YOKSULLUKLA MÜCADELE HAREKETİ

Dinimizde, örfümüzde, tıynetimizde infakın, yani yardımlaşmanın önemli bir yeri var. Asr-ı Saadet döneminde yapılan yardımlaşmalar bize ışık tutarak bu güzel hasleti ayakta tuttu. Zaman zaman gevşeme olmaya başladıysa da annesi süt bulamadığı için ölen bebek, yurtta parası yok diye aç kaldığı için intihar eden öğrenci, işsiz olduğu için cinnet geçirip çoluk çocuğunu öldüren baba haberleri silkelenmemize yardımcı oldu ve tüm buna benzer haberlerin ardından adeta seferberlik başladı. Bu seferberliklere en güzel örnekler, özellikle deprem gibi afetlerin ardından yaşanılan hikayelerle verilebilir. Buraya kadar her şey güzeldi… Hayatımızdan ihlası, samimiyeti, ibadeti, ubudiyeti alıp götüren sosyal medya yardımlaşmanın da canına okudu. Siyasetçiden iş adamına, bürokrattan esnafına, sanatçısından hocasına varıncaya kadar yardımlaşmayı şova dönüştürdü. Bakara Suresinin 271’inci ayetinde “Sadakaları açık olarak verirseniz bu ne güzel!” kısmını alıp devamında buyurulan, “Şayet onu yoksullara verirken gizlerseniz bu sizin için daha da hayırlıdır ve sizin bir kısım günahlarınızı düşürür. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” kısmına kör ve sağır oldu. Siyasi veya dünyevi menfaat elde edeceğiz diye dağıtılan kamyon kamyon yardım kolileri, bankalara yatan paralar, dağıtılan kömürler maddi durumu biraz zayıf olan ve çalışmakta gönlü olmayanların iştahını kabartarak genleriyle oynadı. Sosyal medyadaki verilen pozlar sayesinde; içine dalan elin bırakıyor mu, yoksa alıyor mu diye belli olmadığı sadaka taşı müessesini kuran atalarımızın hassasiyeti tamamen yok oldu. Böylelikle özendirilen hazırcılık ve dilencilik yüzünden 2,5 milyonluk şehrin en az 1 milyonu el açar duruma geldi. Eskiden yardım kolisi almaya utanan insanlar, şimdi arabalarının bagajını kolilerle doldurmayı uyanıklık veya hakkı sanmaya başladı. Partililer ve meclis üyeleri belediyelerin yardım malzemelerini yağmalarcasına talan eder oldu. Yardımlaşmadaki sahtekarlıklar alıp başını giderken, devletin parasını alabilmek için sahte evlenmeler, sahte boşanmalar, sahte yaşlı veya hasta bakım icat edildi. İnsanlık öyle bir hale geldi ki nasıl çalışmalıyım, hangi işi yaparsam para kazanırım, sermaye nasıl oluşturabilirim, nerede çalışabilirim gibi soruların yanıtı aramayı bırakıp, devleti nasıl çarpabilirim, yardım nasıl alabilirim, hibe nasıl alabilirim, kredi nasıl alabilirim hazırcılığına soyundu. Yardım almak isteyen sayısı yardım etmek isteyen insan sayısını geçince belediyeler gibi kamu kurumları bu işlere çok büyük, belki de her yıl onlarca fabrika açabilecek bütçeler ayırmak zorunda kaldı. Bütçenin nereye gittiğini aktarmak isterken binlerce, on binlerce, yüz binlerce insana yardım götürdüklerini anlatıp; onca insanı dilenci haline dönüştürdüğümüz itirafında bulunduklarını fark etmediler bile. “Dileniyorum çünkü çalışsam bu kadar kazanamam” diyen insan sayısı da her geçen gün arttı. Artık otobüs otobüs şehirlerarası transfer olur hale geldiler. İşi şova dökenler kadar, bu kötü gidişata kafa yormak ve rahatını bozmak istemeyenler yüzünden de bu hale gelindi. Tıpkı iş yapabilecek ele iş vermek veya bulmak yerine 3-5 sadakayı basıp yollayanlar gibi. Zannımca herkes karınca misali hazırcılığa ve bedavacılığa “dur” demek için kafa yormalı artık. Ya gayri meşru yollara başvurmasından diye her geçen gün sayıları artan açılan ellere daha fazla bütçeler ayrılacak yada kendisi çalışan, kendisi üreten ve hem kendi hem ülke ekonomisine yararlı insanlar olacağız. Cengiz Aksan ve sosyal medyadaki bir grup arkadaşla biz başladık kafa yormaya. Twitter hesabımızda başlattığımız çağrıya bir gece içerisinde verilen karşılıklar ve yapılan görüşmeler bizi çok umutlandırdı. Şimdi gelen önerileri ve destek sunabilecek isimleri not ediyoruz. Ben bir avuç erdemli dostla manifestoyu hazırlıyorum, Cengiz de yol haritasını belirlemeye çalışıyor. Bir yandan eli iş tutabilenlere iş öğretilecek bir yandan gerekli ekipmanlar alınacak bir yandan da pazar bulmalarına yardımcı olunacak. Yoksullukla ve işsizlikle mücadele edecek büyük bir hareketin başladığını şimdiden görür gibiyim.