ENGELLİLERE YAKLAŞIMIMIZ NASIL OLMALI?

Son günlerde yaşanan ve belki de medyaya yansımadığı halde benzer bir tavırların başka yerlerde de yaygın olabileceği ihtimali, beni; daha Engelliler Haftası veya Engelliler Günü gelmeden böyle bir yazı yazmaya adeta zorladı. Geçen günlerde, bir İç Anadolu kentimizde, bazı velilerin, otizmli çocukların okuduğu sınıfların kapatılmasına yönelik taleplerinin/girişimlerinin olduğu yönünde bazı haberler medyaya yansıdı ve MEB de olayla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturma sürdüğü için bu konuyu detaylandırmanın bir anlamı olmadığı kanaatindeyim. Ancak, böyle bir iddia doğru ise buna oldukça üzülmek gerekecek çünkü engelli olsun veya olmasın bütün çocuklar bizim çocuklarımız ve hepsinin eğitimde fırsat eşitliği ilkesi gereği eğitim görme hakları vardır. Burada üzücü olan; genel anlamda henüz toplumda engellilere karşı bir empati ya da duyarlılığın gelişmemiş olması veya aşırı bencilliktir. Aslında özel eğitim ihtiyacı olan veya engelli bireylerin ayrı okullarda eğitim görmesinden ise; diğer öğrencilerle kaynaşmaları esastır ve yararlıdır. Böylece toplumdan dışlanmamış oldukları gibi, sosyal becerileri de artar. Toplum olarak eğitimcilerimize, velilerimize, çocuklarımıza; engelli bireylerle ilgili duyarlılık kazandırmalı, empati yaptırmalı ve onların eğitim hakkını hiç kimsenin gasp edemeyeceğini telkin etmeliyiz… Siverek' teki Oturma Eylemi 10 Kasım Pazar Günü bir grup veli ise Siverek ilçemizde oturma eylemi gerçekleştirdi. “Oturma eylemine katılan Koçali Aymaz şu ifadelere yer verdi: “Malumunuz, Şanlıurfa Siverek İlçesinde cumhuriyet tarihinden günümüze Siverek’te yüzlerce dezavantajlı grup olan “İşitme Engelli” çocuklarımız, koca bir okulda yüzlerce öğrencinin yer aldığı ve üzerinde “Özel Eğitim Sınıfı” yazılı birkaç sıra, bir yazı tahtası, birleştirilmiş sınıf şeklinde, işitme engelli eğitimi alanında eğitim almamış sınıf öğretmenleri tarafından, sözde eğitim verilmeye çalışılmaktadır. Bu öğrencilerin sınıfında, eğitimde kullanılacak ne bir araç ne de bir gereç, bulunmamaktadır. Üzerinde “Özel Eğitim Sınıfı” yazılarak çocukların engelleri yüzlerce öğrenciye teşhir edilip, öğrenciler aşağılanmakta ve öğrencilerin psikolojileriyle oynanmaktadır. Verilen eğitimin özel eğitimle ilgisi bulunmadığına üzülerek şahit oldum. İşitme engeli olan bir öğrencinin ilkokulda, ortaokulda ve lisede alması gereken eğitimi almadığı durumda bu öğrencilerin üniversite sınavlarında başarı şansı olur mu? Görevini yapmayan Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri yüzlerce işitme engelli çocuklarımızın hayatını karartmıştır. Hatta hayatları söndürülen yüzlerce işitme engelli çocuğun elleri ildeki Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinin yakasında olduğunu biliyor musunuz? Bir Siverekli vatandaş olarak protesto ediyor ve her konuda duyarlı olan Sayın Valimizin, bu konu hakkında da duyarlı olduğuna inanarak ilgilenmesini bekliyorum.” BİHA Açıklamadan da anlaşılacağı üzere, onlar da engellilerin ehil kişilerden eğitim almadıkları ve Siverek’te acil olarak bir İşitme Engelliler Okulu’na ihtiyaçları olduğunu, işitme engellilere ise İşitme Engelliler içerikli okullardan yetişmiş eğitimli kadroların eğitim vermesi gereğini beyan ediyorlar. Elbette ki; özel eğitimin, bu konuda yetişmiş elemanlarca yapılması oldukça önemlidir. Birkaç yıl önce sınıf öğretmenlerine verilen bir kursla özel eğitim alanına geçiş sağlanması bu konudaki kaliteyi düşürmüş olabilir. Ayrıca özel eğitim alan çocuktan hızlı sonuç almanın da kolay olmadığı ortadadır. Bu gibi pedagojik/akademik kısma girersek çıkamayız. Ancak şahsım olarak kanaatim şudur ki; özel eğitime muhtaç bireyler- ayrı okul şartı olmaksızın, normal okullarda, özel alt sınıflarda ve alanında eğitim almış özel eğitim kadrolarınca eğitilmelidirler. En azından ortaokula kadar bu böyle olmalıdır diye düşünüyorum… Bu girizgahtan sonra, önceden de değindiğim ve yararlı olur umuduyla; Mayıs 2017’ de Gazete İpekyol’ da, ENGELLİLER HAFTASI adıyla çıkmış yazımı buraya aktarmak istiyorum. “Engellilik, doğuştan ve/veya sonradan herhangi bir hastalık, kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal fonksiyonlarını/yeteneklerini farklı oranlarda kaybetmiş, normal yaşamın gereklerini tam olarak yerine getirememe durumunu ifade eder. BM, 1992 yılında, 3 Aralık tarihinin “Uluslararası Engelliler Günü” olarak kutlanmasına karar vermiş, yine Birleşmiş Milletler üyesi 156 ülke ise; 10-16 Mayıs’ı “Engelliler Haftası” olarak kabul etmiştir. Hafta boyunca Türkiye’de de engellilerle ilgili çeşitli etkinlikler, kutlamalar düzenlenmektedir. Bu gün ve haftaların kutlanmasındaki maksat, engellilere yönelik farkındalık oluşturmak, empati yapmak, onların sorunlarını dinlemek ve çözüm yolları bulmak ve uygulamak, çeşitli etkinlikler düzenleyerek stres atmalarını ve eğlenmelerini sağlamaktır. Son yıllarda engellilerle ilgili çok şey yapıldı… Son istatistikler; ülkemizde engelli sayısının toplumun yüzde 10’ una yaklaştığını göstermektedir. Dolayısıyla, bu konudaki bilincin ana merkezinin ilahi/vicdani olması, empati ve hepimizin engelli adayı olduğu hususlarını içermesi önem arz eder. Bazıları, istatistikleri abartılı bulabilir ancak engelli gruplarını göz önüne aldığımızda mesele daha iyi anlaşılacaktır. Bazı engel gruplarını şu şekilde sıralamak mümkün: Görme engelliler, bedensel engelliler, İşitme engelliler, İşitme ve Konuşma engelliler, Ortopedik Engelliler, Zekâ ve Ruhsal Engelliler. Otistikler, Down sendromlular, zihinsel engelliler… Bu dezavantajlı gruplara; Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocukları da eklersek bu oran daha da aşılır… Engelli olmanın da, engel türü ve engelli olan birey bakımından ayrıca kendi içinde de zorlukları vardır. Örneğin işitme engeli bireye göre daha hafif gelebilecek görme engelli birey, eğer çocuk ise veya kadın ise ya da görme veya işitme engelli birey, bir de bedensel engelli ise; bu durum daha farklı sorunları beraberinde getirebilmektedir. Yine, işitme engelli bir birey, bir de zihinsel engelli ise; bu, durumu daha da zorlaştırmaktadır. Yine engelli bir bireyin medeni hali de, getirdiği sorumlulukları arttırdığından çeşitli zorluklara yol açabilmektedir. Görme ve işitme de dahil olmak üzere bazı engel grupları, yetersiz algılardan dolayı, zamanla zihinsel yetenekler bakımından geriye gidebilmekteler… Tüm bunlara rağmen toplumsal sorumluluğumuz; engellilerimize, hak ettikleri değeri vermek, onların engellerini engel olmaktan çıkarmaya yönelik, eğitsel, sosyal, ekonomik politikalar uygulamaktır. Engellilerle ilgili talep ve onları tanımlama işinin birinci derecede engellilere bırakılması, özellikle bu tür gün ve haftalarda, mikrofonların onların elinde olması önem arz eder. Onların kendileriyle ilgili tanımlamaları, yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlara yaklaşımları, beklenti ve talepleri, bizimkinden daha değerli ve daha gerçekçi olacaktır. Belki de 23 Nisanlarda çocukları koltuklara oturttuğumuz gibi; engellileri de yönetici koltuklarına oturtmalı ve sözü onlara bırakmalıyız. “Engellileri en iyi anlayacak olan, yine engellilerdir” ilkesi gereği; eğitim başta olmak üzere çeşitli alanlarda engelli istihdamına ağırlık vermek gerekir. Biraz daha ağır derecede engeli olan ve yaşamını tek başına sürdüremeyenlere yönelik, devletin sunduğu imkanlar artmıştır. Bu anlamda, eğitim, sağlık başta olmak üzere ekonomik katkı da sunulmaktadır. Bu durum, bazı istismarların oluşmasını da beraberinde getirmekte. Devletin engelli birey için harcansın diye verdiği paranın doğru kullanılmaması gibi durumlar, devletin ücretini ödediği bazı özel eğitim merkezlerinin eğitim anlayışına sığmayan yönelimleri de sayabileceğimiz sorunlar arasında… Velhasıl, bu sorunlara yönelik olarak da çeşitli çalışmaların ve düzeltmelerin yapılması, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi faydalı olur. Engellilere bakışımızı, yaklaşımımızı sağlıklı bir hale getirecek bilince ulaşmamız dileğiyle.”