Hiçbirçiftçi, büyük değer verdiği, etrafına duvar örüp taşlarını bile ayıkladığıtarlasına diken ekmez. Çift sürülmüş, tertemiz hale getirilmiş tarlaya ekinekilmezse, dikenler ve yabancı otlar istila eder. Hatta ekin ekilmiş olsa dabir süre sonra tarlada dikenlerin ve ekine zarar veren yabancı otların çıktığıgörülür. Ekinin sağlıklı yetişmesi ve istenen ürünlerin elde edilmesi için sadecesulamak yetmez; tarlayı defalarca temizlemek, çapalamak, dikenleri ve yabancıotları ayıklamak gerekir. Bu da yetmez, ekinlere musallat olan zararlıböceklerden, sineklerden, kuşlardan da etkin şekilde korumak icap eder.

Ailelerve okullar, kâinatın en değerli meyvesi olan çocukların yetiştirildiği tarlagibidir. Nitekim bu çocuklar, Allah’a abd ve asker olacak ve geleceğintoplumunu oluşturacak mahiyettedir. Saksılarda ve seralarda tohum ekilerekyetiştirilen fideler, belli bir düzeyden sonra uygun tarlaya ekildiği gibi,ailede çekirdekten, tohumdan yetiştirilen çocuklar da fideler hükmünde okullarateslim edilir. Ancak kısa sürede çocukların etrafını zararlı unsurlar sarar.Şeytanların etkisiyle, bir takım huy ve duyguların kötülüğe eğilimi, yeterlikontrolün sağlanmaması, tehdit edici unsurlardan yeterince korunmaması, ilgisizlikyahut şımarıklık gibi nedenler, çeşitli kötü alışkanlıkların oluşmasına yolaçar. Bunun sonucunda da çocukların ve özellikle gençlerin eğitimi olumsuzşekilde etkilenir, istenen düzeyde yetişmeleri engellenir.

Hiçbirana-baba üzerine titredikleri, büyük bir şefkatle bağlandıkları, her türlüfedakârlığı yaptıkları çocuklarının kötü alışkanlıklar edinmesini istemez,teşvik etmeleri hiç mümkün değildir. Her ana-baba çocuklarının kendilerindendaha üstün olmasını, eğitimleriyle en mükemmel ve iftihar edecekleri bir durumagelmelerini isterler. Ancak çiftçi ve tarla örneğinde dediğimiz gibi, sadeceistemekle olmuyor. En güzel şekilde yedirmek, giydirmek, her isteğinikarşılamak da yetmez.

Aynenailede olduğu gibi hiçbir okulda, gençlere bulaşan kötü alışkanlıklar, maddebağımlılıkları yahut kötü davranışların eğitimi verilmemektedir. Aşk,ahlaksızlık, oyun, kumar gibi muzır hal ve davranışların eğitimi yoktur, teşvikde edilmemektedir. Ancak istenmediği halde, böyle bir ders ve eğitiminverilmemesine rağmen bu kötü tutku ve günahların tarlayı saran dikenler gibigençler arasında yayıldığı görülmektedir. Okulların, sınıfların duvarlarında,sıralarda, kitap ve defterlerde gençlerin tehlikeli vaziyetlerini gösterenyazılar, şekiller, simgeler görülür. Kalp ve içine saplanan ok figürleri,ahlaksızlık kokan cümle ve sözcükler, hatta kaderi suçlayıcı ya da “tapınma”ifade eden küfür sözleri gençlerle ilgili tehlikeli gidişatı gösteren ürkütücüsembollerdir.

Aslındagençlik insanın en güzel dönemidir. “Biz,hiç şüphe yok ki insanı en güzel biçimde yarattık” (Tin, 4) ayetindeki “en güzel biçimde” ifadesiyle gençlikkast edildiği tefsirlerde anlatılır. Güç, kuvvet, güzellik, cesaret veduyguların yoğun olarak ortaya çıktığı dönemdir. Ancak bir o kadar datehlikelidir. Hz. Ali Efendimizin deyimiyle “gençlikdelilikten bir şube”dir. Aklın henüz olgunlaşmadığı, kötülüğe eğilimliçeşitli duyguların tam olarak ortaya çıkıp faaliyet gösterdiği bir dönemdir.Aynen ekinlerin etrafını saran dikenler ve yabancı otlar gibi, gençlerinetrafını saran bu duygular, şeytanların da yönlendirmesiyle gençlerin aklimelekelerinin gelişmesine ve insanı mükemmelleştiren yüce duyguların faaliyetineengel olur. Bu itibarla zararı defetmek yahut en aza indirmek için, akıllıca birtedbir, sıkı bir takip ve gözetim gerekir.

Gençleritamamen serbest bırakmak, tehlikeli duygulara özgürlük tanımak, aklın daolgunlaşmamasına sebep olur. Artık şer yoluna girmeleri önlenemez. Özelliklelise gençliği arasında akıllıca düşünmeyi ortadan kaldıran bir sarhoşluk halioluşur ve birçok günahı barındıran ve çeşitli kötülüklere yol açan “aşk fitnesi”bilgisayarı ele geçiren virüs gibi akla ve kalbe yerleşir, iffetsizliğe yolaçar. Şeytan ve nefis bu çirkin vaziyeti genç adama gayet süslü ve masumgösterir. Kalbi karartan günah kirleri “sevgi” kılıfı içinde temiz görünür.Oysa bu, gerçek bir sevgi olmadığından cinayetlere kadar varan günahlarasürükleyen şeytani bir tuzaktan ibarettir. Şeytani kaynaklı aşk, ancak birbeladır.

Gençlikdöneminde aile ve okulun elbirliğiyle ve tam bir ittifakla bu gençleri kontrolaltında tutmaları gerekir. Bediüzzaman’ındeyimiyle, “gayr-i meşru muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir.” Unutulmamalıdırki bu azap sadece âşık olanı değil, bu duruma sebep olanları ve toplumu da yakalar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.