ADAB-I MUAŞERET

Adabı muaşeret, kişinin toplum içerisinde ve insanlara karşı nasıl davranılması gerektiğini öğreten ve vicdani mahşer duygusunu aşılayan; ahlaki kriterlerin toplandığı ahlakı hasenedir. Adabı muaşeret kuralları konusunda yetersiz olan kimselere, tahsil durumları ne olursa olsun, içtimai hayatın kurumsal noktalarında görev verilmemelidir. Şayet bilgi ve birikim konusunda yeterli donanıma sahip iseler, vazife vermeden önce; dört ay mecburi olarak, Adabı muaşeret ve ahlaki prensipleri öğrenmeleri için kursa tabi tutulmaları gerekir. Aksi takdirde, asık suratlı, baştan savan, azarlayan, hemen agresifleşip şiddete baş vuran; saldırgan mizaçlı kimselerin vazifeye gelmelerinin önüne geçilmez olur. İster inanın ister inanmayın, şu misal; kamu kurumlarında veya özel birimlerde vazifeli olanların çoğunun; Adabı muaşeret konusunda ne kadar geri kaldıklarını göstermektedir. Özellikle devlet hastanelerinde vazifeli olan birçok hemşirenin, güvenlikçinin vb. kimselerin; asık suratlı, hemen kızan, insanları azarlayan, öfkelenip ve insanları küçümsemeyin, birçok kimsenin şikayet konusudur... Bundan bir kaç yıl önce, bir devlet hastanesinin intaniye bölümüne, randevulu olarak kızımı götürmüştüm. Kapıdaki monitörde ismimiz çıkınca içeri girdik. Koltuğuna kurulmuş olan bayan doktor, hemen yapıştırdı sorusunu: nesi var hastanın? Kızım şikayetini söyleyince, hanım doktor bir tarafta elindeki 17 lik stres tespihiyle oynarken; diğer yandan bizi kovarcasına, intaniye sizin şikayetinizle ilgilenen bölüm değildir demesin mi? Peki, dedik ve dışarı çıktık hemen sıra barkodunu yırtıp çöpe atarak direk eve gittik. Bunun gibi onlarca misal vermek mümkündür. Tabi bu arada, çok iyi niyetli, şefkatli, yardım sever insani özelliklerinden ödün vermeyenleri de vardır... Ancak, o kadar azlar ki!... Adabı muaşeret deyip, geçmemek lazım. Adabı muaşeret; insanın Kemal derecesinin göstergesidir. Adabı muaşeret yoksunu olan kimseler, en yüksek diploma ve kariyerlere sahip olsalar da; insani özellikler konusunda, bir tarafları daima nakıs olarak kalacağı muhakkaktır... Bundan dolayı, ilköğretimden başlamak üzere, her eğitim kurumunda adabı muaşeret konusunun, seçmeli değil zorunlu ders olarak okutulması gerekmektedir. İşin ehli olmadıkları halde, torpille, yüksek puanla, veya el altından birilerinin referansıyla görev alan birçok kimsenin; bırakın insanlara, kendilerine bile hayırları olmamaktadır. Geçenlerde kamu hastanesinin birinde ameliyat olan, bir dostu ziyaret etmeye gittik. Kapıda ikisi erkek biri bayan üç güvenlikçi oturuyordu. Müsade istedik olmaz dediler. Benimle birlikte başka bir tanıdık da vardı. O da ziyaret için kısa bir süre istirham etti, vermediler. Baktım ki, bunların bir kere adabı muaşeret kurallarıyla alakaları yok; tanıdığın kolundan tutup geri çektim... Bir eli telefon oyununda, diğer eli kapının sürgüsünde ve dilide; yasak kelimesinde olanlar, bana askeri birliklerdeki inzibatları getirdi. Şimdi hala öylemidir bilmiyorum. Ama eskiden askeri inzibatları, uzun boylu ve Türkçesi kıt olanlarından seçiyorlardı. Çarşıya izinsiz çıkan askerleri yakaladıklarında; tabi ki askerler yalvar yakar, bizi bırakın bir daha olmaz deseler de nafile! Onlar, kendilerine ezberletilmiş olan şu cümleyi durmadan tekrar ediyorlardı: "Ben bilmez, merkez bilir." Galiba mesele anlaşılmıştır. Kalın sağlıcakla.