SIKINTILAR, DERTLER, BELALAR GÜNAHLARIN AFFINA SEBEPTİR

Muhterem Kardeşlerim… İnsanlar, İslâmiyeti terk ettikleri yani Allahü Teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymadıkları, İslâm dininin gösterdiği rahat ve huzur yolundan ayrıldıkları için, dünyada bereket kalmadı. Rızıklar azaldı. Tâhâ Sûresinin 124. Âyet-i Kerimesinde mealen; “Beni unutursanız rızıklarınızı kısarım” buyuruldu. Bunun için, iman rızkı, sıhhat rızkı, gıda rızkı, insanlık ve merhamet rızkı ve daha nice rızıklar azaldı. “Hâşâ, zulüm etmez kuluna Hüdâsı, herkesin çektiği kendi cezası” sözü Nahl sûresinin 33. Âyetinden alınmıştır. Bugünkü küfür, inkar karanlıkları ve Allahü Teâlâ’yı, Peygamberi, İslâmiyet’i unutmanın bereketsizlikleri ve sıkıntıları içinde, insan gece gündüz, kadınlı erkekli çalışıp, bir ailenin nafakasını, rahat yaşamasını temin edemez hale gelmiştir. Allahü Teâlâ’ya inanmadıkça, Onun bildirdiği İslâm dinine uymadıkça, O’nun Peygamberinin güzel ahlakı ile bezenilmedikçe, beş vakit namazı vaktinde kılmadıkça, dalalet, felaket akıntısını durdurmak imkansızdır. Her asırda olduğu gibi, zamanımızda da, insanlığı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakka karşı isyan ve inkardır. DERTLER, GÜNAHLARIN AFFINA SEBEPTİR Allahü Teâlâ, kendisine, gönderdiği Peygamberlerine iman edenlere, sevdiklerine, günahlarını affetmek için veya Cennette vereceği nimetlerini, ihsanlarını, derecelerini arttırmak için, dertler, hastalıklar veriyor. Bunların ibadetleri zahmetli, sıkıntılı oluyor. Bütün bunlara karşılık olarak da, dünya işlerinde, rahatlık, kolaylık ve rızıklarına bereket veriyor. İnkâr eden, iman etmeyen, ibadet yapmayanlara ise, bu rahatlığı, bu bereketi vermiyor. Bunlar, zahmet çekerek, hile ve hıyanet yaparak, çok kazanıp, zevk ve safa içinde yaşarlar ise de, bu zevkleri uzun sürmez. Az zaman sonra, hastanelerde, hapishanelerde sürünürler. Ahiretteki azapları da, çok şiddetli olur. DERTLERİN, BELALARIN GELMESİNİN SEBEBİ Bu konuda İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabında buyuruyor ki: Dertlerin, belaların gelmesine sebep, günah işlemektir. Fakat, belalar, sıkıntılar, günahların affedilmesine sebep olur. O hâlde, dostlara, belaları, sıkıntıları çok vermek lazımdır ki, günahları kalmasın. Allahü Teâlâ, sevdiklerinin günahlarını affetmek için, onlara dert, bela gönderiyor. Tevbe, istiğfar edince de, günahlar affolur. Dert ve bela gelmesine lüzum kalmaz ve gelmiş dertler de gider. O hâlde, dert ve beladan kurtulmak için, çok istiğfar okumalıdır. Dostların günahını, düşmanların günahları gibi sanmamalıdır. “İyilerin, iyilik etmek olarak bildikleri şeyleri, dostlar günah işlemek bilirler” buyuruldu. Bunlardan günah ve kusur sadır olsa da, başkalarının günahları gibi değildir. Yanılmak ve unutmak gibidir. Niyet ederek, karar vererek yapılmış değildir. Tâhâ sûresi, 115. Âyetinde mealen; “Âdem'e önce söyledik. Fakat unuttu. Azim ile, karar ile yapmadı” buyuruldu. Bu Âyet-i Kerime Âdem aleyhisselâm içindir. O hâlde, dostlara gelen dertlerin, belaların, musibetlerin çok olması, günahların çok affedildiğini gösterir. Günahların çok olduğunu göstermez. Dostlarına çok bela vererek, günahlarını affeder, temizler. Böylece bunları, ahiret sıkıntılarından korur. Resûlullah Efendimiz ölüm hâlinde, şiddet ve sıkıntıda iken, Hazreti Fâtıma, babasını çok sevdiği ve çok acıdığı için ve Peygamber Efendimiz; “Fâtıma, benden bir parçadır” buyurmuş olduğu için, o da sıkılıyor, kıvranıyordu. Kızının bu hâlini görünce, onu teselli etmek için; “Babanın çekeceği sıkıntı, ancak bu kadardır. Başka hiçbir sıkıntı görmez” buyurdu. Günah küçük olur ve suçlu boynunu büküp yalvarırsa, bu suç, dünya dertleri ile affolunabilir. Fakat, günah büyük, ağır olur ve suçlu inatçı, saygısız olursa, bunun cezasının ahirette sonsuz ve çok acı olması lazım gelir. Nahl sûresi, 33. Âyetinde mealen; “Allahü Teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendi kendilerine zulmedip, ağır cezaları hak ettiler” buyuruldu.” ÖLÜM ACISI Dünyadaki musibetler, ölüm acısı, kabir azabı ve mahşerdeki sıkıntılar günahlara kefaret olur. Birkaç Hadis-i Şerif meali şöyledir: “Mümine isabet eden hiçbir hastalık ve ağrı yoktur ki, onun günahlarına kefaret olmasın! Hattâ ayağına batan diken bile, günahına kefarettir.” [İbni Hibban] “Bir mümine yorgunluk, ağrı, kaygı, hüzün, gam, eza isabet etse, hattâ ayağına diken batsa, günahlarına kefaret olur.” [İbni Hibban] “Müslümanın uğradığı her musibet, günahlarına kefarettir.” [Müslim] “Bir diken batan veya daha küçük bir musibete veya ağrıya maruz kalan Müminin, bir derecesi yükselir ve bir günahı silinir.” [Hâkim] “Kabrin Mümini sıkması, bütün günahlarına kefarettir.” [İ. Rafiî] “Hastalıkla geçen saatler, günah işlenen saatlere kefaret olur.” [Beyhekî] “Müminin ailesi, malı, nefsi, çocuğu ve komşusundan kaynaklanan sıkıntılar günahlarına kefarettir.” [Müslim] Sıkıntılar gibi, ibadetlerimiz de günahlara kefaret olur. İki Hadis-i Şerif meali: “Kişinin orucu, Namazı, Zekâtı ve Emr-i Marufu günahlarına kefarettir.” [Buharî] “Pişman olmak, günahlara kefarettir.” [İ. Ahmed] Ölmek de, günahlarımıza kefaret olur. Üç Hadis-i Şerif meali şöyledir: “Ölmek, günahlara kefarettir.” [Ebu Nuaym] “Ölmek, Mümine ganimettir.” [Beyhekî] “Ölmek, Mümine hediyedir.” [Dâre Kutnî] HASTA OLMAK Hasta olmak iyi ise de, hasta olmak için dua edilmez. Sağlığa kavuşmak için dua edilir. İslam Âlimleri, “Hastalıkta şifa vardır. Beden ne kadar sıkıntı çekerse, ruh o kadar rahat eder. Bu vücuda rahatsızlık veren her şey insanın âcizliğini anlamasına, Cenab-ı Hakk’a dönmesine sebep olur. Bu sebeple kalb için şifadır” buyuruyorlar. Bir Hadis-i Şerif meali de şöyledir. “Hastanın inlemesi tesbih, bağırması tehlil, nefes alıp vermesi sadaka, uyuması ibadet, bir taraftan bir tarafa dönmesi ise cihattır. Allahü Teâlâ, meleklere “Kuluma sıhhatli iken yaptığı en iyi ameli yazın!” buyurur. İyileşince günahsız olarak ayağa kalkar.” [Hatîb] Peygamber Efendimiz, “Allahümme innî es’elükessıhhate vel âfiyete” buyuruyor. Yani “Yâ Rabbî, bana sıhhat [sağlık] âfiyet ver” diye dua ediyor. (Taberanî) Demek ki, Allahü Teâlâ’dan sıhhat ve âfiyet isteyeceğiz. Gelen sıkıntıya da, O gönderdi diye sabredeceğiz, hattâ iyiliğimize olduğu için şükredeceğiz. Sıhhatli olmak, hastalıktan; nimet içinde yaşamak, beladan üstündür. Resulullah Efendimiz duasında, dünya ve âhiret sıkıntısından Allahü Teâlâ’ya sığınmıştır. Her Peygamber şöyle dua ederdi: “Ey Rabbimiz, bize dünyada ve âhirette de hasene ver!” [Bekara 201] [Hasene iyilik, güzellik, sağlık ve âfiyet içinde mutlu yaşamaktır.] Allahu Teâlâ cümlemizi türlü hastalıklardan, türlü afetlerden, türlü musibetlerden, kaza ve belalardan muhafaza eylesin. (Amin)