EĞİTİM

İllere göre eğitim sıralamasına baktığımızda ne görürüz? -O ildeki eğitimin kalitesini, -Eğitmenlerin sayısının yeterli olup olmadığını, -Eğitmenlerin nitelik olarak ne durumda olduğunu, -Eğitim kurumlarının imkanlarını, O şehrin eğitim sıralamasındaki derecesine orantılı bir halde görürüz. Sıralamanın alt taraflarında yer alan kentlerde bu durum daha bariz olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitim seviyesinin sebeplerinden sonra doğrudan dokunduğu konulardan da kısaca bahsedelim; -O ilin sosyo-kültürel seviyesi, -Sanayi-üretim yönünden gelişip gelişmediği, -Sanayi kuruluşlarının profesyonel yönetim kadrolarına sahip olup olmadığı, -O ilin akademik çalışmalara imza atan bilim insanlarına sahip olup olmadığı, -O ili temsil etmesi veya yönetmesi için seçilen ve atanan kişilerin liyakat sahibi olup olmadıkları, -Yöneten kişilerin inisiyatif sahibi olup olmadıkları, -Sivil toplum kuruluşlarının unvan ve koltuktan ibaret olup olmadıkları, -Halktan kimselerin “çalışarak kazanma” yerine “kolay yoldan zenginleşme yollarını” benimseyip benimsemediği, -İşini torpil olmadan çözüp çözememe durumu, gibi konular da o şehrin eğitim sıralamasındaki yeri ile ilintili olarak derhal göze çarpar. ** İşte bu yüzdendir ki, eğitim deyip geçilmez. Ailede başlar, okullardaki öğretimle sürer, hayat boyu devam eder ve mezarda biter. Bu süreçte aksama olan toplumlar iflah olmaz bir cehaletin pençesinde can çekişir. Ne ölür, ne de iki yakası bir araya gelir. Dirlik, düzen olmaz. Gelişme olmaz. Bir müddet sonra gelişmeye olan ihtiyaç da duyulmamaya başlar. İşte en kötü derece budur. Nitekim, “Cahillikten daha kötüsü, cahil olduğunu bilmemektir.”