KORONAVİRÜSLE MÜCADELE BİTMEDİ

İlk olarak Çin’ de ortaya çıktığı haberleriyle genel anlamda dünya gündemine oturan Korona salgını ile ilgili ciddi anlamda bir deneyimsizlik, güvensizlik ve bilgi kirliliği mevcuttu. Bu durum çeşitli şekillerde devam etti. Komplo teorileri, sağlık otoritelerinin birbirinden farklı hatta zıt görüşler öne sürmeleri, oluşan korku, ilk zamanlarda tedavide kullanılan ve sonradan ölümcül yan etkileri saptandığı için terk edilen ilaçların kullanılmasıyla oluşan sorunlar ve yaşanan ölümler eşliğinde sürüp gitti. Sonrasında kısıtlamalar, tedbirler, yasaklar, bulaşıyı önlemeye yönelik uygulamalar ve aşılar gündeme geldi. Bu defa aşılarla ilgili spekülasyonlar ve belirsizlikler baş gösterdi. Bu tartışmalar sadece Türkiye’ de değil; tüm dünyada yaşandı. Bu süreç devam ederken, aşı olunmalı diyenler ile aşı karşıtları arasında hala da devam eden tartışmalar yaşandı, yaşanıyor. Hangi aşı veya hangi tür aşı gibi başlıklar eşliğinde de yürüyen tartışmaları da buna dahil. Ancak bu defa mutasyonlar ve ortaya çıkan varyantlar gündeme oturdu; ölüm oranları da gösteriyor ki; yeni varyantlar can yakmakta. Bu konuda yöneticilerin ve sağlık otoritelerinin temel ilkeler bazında güven veren, rahatlatan açıklamalar yapması, çeşitli güvenceler vererek halkı teskin etmesi, kafa karışıklıklarını netleştirmesi gerekir. Bu yönündeki çabalar istenilen sonuçları vermemiş olacak ki; hala bile aşı ile ilgili genel bir kanı oluşmuş değil. Aşı ol veya aşı olma gibi çok keskin bir telkin ciddi bir sorumluluk gerektirir ve vebali ağırdır. Ancak her şeye rağmen aşı olanların ve korona tedavi ilaçlarına erken başlayanların hastalığı atlattığı veya kolay atlattığı da gözlenen genel bir durum. Bu bağlamda yaşlıların ve kronik rahatsızlıkları olanların, özellikle bu son etkili ve ölümlere yol açan varyantlara karşı aşı olmalarının öneminin anlatılması; fayda ve olası zararlarının net bir şekilde yetkili otoritelerce açıklanması önem arz ediyor. Gerçek şu ki; tedbirlerle yakalanan bulaşı seviyesinin azalması başarısı, tedbirlerin hafifçe gevşetilmesiyle büyük rehavetlere dönüşmesi ve edinilen kazanımların kısa sürede kaybedilmesi durumu hep yaşandı. Nitekim düğün ve taziyelerin serbest bırakılması, turizm sezonuyla tatil beldelerindeki normalleşme ile son varyantların daha yıkıcı hale gelmesinin önü açıldı ve bu durum 5 binlerde olan vaka sayısını 30 bine yaklaştırdı. Tablo bu iken okulların açılma tarihi yaklaştı ve yüz yüze eğitim kararlılığı öne çıktı. Sabah Gazetesinde yer alan habere göre bu hafta içi yapılan Bilim Kurulu toplantısında alınan kararlara göz atalım: "Bugün Koronavirüs Bilim Kurulumuz salgının seyrini, işyerlerinin ve eğitim kurumlarının hazırlık durumunu, yerli aşı ve aşı programımızı ele alan son derece önemli bir toplantı yaptı. Geçen süre içinde bilinmeyen bir düşmana karşı büyük bir savaş verdik. Salgının ilk günleri adeta bir bilinmeyenle, kovalamacayla geçti. Hastalığın etkilerini bilmiyor, tedavi yöntemleri hakkında çok sınırlı bilgilerle hareket ediyorduk. Tüm güncel gelişmeleri takip etsek de bu yeni düşmana karşı tecrübeli hiçbir ülke hiçbir bilimsel otorite yoktu. … Düşmanı tanıdıkça silahlarımız ve tedavi yöntemlerimiz gelişti. Tecrübe edindik. Sonunda salgını sona erdirebilecek en büyük umut olan aşı devreye girdi. Aşıların kullanıma girmesi adeta salgınla mücadelede en büyük kırılma anlarından biridir. Umudun yeşerdiği ve salgının son bulacağının anlaşıldığı an aşıların etkili olduğunu tespit ettiğimiz andır. Bu bakımdan salgını belki de iki evrede ele almak durumundayız: Aşıdan önce ve aşıdan sonra. … Bilim Kurulumuzun başından beri önerisi okullarımızı en son kapatıp en erken açmak oldu. … Uzaktan eğitim gerçekten eğitimin bir miktar uzağımızda kalması sonucunu doğurdu. Ancak, bu günler geride kaldı. Artık aşı var. En net ve yüksek sesle ifade etmek isterim ki tüm okullarımız zamanında açılacak. … Artık aşı var. Koşullar ne olursa olsun öğrencilerimizi koruyarak uygulamalı ve yüz yüze eğitime devam edeceğiz. Gerek ilk ve orta öğretimde gerekse yükseköğrenimde öğrencilerimizi ve ailelerini koruyacak tedbirleri alarak, tüm hazırlıklarımızı yaparak eğitime ara vermeden gelecek eğitim öğretim dönemini karşılayacağız. Bu konuda bilim kurulumuz eğitimde uyulması gereken uygulanabilir kuralları belirledi. Alınması gereken tedbirler ile ilgili hazırlıklarını tamamladı. Bu çalışmaları Milli Eğitim Bakanlığımızla ve Yüksek Öğretim Kurulumuzla istişare ederek en kısa sürede sizlerle paylaşacağız. … Bu süre zarfında çok önemli bir işimiz var. O da aşı olmamış öğretmen ve öğretim üyesi kalmayacak tedbirleri hayata geçirmek. Öğrencilerimizi ve öğretmenlerimizi korumanın birinci adımı, öğretmenleri, öğretim üyelerini ve öğrencilerimizin birlikte yaşadıkları ailelerini aşılamaktır. Aşı programımız bugüne kadar bir teşvik ve tercih konusuydu oysa artık eğitim ve iş hayatının devamı gayesiyle her bir vatandaşımız için tercihe bırakılamayacak bir toplumsal ödevdir. Eğitim ve iş hayatının sekteye uğramaması için aşı olmazsa olmaz kural haline gelmeli, aşı olmayan kişiler ise düzenli olarak PCR test sonuçlarının negatif olduğunu göstermelidir. Özellikle öğrenci velileri ya aşılarını tamamlayacaklar ya da hastalık taşımadıklarını düzenli olarak kontrol ettirmek zorunda olacaklar. Bunun detaylarını ilgili kurumlarımızla yapacağımız ortak çalışmalar neticesinde ilan edeceğiz. Tekrar ifade etmek istiyorum yüz yüze eğitim olmazsa olmazımızdır. Çünkü artık aşı var. Aşı iş ve eğitim hayatı için artık bir teşvik ve tercih değil toplumsal bir ödevdir.” Açıklamalar özet olarak böyle. Salgın var, devam ediyor ve sürekli kısıtlamalarla ve hayatı tümden durdurarak yaşayamayız gibi temel ve haklı bir yaklaşımın benimsendiği anlaşılmaktadır. Genel anlamda bu tercihin/yaklaşımın doğru olduğu söylenebilir çünkü hem tedavi hem de önleyici etkinlik olarak aşı seçeneklerinin oluşması ve toplumun kısıtlamaları hem ekonomik hem de sosyo-psikolojik olarak sürdürebilmesinin ciddi kayıplara yol açması da bu yöndeki eğilimleri haklı kılıyor. Bu yaklaşımın vakaları artırmadan sürdürülebilmesi için planlananların tüm yönleriyle olumlu sürdürülebilmesi, toplumun sosyo-ekonmik, sosyo-psikolojik ve hukuki yönlerden aydınlatılması, kronik hastalığı olanlara hangi aşının ve tedavinin ne gibi yan etkileri de olabileceğiyle ilgili resmi istatistiklerin de aktarılarak oluşmuş kaygılarını giderici, risklerinden haberdar edilmesi ve diğer teknik meselelerin halledilip gerekli hazırlıkların yapılması önem arz eder. Zaten açıklamada da bu husus dile getiriliyor. Halkın sağlığı ve yaşantısını etkileme kapasitesi olan bu planlamaların hukuki boyutları ve insan hakları yönüyle de ele alınması, uygulayıcıların, sağlık yetkililerinin ve diğer otoritelerin gerekli sorumlulukları almaları ve halka gerekli güvenceleri vermeleri gibi bir durumun da göz ardı edilmeyerek deklare edilmesi elzemdir.