NURETİN TOPÇU’DA KÜLTÜR VE MEDENİYET

“Kendi kültürümüzle tekniğimizi yaratamadık. Onu emanet bohçalar içinde Garp’tan aldık, yaratmanın zevkini biz yaşamadık. Eğer teknik medeniyet ise, Medeniyet, satın alınır zannettik, elbiseyi aldık, insanı göremedik bile ve hazır aldığımız bu teknik, sahibi tarafından kullanılamayan, sahibine yabancı bir gizli el tarafından sahibinin hesabına ve onun varlığında kullanılan bir bıçak gibi, benliğimizde derin yaralar açtı. Biz ağacı yetiştirmeden meyvesini toplamaktan zevk aldık. Hakikat aşkını duymuş nesiller yetiştirmeden, insan hayatının değerine dair bir cümle öğretmeden, ilmin meyveleri olan, hakikatin yemişleri olan teknik vasıtaları memlekete doldurduk.” Nurettin Topçu’ya ait “Kültür ve Medeniyet” adlı kitabından yazımıza girizgah yapmış olduğumuz alıntı, onun medeniyet fikrinin hulasası niteliğindedir. Topçu, medeniyet bahsinde Garp ile Şark’ı harmanlamayı Şark içinde gerçekleştirmeye çalışan yaklaşımı ortaya koyacaktır: “Kendi mazimizin, kendi kaynaklarımızın mahsulü olan kültürü, Garbın ve bütün insanlığın eseri olan metotlarlayoğuracağız. Buğdayı kendi tarlamızda yetiştireceğiz. Bu eser bizim olacaktır. (…) Biz Garbın değerini takdir ettiğimiz metotlarını kullanarak onunla kendi ilim zihniyetimizi meydana getireceğiz. Ancak şunu hiçbir zaman unutmamalıyız: düşünmeye başlarken Dekart’tan değil, kendi fikir tarihimizden faraza milli tarihimizin değilse de düşünce tarihimizin bir şahsiyeti olan Gazali’den işe başlamalıyız; sonra Dekart’a veya Bacon’a uzanmak yerinde olur. Kendi cevherimizi böylelikle muhafaza edebilir ve kendi dehâmızı da ancak bu sayede ortaya koyabiliriz” Teknik, kültür ve medeniyet kavramları Topçu’nun medeniyet fikrinin üç ana temelini oluşturacaktır. Kültürü; milletin ve fertlerinin sâhip olduğu hadiseleri karşılayan duyuş şekilleri ile bütün tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümleri olarak tarif edecek, milletin ruh kabiliyeti ve iradesi ile yoğrulmuş karakter olarak milletin malı olması gerektiğini ifade edecektir. Topçu’nun teknik kavramına yaklaşımı da kültürden bağımsız olmayacaktır. “Teknik kültürün çocuğudur, kültürün hâkimiyetini tanımalıdır… Aksi hal tehlikelidir. Kültürün işaretlerini takip edemeyen teknik, kör ve yıkıcı bir kuvvet olur.” Kültürden ayrılmış tekniği, topraktan ayrılmış vicdanı tanımayacağız.” Milletin kültürünün ürünü olarak ancak tekniği anlamlı bulacaktır. İlimlerin tatbikatı olarak tarif ettiği teknik kavramına yaklaşımında üzerinde durulması gereken husus teknik ilmin gayesi değil, sadece tatbikatı; “Zira biliyoruz ki ilmin gayesi hakikati tanımaktır. İlim hareketi, tanımak aşkının tatbikidir. Teknik istenmeyen bir netice, bir meyve, bir mükâfat gibidir.” Görüleceği üzere Nurettin Topçu’nun teknik kavramına yaklaşımı da teknik ile yapılacaklar konusu da “biz”i esas alacaktır. “Düşmanın silahlarını kullanmak onun kadar haksız, onun kadar zâlim ve zayıf olmaktır. Nitekim öyle oldu: Arada kaybedilen ruhumuzdu…” Topçu’nun teknik eleştirisi, kültürünü yaratmayan toplumların felaketini haber veren bir uyarıcı çığlık gibidir. Nurettin Topçu medeniyet meselesinin batılılaşma meselesi ile iç içe olduğunu belirtir. Ve bu konuda muhafazakâr kesim ile inkılapçı kesim arasında bir çatışma olduğunu hatırlatır. Bir “Anadolucu” olarak medeniyet fikrinin temelinde de Anadolu yer alacaktır. “Bu medeniyet, Anadolu'dan yani güneşin doğduğu yerden doğmazsa dünyamız kararacaktır. Bize düşen Anadolu çocuğunu içine yuvarlandığı Batı hayranlığından kurtarıp yeni doğan güneşe teslim etmektir. ” Son tahlilde Nurettin Topçu İslam Medeniyetinin yeniden ihya ve inşası konusunda umutludur. Fikirlerinin temelinde yer alan ahlak onun medeniyet fikrinin de özünü oluşturacaktır. Ahlaka dayalı bir medeniyet fikrinden bahsedecek,ahlaka dayalı bir medeniyet için de yine İslâm ahlâkını benimsememiz gerektiğine işaret edecektir. Medeniyete dair umut için de ahlak diyecektir. “Ruhunda İslâm inanç ve ahlâkı bulunan müşterek bir İslâm medeniyeti, dün olduğu gibi bugün de yeniden ihyâ ve inşa edilebilir.”