AYDINLIKTA KARANLIĞI YAŞAMAK

Şayet bir toplumda; anne ve evlat, işçi ve iş veren arasındaki hukuki bağ ile kıtlık zamanlarında insanların vicdanları yara alıp kurumuşsa; o toplumun karanlık bir mağarada yaşamasından farkı kalmamış demektir. Evet, yanı başımızda evlatlar anne ve babalarını sırf eşleri istemiyor diye sokaklara atıyorsa, iş veren işçisinin ücretini tam vermiyor veya zamanında ödemiyorsa, darlık anlarında insanlara zayıf tarafından yanaşıp onların iffet ve onurlarından istifade etmeye çalışmaktan beis görülmüyorsa; artık kıyamet kopmamış da ne kalmış geriye? Bir anne, bir çocuğu dokuz ay karnında taşısın, gecesi gündüzü zehir olsun, onu doğurduktan sonra da iki yıl emzirip ve altını temizlesin, on yaşına kadar başını yıkayıp okşasın büyütsün ve hiçbir karşılık beklemesin... Ama çocuk büyür, evlenip çoluk çocuğa kavuşunca; zayıf ve çaresiz olduğu çocukluk mazisini unutsun ve hiç acımadan annesini veya babasını evden kovsun! Malum hadisi Şerifte beyan buyurulduğu gibi; kıyamet alametlerinden biriside, cariyenin efendisini doğurmasıdır... Yaşadığımız modern Asır, annelerine cariye muamelesini reva gören hayırsız, duasız ve meymenetsiz, okumuş cahil evlatların asrı haline gelmiştir. Gece yarılarına kadar, sokak ve caddelerde onunla bununla gezip tozan ve Allah'ın ikabından habersiz yaşayan milyonlarca sahte efendinin varlığı söz konusu olduğu halde; aydınlık yarınları beklemenin hayalden öteye gidemeyeceğini bilmemiz lazımdır. Şimdi içinde bulunduğunuz darlık, zorluk, pahalılık ve karanlık süreci, sadece maddi sebeplere bağlayan/bağlamaya çalışanlara verecek cevabımız şudur: "Biz toplum olarak, son bir asırdan bu yana hep rüzgar ektiğimiz için, bu de gün fırtına biçiyoruz..." Yeni evlenen gençlerin çoğu, kız veya erkek fark etmez; evde yaşlı istemiyor, kenar mahallelerde oturmak istemiyorlar. Altınları bol olacak, tatile gidecek, kozmetik ve şatafat yaşamlarının vaz geçilmezi olacak, başına buyruk hareket edecek, istediği her yere gidecek ama hiç kimseye hesap vermeyecek!... Var mı böyle bir dünya dediğinizi duyar gibiyim. Tabi ki vardır. Hem de âlası vardır. Günümüzün şartlarında, maddi durumları iyi olmayan gençlerin evlenmeleri bir hayli güç olmuş durumda. Özellikle kız tarafı olan birçok kimselerde, merhamet ve acıma diye bir duygu kalmamış. Adam Kızını evlendirirken, sanki şato satar gibi pazarlık yapıyor. Binbir gereksiz masraf ve mutluluktan ziyade üzüntü getirecek olan eşya ve mefruşatlar alınacak diye uzun bir liste dayatıyor... Evet, toplum olarak karanlık bir süreçten geçiyoruz. Bunun tekbir çıkış yolu vardır o da; Allah ve Resulü'nün emir ve yasaklarına ittiba etmekle birlikte, salih âmel yapmak ve istiğfarların çoğaltılmasından  geçmektedir... O da şey mi, diyen nevzuhur bir nesille karşı karşıyayız. İnsan denen varlık, hem mükerrem hem de aşağılık sıfatlarını hak edecek kadar tercih sahibi... Ahsen-i tekvim sıfatına halel getirmemek için, Allah'a karşı kulluk vazifesini yaptığı oranda değerli olur. Aksini izah etmeye gerek var mı? Esfele Safilin... Hayat pahallığı, huzursuzluk ve kopmakta olan sosyal ilişkiler; hepsinin sebebi, insanın ikincisinden yana tercihini kullanmakta olduğudundandır. Dolayısıyla aydınlık çağda, zihinsel karanlık mağara dönemini yaşayanların çoğunlukta olduğu bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Her şeyin başı eğitim diye nutuk atanlar bile, kendi söylediklerine artık inanmıyorlar. Menfi eğitim ve okumaların, insanı getirmiş olduğu son durum ortada. Kadın cinayetleri, tecavüzler, soygunlar, organ mafyacılığı; kamu kurumlarında ise torpil, rüşvet, adam kayırma, hırsızlık, yolsuzluk, sahte evrak düzenleme ve daha binlerce yasa dışı işlemler... Peki, bu kimselerin çoğu okuyupta o makamlara gelmediler mi? Madem her şeyin çözümü eğitimdi, o zaman neden bu gün en olmadık şeylerin altında mürekkep yalamışların parmak izleri çıkıyor??? Meselenin özü ve özeti şudur: "İnsanlar Yüce Allah'ın muradına göre yaşamadıkları müddetçe, istedikleri kadar yüksek okul ve binlerce kitap okusunlar. Sonuç: felaket... Selam ve dua ile.