2018 ÇOCUK İŞÇİLİĞİ İLE MÜCADELE YILI

Çocuklar ve kadınlar toplumun en zayıf halkaları, özellikleçocuklar. Günümüzün en mutsuz ve haksızlığa uğrayanları ise hiçkuşkusuz çocuklar. İster en varlıklı ailenin, en pahalı oyuncaklarıylaoynayanı; ister kağıt toplayanı olsun, mutsuzlar ve mağdurlar. Her biri farklıaçılardan farklı mağduriyetler yaşamaktalar. Çocuk hakları sözleşmesini filanbir kenara bırakacak olsak bile; onlarınüzerimizdeki en önemli hakları; onları mutlu etmek ve çocukluklarınıyaşamalarını sağlamak. Bugünün dünyasında, yapısı değişmiş, bencilleşmiş,uyuşturucu, şiddet ve istismar gibi uç noktalardaki suçların yaygınlaştığı,savaşlardan haz alan canavarlara dönüşmüş insanların oluşturduğu, toplumda, buyönetim ve yöntemlerle, bugünün yaşam tarzıyla; bu, ne derece mümkün? Tüm bu olumsuzlukların yaşandığı ortamda çocuklar için birşeyler yapmak dahada güçleşiyor elbette. Bu bağlamda Başbakanlığın, bir genelgeile 2018'i "Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı" olarak ilan etmesiyetersiz/alışılmış olmasına rağmen değerlidir. Başbakanın imzasıyla yayımlanan "Genelgeyle çocukişçiliği ile mücadeleye ilişkin duyarlılığının artırılması amaçlanıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonundahazırlanan "Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı", Başbakanlıkgenelgesi ile yürürlüğe girdi. Başbakan Binali Yıldırım imzasıyla yayımlanan genelgede,çocuk işçiliğin, küresel ve ulusal çapta önemli sorunların başında geldiği yeraldı. Türkiye'nin 2023 hedefleri doğrultusunda, "Çocukİşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı" yürürlüğe konuldu. Program kapsamında, çocuk işçiliğini önlemeye yönelik temelstratejiler, faaliyetler ve bunlardan sorumlu olan, iş birliği yapılacak kurumve kuruluşlar ile faaliyetlerini tamamlanma süreleri açıklandı. Programda yer alan faaliyetlerin takibi yılda iki kezdüzenlenecek İzleme ve Değerlendirme Kurulu toplantıları aracılığıylagerçekleştirilecek.”/TRT Haber Ülkemizde çocuk işçiliğinin ciddi boyutlara ulaştığı yapılanbazı araştırmalar ve hazırlanan raporlara göre de hiç iç açıcı değil. Bu konuda DİSK Genel-İş'in hazırladığı rapora göz atalım: “Ülkemizde çocuk işçilerin sayısına ilişkin güncel verilersadece 15-17 yaş grubunda olan çocuk işçiler için mevcuttur. 15 yaş altı vetarımsal alanlarda mevsimlik olarak çalışan çocuklara ilişkin verilerbulunmamaktadır. Ayrıca mesleki eğitim alan özellikle turizm sektöründe uzunsaatler çalıştırılan stajyerler, yani 'çocuk işçiler' ve çocuk işçiliğisayılabilecek uygulamalar ile çıraklık eğitimi alanlar resmi olarak çocuk işçisayılmamaktadırlar. Buna karşın 2012 yılından itibaren çocuk işçi sayısıülkemizde artmıştır. 2012 yılında 601 bin olan 15-17 yaş arası çocuk işçisayısı, 2016 yılına gelindiğinde 709 bin olmuştur. Çıraklık, çocuk işçiliğine dönüşüyor… 2015 yılında 17 yaşına kadar çalıştırılan çırak sayısı ise401 bin 464 olarak açıklanmıştır. SGK’nın yayınlamış olduğu verilerde ise çırakişçi sayısı oldukça yüksektir. Aralık 2016 verilerine göre çırak işçi sayısı 1milyon 170 bin’dir. Bu verilere dayanarak çırak ya da çocuk işçi ayrımıyapmadan genel olarak ülkemizde çalışan çocuk sayısının yaklaşık 2 milyonayaklaştığını söyleyebiliriz. Bu durum çocuk emeği sömürüsünün geldiği noktayıaçık bir şekilde ortaya koymaktadır. 15-17 yaş arası çalışan çocukların yüzde 80’e yakını kayıtdışı… Çocuk işgücü kır ve kent ayrımında farklı biçimlerdeistihdam edilse de çocuklar kentlerde de kırlarda da kayıt dışıçalıştırılmaktadır. 2016 TÜİK verilerine göre çocuk işçilerin yüzde 78’i kayıtdışı çalışmaktadır. 2016 yılında 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısı 708 bindir.Bu çocukların 558 bini kayıt dışı çalıştırılırken, 150 bini sigortalıdır. Yaniçalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışıdır. Türkiye, Avrupa ülkeleri içerisinde çocuk yoksulluğunda enkötü ülke Ülkemizde çocuk işçiliğinin artışında, çocuk yoksullukoranının yüksek olmasının önemli bir etkisi vardır. Türkiye, AB ülkeleri ilekarşılaştırıldığında çocuk yoksulluk oranı en fazla olan ülkedir. Türkiye’deçocukların yoksulluk oranı yüzde 25,3 iken, AB’ye üye ülkelerlekarşılaştırıldığında yoksulluk oranı en fazla olan ülke konumundadır. Çocuklar çalışırken ölüyor: 2016 yılında 56 çocuk işçihayatını kaybetti İş cinayetine maruz kalan çocuk sayısına ilişkin İşçiSağlığı İş Güvenliği Meclisi tarafından veriler tutulmaktadır. Bu rapora görede iş kazası sonucu hayatını kaybeden çocuk işçi sayısı artmaktadır. 2012yılında 32 çocuk, iş cinayetlerinde hayatını kaybetmişken, 2016 yılınagelindiğinde 56 çocuk iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetmiştir.” Çocuk istismarının gündeme taşındığı şu günlerde;işçiliğinin de ciddi bir çocuk istismarı ve hak ihlali olduğunun bilinciyleköklü politikalar geliştirme zorunluluğumuzun olduğunu unutmamalıyız. Suriyeli göçmenlerin ülkemize gelmesiyle birlikte, çocukişçiliği daha da vahim boyutlara ulaştı. Sosyal güvencesiz ve ağır iş yükü,uzun süreler ve sağlıksız şartlarda, "çırak" adı altında karıntokluğuna sayılabilecek ücretle çalıştırılan çocuklar artmıştır. Çocuk işçiliği ile direkt ya da dolaylı ilgisi olan başkanedenler de vardır. Çocukların; şiddet ve çatışma ortamında büyümeleri, modernyaşam tarzından dolayı kreşlerde kaldığından yeterli ilgi/sevgi görememelerigibi. Yine, çocuğu gün boyu okul, dershane, etüt gibi kısıtlayıcıortamlarda tutarak ona sürekli bilgi, test, malumat yükleyen sınav odaklıeğitim sisteminin kendisi bile tek başına ciddi bir istismar ve hak ihlaliniteliğindedir. Bu konuda diğer kanayan bir yara ise özellikle bölgemizdeyoğun olan mevsimlik işçi ailelerinin "mevsimlik işçi çocuklar"ıdır. Sonuç olarak belirtmek gerekirse; Sadece işe ekonomik olarakbakmamak gerekir. İşin sosyal, manevi, adalet gibi boyutları olduğu ve tümtoplum yapımızla ilgili olduğu gerçeğini de bilmeliyiz. Yine çocuk işçiliğikonusunda ciddi denetimlerini yapılmadığı da bir gerçek. Sevgisiz, merhametsiz ve adaletsiz bir toplum yapısındankurtulmanın yollarını aramalıyız. Çocuklara gerçek anlamda bir kurtuluş sağlayabilmemizin yoluda yine sağlıklı, adilane bir toplum olmamızdan geçmektedir. Kadına ekonomik zorunluk yükleyerek emeğini sömürenkapitalist sistemin, çocuklara acıyacağını kimse beklememelidir. Çocuklar geleceğimizdir. Onları, küresel tuzaklara karşıbilinçlendirici eğitimlerden, özgür düşünen ve haklarını almış, mutlu vegeleceğe umutla bakan bireyler olarak yetiştirme görevi ailenin ve devletin entemel görevidir. Her türlü çocuk sömürüsü, istismarı ve çocuk işçiliği gibihak ihlalleri ve mağduriyetleri gidermeye yönelik çabaların desteklenmesiaciliyet arz eder hale gelmiştir. Bu konuda herkesin sorumluluğu var ve herkeskatkı sunmak durumunda olmalıdır. Selam ve dua ile.