HER GÜNAHTA KÜFRE GİDEN BİR YOL VARDIR

İnsan, yalnızca Allah’a ibadet etmek için yaratılmıştır. İbadet ise, Allah’ın emirlerine itaat etmek ve yasaklarından kaçınmakla gerçekleşir. Buna aykırı olan her davranış “günah” kavramıyla ifade edilir. Allah’ın yasaklarını çiğnemek günah olduğu gibi, emirlerinden herhangi birine itaatsizlik de günahtır. Yüce Allah, insanların yükümlü oldukları bu ibadeti yerine getirmeleri için Kitap göndermiş, peygamberleri seferber etmiştir. Bununla da kalmayıp her insana bir kontrol mekanizması olarak “vicdan” vermiştir. İnsanın düşüncelerinden davranışlarına kadar her şeyiyle denetleyip yaratanın kurallarına aykırı düşen olumsuzluklarda psikolojik bir baskı uygulayarak uyarılar yapmakta, caydırıcı bir rol üstlenmektedir. Vicdan, uyarıcı manevi bir denetçi konumundadır. Çeşitli vesilelerle vicdanı kabuk bağlamış, işlevini yitirmiş kimseler dışında herkesin vicdanı günaha karşı çıkar, kişiye sıkıntı verir, huzursuz eder. Her insan masum olarak dünyaya gelir. Sonradan günahların tekrarı nedeniyle vicdan kabuk bağlar, kalp paslanır. Demek ki vicdanın işlevini yitirmesi de tekrar tekrar işlenen günahlar yüzündendir. Günah işleyen kimselerin vicdanı rahatsız olur, günaha karşı çıkar. Bu sefer kişi ya kaderi suçlayıp “ne yapayım kaderim böyle” diyerek ya da yapılanın günah olmadığına inandırarak veya başka bir şekilde vicdanını rahatlatmaya çalışır. Bu gibi kişiler, sorumluluğu üzerlerinden atarak kendi vicdanlarını rahatlatmak isterler. Ama eğer az da olsa kalpte iman nuru varsa hiç bir şekilde vicdanı ikna edemezler. İşlenen günahlar kalbi paslandırarak bu nurun sönmesini sağlar. Böylece küfre düşmüş olur. Çünkü küfür, iman nurunun kalpten sönmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Günah kalbe işleyip iman nurunu çıkarıncaya kadar karartır ve katılaştırır. Günah istiğfar ve tövbeyle çabuk imha edilmezse kalbi ısırmaya başlar. Örneğin, utandıracak bir günahı gizlice işleyen kimse başkasının buna vakıf olmasından çok utandığı için, her ameli kaydeden meleklerin varlığından rahatsız olur. En küçük bir şüpheye büyük bir delil gibi sarılır bu durum onu, melekleri inkâr etmeye kadar götürür. Bir misal daha verelim: Bir farz namazını kılmayan kimsenin bu günahı kalbine büyük bir sıkıntı verir. Hemen tövbe istiğfar etmesi ve namazı kaza etmesi gerekir. Yoksa kalbindeki sıkıntı büyür. Küçük bir amirinden küçük bir azar işitince büyük bir rahatsızlık duyan insan, Kâinatın sultanı Yüce Allah’ın mükerrer emrine karşı gösterdiği bir tembellikten de büyük bir sıkıntı yaşar. Bunun sonucunda namazdan rahatsız olmaya başlar. Hiç bir rahatsızlık hissetmeyen namazsız bir arkadaşını görünce de namaza karşı takındığı olumsuz tavır şiddetlenir. “Keşke böyle bir ilahi emir olmasaydı” düşüncesi oluşur. Namazı emreden Allah’a karşı bir düşmanlık belirmeye başlar. Allah’ın varlığına dair küçük bir şüphe kalbe gelse, büyük bir delil gibi ona yapışır. Kalbinde Allah’ı inkâr arzusu uyanır. Büyük bir helaket kapısı açılmış olur. “Pire için yorganı yakmak” kabilinden küçük bir sıkıntıdan kaçmak için kendini ebedi sıkıntılara hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ısırmasını kabul eden büyük bir aptallığa maruz kalır. Peygamber (ASV) bu duruma şu hadisiyle dikkat çekmiştir: “Kul bir günah işlerse kalbine siyah bir nokta konulur. Şayet o günahtan el çeker, bağışlanma diler, tevbe edip Allah’a dönerse kalbi parlar. Eğer bunları yapmaz günaha devam ederse siyah nokta artırılır ve neticede bütün kalbini kaplar. İşte Allah’ın şu ayetinde: “Yaptıkları yüzünden kalpleri pas tutmuştur.” (Mutaffifîn, 14) diye anlattığı pas işte budur.” (Tirmizi, Tefsir’ul-Kur’an, 83, Hadis no: 3334) İnsan hata yapabilir ama önemli olan hatada ısrar etmemektir. Yazı yazan kimse, yaptığı hataları silgi kullanarak siler ve düzeltir. Aynı şekilde kulluktaki hataları da “istiğfar ve tövbe” ile silmelidir. Silinmeyen hatalar sayfayı karartıp kullanılmaz duruma getirdiği gibi, günahta ısrar kalbi karartır ve –neûzu billâh– küfre düşürebilir. Her günahta küfre götüren bir yol bulunduğu unutulmamalıdır.