KONFORMİZM

"Konformist, Uymacı, uyumlu anlamına gelen sıfat. Fransızca conformiste 'ten Türkçeye giren (TDK sözlüğü) sözcük, zannedildiği gibi 'konforu seven, rahatına düşkün' anlamına gelmez, "sorgulamadan itaat eden", 'boyun eğen", intibak eden, uyum sağlamış anlamlarına gelir." https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Konformist Dünyevileşmenin sonucu/bazen de nedeni olarak karşımıza çıkabilmektedir konformizm. Seküler bir kavram olmasına rağmen insana/fıtrata dair yönleri olan bir niteliğe de sahip. Konformizm; insan davranışlarının düşünüş biçimini, içinde bulunduğu ya da geldiği noktada onu dönüştürdüğü durumu ifade eder. İslami literatürde kavram olarak yer almaz ancak anlam bakımından birçok temel anlatımda konformizme vurgu vardır. Kur'an; insanın serüveni, fıtratı ve tarihin akışı/mantığı bir tekerrür gibi cereyan etmekte ise de dikkatimizi bu tekerrüre neden olan değişmez ilkelere çeker. Dolayısıyla değişmeyen tarih değil; kanunlardır. Konformizm; insanın fıtri kanunlarına karşı doğru konumlanmayı ve canlılığı öldüren bir şimdiclik/teslimiyet/gaflet/yanlış hesap gibi bir duruma tekabül etmektedir. Ancak esas dikkat çekici olan konformist; düşünmeden, sorgulama yapmadan, tercih hakkını kullanmadan itaat eder. Dolayısıyla bu donanımlarına, onları kullanmayarak ihanet eder. Bu ihanet kişisel olmakla kalan bir ihanet değildir, sonuçları da öyle... Konformizm; bir zorlanma karşısında asli duruşundan vazgeçmeden yeni bir pozisyon almak değil; zorlanma ya da tercih sonucu oluşan bir uyumculuktur. O yüzden Müslüman toplumlar için en büyük tehlikelerden biri de konformizmdir. İslam öğretisinde ki hakkı her daim haykırma durumu Konformizm tehlikesine bir geçit verilmemesi açısından önemlidir. “Hakkı söyleyin, korkmayın! İnsanların korkusu sizi hakkı söylemekten men etmesin! Hakkı söyleyin, çünkü hakkı söylemek, ecelinizi size yaklaştırmadığı gibi, rızkınızı da sizden uzaklaştırmaz.» HZ Muhammed s.a.v . Bu bağlamda Aliya’nın bir tespiti oldukça etkileyicidir. Aliya, Doğu ve Batı Arasında İslâm adlı kitabında, iki tip insan modelinin özelliklerinden bahseder ve bu tanıma göre teba kavramının konformist özellikleri dikkat çekicidir. Burada önemli olanın konformist yaklaşımın kişiyi bozmakla kalmadığı; kişinin dine de bu tarz yaklaşarak dini de ve dolayısıyla toplumu da bozduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Aliya şöyle der: TEBAA VE İTİZALCİLER ‘İtaat edenler’ ve ‘karşı çıkanlar.’ Yani, ‘tebaa ve itizalciler’. “İnsanlar var ki, güçlü iktidarlara hayrandırlar; disiplini ve ordularda görülen, amiri ve memuru belli olan düzeni severler. Yeni kurulan şehir semtleri, sıraları dosdoğru ve cepheleri hep aynı olan evleriyle onların zevklerine uygundur. Müzik bandoları, formaları, gösterileri, resmigeçitleri ve bunlar gibi hayatı ‘güzelleştiren’ ve kolaylaştıran şeyleri beğenirler. Bilhassa her şey ‘kanuna uygun’ olsun isterler. Bunlar tebaa zihniyetli insanlardır ve tabi olmayı; emniyeti, intizamı, teşkilatı, amirlerince methedilmeyi, onların gözüne girmeyi severler. Onlar şerefli, sakin, sadık ve hatta dürüst vatandaşlardır. Tebaa iktidarı, iktidar da tebaayı sever. Onlar beraberdir, bir bütünün parçaları gibi. Otorite yoksa bile tebaa onu icad eder.” (Doğu ve Batı Arasında İslâm, s. 253) “Öbür tarafta mutsuz, lanetlenmiş veya lanetli ve daima gayri memnun bir insan grubu vardır. Bunlar hep yeni bir şey isterler; ekmek yerine daha ziyade hürriyetten, intizam ve barış yerine daha ziyade insanın şahsiyetinden bahsederler. Geçimlerini hükümdara borçlu olduklarını kabul etmeyip; bilakis, hükümdarı da kendilerinin beslediklerini iddia ederler. Bu daimî itizalciler umumiyetle iktidar sevmezler, iktidar da onları sevmez.” https://hertaraf.com/haber-aliya-ve-arkadaslarinda-yol-haritasi-ve-gelecek-tasavvuru--av-muharrem-balci-1306 Konformist; problem sevmez, verilecek tavizi verir, rahatsız olmak istemez, bencildir. İslam ve konformizm aynı karede olamaz ve Müslümanım diyen vaya onuruna düşkün, erdemli hiçbir insan ve toplum konformist esareti kabullenmez. “İbrahim ve Muhammed'in İslam'ı bize öğretmiştir ki Allah "egoist-kendine tapan mukaddes'ten nefret eder. Bir gününü, halkın işinden gafil olarak geçiren, toplumun yazgısı için sadece düşünüp kafa yormayan değil, aynı zamanda çaba harcamayan kişi yalnızca günahkar değil, müslüman da değildir!” Ali Şeriati Buna rağmen küresel iktidar; tolumları bu yöne itmekte, tek tipleştirerek uysallaştırmaktadır. "Konformist-popülist kültürler eleştirel yeteneklere, özgürleştirici fikirlere hayat hakkı tanımadıkları için, hiçbir konformist ve popülist kültür kendisini yenileyemez yenileme ihtiyacı duymaz, düzeltemez, düzeltmek istemez, onarmaz ve onarmak istemez. Bu tür toplumlarda duygusallıkların ve fanatizmlerin ufuksuzluğu içsel ötekiler üretir. İçsel ötekiler her durumda linç kültürün muhatabı haline getirilirler. İçsel ötekiler, ancak resmi doğruları doğrulamak suretiyle hakikate tanıklık etmemek koşuluyla hayatlarını sürdürebilirler." Atasoy muftuoglu Bu konu elbette bu yazının formatını aşmakta ama hastalıklarımızın ve durumumuzun farkına varma, küresel sistemin bizi evirdiği durumun bilincinde olma, uyanık olma ve kendimizi onarma adına bir değininin faydalı ve hatırlatıcı olabileceği ümidiyle burada bırakalım. DEPREM VE ACİZLİĞİMİZ Deprem, resimler çizer. Bu resimleri depremin sahibi çizer. O, her daim kendi resmini çizer ve bize sunar. Yıkarken kudretini, uyanırken gücünü ve müsamahasını, kurtarırken mühlet vericiliğini, merhametini kazımalı değil mi yüreğimize? Allah, korku, sevinç, ihmal, umut, ölüm, hayat, dua, dayanışma… Bence bu depremin en güzel resimlerinden biri oldu; onu enkazdan çıkaran amcanın parmağından tutuşu bir çocuğun. Hiç düşündüm mü acaba çocuklar neden tutarlar ellerimizi, biz onlara, sen kendi ellerinden tut demişken? Ve insanlar neden kapatırlar pencerelerini, çocuklar parmağımızı tutarken? Ve insanlar neden korkar ve susar, bunca eğdirilir yere çakılırcasına? Belki bir daha düşünmeli bazı şeyleri. Deprem elbette doğanın bir kanunu. Asıl soru şu; hangi doğal kanun Allah’ tan bağımsız açıklanabilir ki? Allah, doğa kanunlarını da ayet olduğunu söylediği halde. “Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru" 3/191 Selam ve dua ile.