MEVLİD-İ NEBİ (S.A.V) VE TİRİT YEMEĞİ

Mevlid-i Nebi münasebeti ile her yıl “tirit” yemeğinin yapılarak tıka basa yenmesinin gerekçesi olarak Hz. Muhammed (as)'ın tirit yemeğini çok sevdiği, dolayısıyla tirit yemenin dahi sevap olabileceğidir. Hâlbuki Hz. Muhammed (as)'ın kabak yemeğini de çok sevdiği bilinmektedir. Enes Bin Malik (r.a) in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte. Bir terzinin Resulullah (a.s.)ı yemeğe davet ettiğini Bu yemeğe Resulullah (a.s)'ın da gittiğini bildirmiş ve demiş ki: “Yemek sahibi Resulullah (a.s) 'a arpa ekmeği ile içinde kabak ve pastırma bulunan bir çorba takdim etti. Ben Resulullah (a.s.) 'in kabağı ta¬sın kenarından araştırdığını (özellikle seçerek yediğini) gördüm. Artık o günden sonra kabağı sev¬mekteyim.” (Müslim, Eşribe, 144). Eğer amaç O (as)'ın sevdiği yemeklerden yemek ise neden bir yıl da kabak yahnisi yapılıp dağıtılmaz diye merak ediyorum. Gerçek şu ki, Hz. Muhammed(a.s.)’ın yeme ve içme konusunda ‘Yemek için yaşamak değil de yaşamak için yemek’ temeli üzerinde olduğunu, bundan dolayı da Hz. Peygamber’in(a.s.) az yediğini ve bizlere de az yememizi tavsiye ettiği herkes tarafından bilinir. Tıbbi Nebevi’de şu hadise anlatılır: “Asr-ı Saadet’te, hükümdarlardan biri Peygamber Efendimize hizmet için bir doktor göndermiş. Bu Doktor, Efendimizin(a.s.) yanında uzun süre kalmış ve hastaları tedavi etmek için beklemiş. Fakat tedaviye çok az kişinin ihtiyacı olduğunu görünce geri dönmek için izin istemiş. Peygamber Efendimiz de az hastalanmanın sebebinin, ashabın iyice acıkmadıkça yemek yememesi ve yemekten tam doymadan kalkması olduğunu söylemiştir." Bence, Mevlid-i nebi gibi mübarek gün ve zamanlarda tirit ve tirit benzeri etli yemeklerin yapılmasının asıl nedeni şudur: Eskiden bizim bölgemizde varlıklı insanlar, mübarek gün ve geceleri fırsat bilerek, evlerinde etli bir yemek yiyemeyen fakir insanlarının etli bir yemek yemelerini sağlamak için mevlit okutup ziyafet hazırlatırlardı. Erkekler, Ziyafet sofrasına çağırılırken, evlerindeki kadın ve çocuklara da aynı yemekten gönderilir ve o fakirlerin hayır dualarını alırlardı. Bu güzel bir gelenekti. Zamanla, bu gelenek yozlaştırılarak amacının dışına çıkarıldı. Artık yapılan yemeklere karnı tok, ihtiyacı olmayan zevat davet edildi, fakirlere de artık kalan yemekler belki gönderildi. Bir süre sonra bu da değişti ve sadece varlıklı, kelli felli, hatırı sayılır zevat davet edilerek kazara oradan geçen bir fakir oldu ise, ve o tarafa doğru bakmaya cesaret etti ise de adamı tersleyerek, bazen hakaret dahi ederek uzaklaştırıldı. Yani yemekli mevlit organizasyonları bir gösteriş, bir şov malzemesi haline getirildi. Her yıl lüks arabalarla göbeği yarım metre önünde tok insanların ekseriyetle gidip yediği tirit ziyafetleri için harcanan paraların gerçek fakir ve fukaralara pay edilerek dağıtılması çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Hz. Muhammed (a.s.) gibi ulvi bir zatın kutlu doğumunda insanların tıka basa tirit yemesi o zatın (a.s.) Ümmetine yakıştırılmaması gerekir diye düşünüyorum. Hz. Muhammed (a.s.)’ı çok farklı şekilde tesbih etmek, onun davasını anlayabilmek ve anlatabilmek esas gaye olmalı iken, her fırsatta midenin düşünülmesi ve üstelik Hz. Muhammed gibi ulvi bir şahsiyetin kutlu doğumunun istismarı ile bunun gerçekleştirilmesi hiç yakışık kalmamaktadır. Hz. Muhammed(a.s.) başta olmak üzere bütün peygamberlerin davranışları ve hayat tarzları iyice incelenmesi, düşünülmesi ve örnek alınması gereken durumlardır. Zira Hz. Muhammed (a.s.) bütün peygamberlerin de önünde olan bir makam sahibidir. Unutulmaması gerekir ki, “insan, ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zapt edilir. Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. (Risale-i Nurdan) ... Afiyette kalın…