AY HASTALIĞI

Dedemin yılda bir bazen iki kez yakalandığı bir hastalığı vardı. Yöremizde “ayın baş ve sonu hastalığı” anlamında “ser u bın é heyvé” denirdi. Şiddetli baş dönmesi ve üşümeyle ortaya çıkardı. Yazın en sıcak günlerinde bile bu hastalık onu tutunca aniden titremeye başlar, yere yığılır ve “üşüyorum, üzerimi örtün!” derdi. Üzerine yün yorgan örterdik, yine de üşümesi devam eder, ikinci yorganı örterdik. İki yorgan altında titreyişi dışarıdan belli ederdi. Biz çevresindekiler ne yapacağımızı şaşırır çaresizlik ve hüzün içinde bakakalırdık. Bir ara başını yorganın altından hafif çıkarır ve “galiba yine o hastalık, çabuk Pirê Eyşê’yi çağırın!” derdi. Pirê Eyşê, biraz kilolu, gür sesli, çok sevecen ve dindar yaşlı bir hanımdı. Bu hastalığı tedavi yetkisine sahip olduğuna inanılırdı. Birimiz apar topar Pirê Eyşê’yi çağırırdık. O da elinde ne iş varsa bırakır hızlıca gelirdi. O gelene kadar isli ekmek sacını ya da kenarı isli bir tencereyi hazır ederdik. Çünkü isle işaret yaparak tedavi ederdi. Sağ şehadet parmağını ise sürer sonra “Bismillahirrahmanirrahim” deyip dedemin alnında, iki elinde ve iki ayağında çarpı işaretine benzer bir işaret çizerdi. Sonra da şifa diler, bir süre otururdu. Bu olaya kaç defa bizzat şahit oldum, Pirê Eyşê, bu is işaretlerini yapar yapmaz, bir-iki saniye geçmeden dedemin titremeleri yavaş yavaş kesilir, sakinleşir ve yorganları üzerinden atardı. Yarım saat sonra da kalkıp tarlaya çalışmaya giderdi. Ben buna defalarca şahit oldum. Buna hiçbir mana veremiyorduk. Bir seferinde yine bu hastalık tutunca yanındaydım. Pirê Eyşê’yi çağırmamızı istedi. Ben de isli tencereyi getirdim, “Ben işaret koyacağım” dedim. Pirê Eyşê’nin yaptığı gibi parmağımı ise bulayarak besmeleyle işarete başladım. Ancak “Pirê Eyşê, Hıristiyanlara ait haç işareti yapıyor” diye düşünerek ben Arapçayla “Allah” lafzını yazdım, Alnına ve iki eline yazdım. İnanın, bir saat geçti hiç bir düzelme olmadığı gibi hastalığı daha da ağırlaştı. Mecburen yine gidip Pirê Eyşê’yi çağırdık. O geldi, benim yazdığım yazıyı bir bezle sildi ve kendi işaretlerini yaptı, yine iki saniye içinde dedem düzelmeye başladı. Bunu inanmakla izah ettim. Dedem benim elimde böyle bir tedavi olabileceğine inanmıyordu, ancak Pirê Eyşê’ye inanıyordu. Kanaatimce onu iyileştiren bu inançtı. Çünkü tedavinin önemli kısmı ona inanmakla ilişkilidir. Bu hastalık yıllarca bende bir merak oluşturdu. Niçin ona ser u bın é heyvé denirdi? Ay’la ne ilgisi vardı? Bu sorular zihnimi kurcalayıp durdu. Araştırmalar, okuduğum çeşitli kitap ve yazılar sonucu anladım ki, ay çekim gücü nedeniyle bazı evrelede dünyaya basınç uyguluyor. Bunun etlisiyle deniz suyu kabarır, sonra alçalır. Eski tabirle med-cezir, yeni tabirle gelgit olayı denir. Hatta hızdan dolayı uygulanan basıncın etkisiyle uçakta ya da arabada seyahat eden birçok insanda kulak tıkanması olabilir. Bu da basıncın kulak üzerinde etkisi olduğunu gösterir. Ay güneşle aynı doğrultuya geldiğinde basınç daha güçlü olur. Bu durumda deniz suyunun 21 metre kadar yükseldiği gözlenmiştir. İşte ayın bu basıncı yalnız denizleri değil, karaları ve insanları da etkiler. Herkes hissetmeyebilir ama bazı bünyeler ayın bu basıncından etkilenir. Orta kulakta vücudun dengesini sağlayan sıvıyı etkileyince de baş dönmesi ve kusma gerçekleşir, vücudun dengesi sarsılır. Eskiden beri tıp bunu tesbit etmiştir. Günümüzün bilim insanları da Ay’dan Dünya’ya gelen ve okyanuslarda gel-git olayına neden olabilecek kadar kuvvetli bir çekim gücünün insan vücudunu etkilediğini kabul etmişlerdir. Bu nedenle halk arasında da ser u bın é heyvé şeklinde ifade edilmiştir. Demek ki bilimsel bir hakikati vardır, uydurulmuş değildir. Ayrıca batıl inançlara pek iltifat etmeyen dedemin Pirê Eyşê’nin is ile yaptığı işaretiyle iyileşmesi, şifa bulmada inancın temel unsur olduğunu göstermektedir. Çünkü başka izahı yoktur.