SABIRLI OLABİLMEK...

Rahmetli Babamın "Seyd-ül Havatır" yani" Düşünce Avı" ismini verdiği bazı notları vardı. Bunlar Her zamanyanı başında bulunan küçük kağıtlara, aklına o an gelen bir düşünceyi veya biranekdotu unutmamak için yazdığı notlardı. Fırsat buldukça o notları okur ve bazılarınısosyal medya hesabımdan arkadaşlarım ve takipçilerimle paylaşırım. O notlardan bir tanesini bu gün okuyucularımlapaylaşmak istedim. "Şam'da büyük bir âlimyaşıyordu; adıUbeydullah b. Abdullah… Bu zat iki katlı medresesindetalebelerine ders vermekle meşguldü. Sabahtan akşama kadar ders veriyor, namazvakitlerinde de evinin yakınındaki camiye gidip cemaate namaz kıldırıyor; boşkaldığı zamanlarda da vaaz ve nasihatlerde bulunuyordu. Ubeydullah efendinin en belirginözelliği de çok sabırlı olması ve asla öfkelenmemesiydi. En ağır ithamlara vetahriklere karşı bile kendince sakin bir cevap verebiliyordu. Halk onu buözelliğinden dolayı çok seviyordu. Sabır ve Hilmi o kadar şöhret bulmuştu ki,gayri Müslimler bile onun bu güzel huyunu konuşuyorlardı. Hoca efendinin medresesine komşuolan bir Musevi aile vardı. Bir gece karı-koca evde sohbet ederken sözMedresenin hocası Ubeydullah efendiden açıldı. Hanım dedi ki. "Bu hoca efendiye herkes hayretediyor; adamı öfkelendirmek mümkün değilmiş adeta. Onu öfkelendirmek için çokçaba sarf edenler olmuş ama becerememişler. Adamdaki sabır ve hilmolağanüstüymüş." Musevi koca: "Hadi canım sende; ben istersemonu öyle bir öfkelendiririm ki, eline sopayı alıp beni sokak sokak kovalamayabaşlar. Tabii ki beni yakalayamaz ve öfkesinden çatlayıverir"dedi. Ama karısı buna asla inanmadı. Derken Musevi koca: "Ben yarın gidip onuöfkelendireceğim; sen o zaman manzarayı seyret" dedi. Ertesi gün sabah erkenden evdençıkan Musevi adam Medresenin kapısına dayandı ve hızla kapıyı çalmaya başladı.Hoca efendi o sırada ikinci katta talebelere ders vermekle meşguldü. "Kim o?"dediler. Musevi adam: "Benim,Hoca efendiye bir sorum var; bir zahmet aşağı inebilir mi?"dedi. Hoca efendi yavaş yavaş aşağıya indive: "Buyurunkomşu, bir arzun mu vardı?" dedi. Musevi adam: "Hay aksi, sana birsoru soracaktım, fakat aklımdan gitti" dedi. Hoca efendi:"Tamam, üzülme,önemli değil; aklına gelirse bir daha gelirsin" dedi vedersine devam etmek üzere yukarı çıktı. Tam yeniden derse başlamıştı kiMusevi adam tekrar medresenin kapısını çaldı. "Kim o?" dediler. Museviadam: "Benin Hocaefendi, sorum aklıma geldi de, aşağıya gelirsen sana soracağım"dedi. Hoca efendi tekrar indi; "Buyurun"dedi. Musevi adam yine:"Kusura bakma hocam, yine sorumu unuttum" dedi. Hocaefendi: "Dertetme; aklına gelince gelir sorarsın" dedi. Üçüncü defa yine kapıyı çaldı; hocaefendi aşağıya indiğinde Musevi adam sorusunu sordu: "Hocam, evde hanımlatartıştık. Ben, ‘Allah yanında, köpeğimizin kuyruğundaki kıllar hocaefendinin sakalından daha hayırlıdır, dedim; hanım inat etti: 'Hayır, hocanın sakalındaki kıllarAllah yanında daha hayırlıdır' dedi. Ben de, en iyisi bunu hocayasoralım, dedim ve bunun için geldim." Hoca Ubeydullah sakin bir şekildecevap verdi: "Güzelbir soru hazırlamışsın. Bak komşu; eğer ben son nefesimde imanı kurtarmazsamsenin köpeğinin kuyruğundaki kıllar Allah yanında benim sakalımdan dahahayırlı olur. Ama eğer Allahyardım eder ve ben imanı kurtarırsam benim saklım senin köpeğinin kuyruğundandaha hayırlı olur. Mesele bu kadar basittir" dedi. Musevi adam bu İslam âlimindekiharikulade sabır, hilim ve güzel ahlaka hayran kalıp “Böylesine güzel vemükemmel bir ahlak ancak hak dinde olabilir” diyerek Müslüman oldu. Sabır birhazinenin anahtarına benzer. Sabreden sonunda hazineye malik olur. Acabasabırdan dolayı zarar eden var mı? Ya kötü sözlerin yerine güzel sözlerisöyleyenler bir şey kaybederler mi? " Afiyette Kalın samburek@gmail.com