Eğitim-Bir-Sen olarak, bu hususlar temelinde çıkarılacak Öğretmenlik Meslek Kanunu’na katkı ve destek sunacağımızı bir kez daha ifade ediyor; siyasi iradeyi, TBMM’yi ve Bakanlığı bu konuda adım atmaya çağırıyoruz." http://www.urfagazete.com/ibrahim-coskun-24-kasim-oncesi-sorunlari-siraladi/16692/ Eğitime ve öğretmene sağlıklı bir yaklaşım geliştireceğimiz günlerin yakın olması, selam ve dua ile.