DÜNYA HAYATI MERHAMET İLE KAİMDİR

Merhametlilere Rahman merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin!” (Tirmizi/Birr ve Sıla. Evet, Yüce Allah, yüz rahmetinin sadece bir parçasını yeryüzüne indirmiş; ve o bir rahmetini de yarattığı tüm mahlukatları arasında paylaşmıştır. Düşünün ki, o paylaşımdan payına düşen kısmı ile civcivlerini koruma için tavuk; Aslan gibi yırtıcı bir hayvana bile saldırabilmektedir. İşte merhametve şefkat ile kaim olan yüreklerin, örnek teşkil eden sonuç ve durumu budur… Muhammed Kutub, yirminci asrın cahiliyeti isimli eserinde; “bu gün küfür ve inkâr dünyası ayaktaduruyorsa, onları ayakta tutan; onların hayatlarında var olan bir kısım hayır kırıntılarıdır.” Demekle dünya hayatının merhamet ile kaim olduğuna işaret etmektedir. Bir tavuk, kendi payına düşen Rahmetle; civcivlerini korumak için Aslan gibi yırtıcı bir hayvana saldırabiliyorsa; gerçek Rahmet ve Merhamet sahibi olan Allah’ın, kullarına ve diğer yarattıkların karşı ne kadar merhamet sahibi olduğunu düşünmek gerek/gerekmez mi? Bu gün yeryüzünde insanlar, kavimler, devletler ve topluluklar; ekonomik çıkarlar uğrunda birbirlerini boğazlamaktadırlar. Bu kadar zulüm ve şiddetten dolayı meydana gelen olumsuz hadiselere rağmen; yeryüzünde bir o kadar da iyi ve erdemli insanların varlığı olmazsa, dünya hayatı devam edebilir mi?.Ve ne zaman ki, mahlûkatlar özellikle insanlar arasındaki şefkat ve merhamet duygusu tamamen tükendiğinde; işte o zaman da dünya hayatı son bulacaktır. Kıyamet saati dahi, yeryüzünde hiçbir Müminin kalmadığı bir zamanda; kâfirlerin başına kopacağına dair hadisi şeriflerde zikredilmektedir! Peygamberimiz (s.a.v)’in: “Merhamet etmeyene (Allah’ın yarattıklarına merhamet etmeyene) merhamet edilmez; yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökyüzündekiler de (Melekler sizin için istiğfar etsinler) size merhamet etsinler”(Buhari/Tevhid) anlamındaki, Nebevi uyarılar; dünya hayatının kaim olmasının, insanların birbirlerine ve diğer canlılara merhamet etmesiyle doğrudan orantılı olduğunu bildirmek içindir. Şefkat ve merhametin tükendiği bir dünyada, fertlerin, toplumların, devletlerin ne kıymeti ne de varlığının anlamı kalır! Böyle bir dünyanın kıyameti ha kopmuş ha kopmamış ne fark eder ki? Zaten varlığı bir şey ifade etmeyenin, yok oluşu da bir şey ifade etmeyecektir… Yaşadığımız şu sınama dünyasında, Allah’ın varlığını bilen ve bilmeyenlerle birlikte yedi milyara yakın insanın yaşadığı söylenmektedir. Allaha iman eden Müslümandan tutun da, Ateist,Deist, Budist ve Zerdüşt’üne varıncaya kadar; herkesin gönlünde ama çok ama az, şefkat ve merhamet kıvılcımlarının var olduğunu hiç kimse inkâr edemez. Çünkü bu şefkat ve merhamet kıvılcımları olmazsa, inkârcı da olsa bir anne bebeğini dokuz ay karnında; hem de kendisine hiçbir zararın gelmesini istemeden taşıyabilir mi? Bir baba, gece yarılarına kadar; çocukları aç kalmasın diye sokak sokak dolaşıp çöp bidonlarından kâğıt toplayabilir mi? Bir insan ailesini geçindirmek uğruna, yıllarca gurbet ellerinde,sevdiklerinin hasretiyle, özlemve düşüncesiyle yaşayabilir mi? Bir tavuk, yirmi bir gün hemen hemen hiç yerinden kalkmadan; yumurtalarını civciv yapabilmek için kuluçkaya yatabilir mi? Misalleri çoğaltmak mümkün! İşte tüm bu olup biten müspet hadiselerin tek bir kaynağı vardır: “Şefkat ve Merhamet.” Hadisi Şerifte: “Allah Teâla Rahmetini yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuzunu kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça Rahmet sebebiyle bütün canlılar birbirine merhamet ederler. Hatta kısrak (emzirirken) yavrusuna basıp da zarar verir korkusuyla ayağını kaldırır.”(Buhari/Edeb. Evet, bir kısrak dahi payına düşen Rahmetle, yavrusunu emzirirken ona basar korkusuyla bir ayağını kaldırıyorsa; her şeyin tek yaratıcısı ve Rabbi olan Allah’ın mahlûkatlarına karşı ne kadar şefkat ve merhametsahibiolduğunun üzerinde uzun uzun tefekkür etmek gerek? Tabi tüm bu güzel şeylerden nasibini alamayan insanlarda vardır/var olacaklardır. Bir keresinde çölde yaşayan Araplardan bazılar Resulullah (s.a.v)’ınyanına geldiler; (O’nun çocukları öpüp sevdiğini görünce): Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz? Dediler. Hz. Peygamber (s.a.v): Evet, cevabını verince onlar: Ama biz vallahi çocukları öpmeyiz, dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v): Allah sizin kalbinizden merhameti söktüyse ben ne yapabilirim, buyurdu.” (Müslim/Fedail) Hatta Efendimiz (s.a.v)’in: “Ben bazen uzatmak niyetiyle namaza başlarım. Fakat bir çocuğun ağlayışını duyar ve annesinin ona düşkünlüğünü bildiğim için namazı kısa tutarım.” (Müslim/Salat) buyurması, bize/bizlere/ve tüm dünyaya şefkat ve merhametin dersini vermektedir adeta... İnsanlığın; “Şefkat ve Merhametin galip geldiği, zulüm ve gazabın mağlup düştüğü bir dünyada;yaşama sevincine kavuştukları günü görmemiz temennisiyle.