Elif ailesiyle birlikte Manisa’ya üzüm toplamaya gitmişti. Ağustosun sonlarıydı. İşleri bitmek üzereydi.  Üzümlerde mevsimin sonlarına doğru bozulmalar görülüyordu. Aslında üzümler o sene iyi değildi. Bu nedenle sorunu öğrenmek için bağın sahibi, ziraat mühendisi Emir’i bağa getirmişti. Bağın sahibiyle birlikte bir akşamüstü tarlaya gelmişti. Emir ile Elif o gün birbirlerini ilk kez orada gördüler. Bu ilk bakışmalarında aralarında bir elektrik oluşmuştu. Tıpkı demiri kendine çeken mıknatıs gibi, kalp kalbi çekmişti.  İkisi de bedenlerinde bir sıcaklık hissetmişti. Tatlı duygular sarmıştı yüreklerini. Elif, işini bitirip yanlarından ayrılan Emir’in arkasından, annesi işe giderken ardında bıraktığı çocuğunun masum ve içi burkulmuş bakışıyla bakmıştı. O gün sabaha kadar gözüne uyku girmemişti. Ne tatlı duygulardı. Yüzü mutluluğun yaşlarıyla ıslanmış, daha önce hiç tatmadığı, hissetmediği, hem acı hem de tatlı duygular yaşamıştı.

         Emir için de aynı duygular söz konusuydu. İçi kıpır kıpırdı. O güne kadar hiç hissetmediği duygular sarıp sarmalamıştı onu. Fakat bir daha Elif’i görememe korkusuyla sabaha kadar uyuyamamış, hüzne boğulmuştu. Ne yapıp edip, bir bahane bulup, bağ sahibiyle birlikte tekrar bağa gidip, bir şekilde yolunu bulup Elif’e olan hislerini anlatmaktı tüm derdi.

        Emir geceden beri tekrar bağa gitmek için onca saçma plan yapmış, fakat akla uyan bir bahane bulamamıştı. Ancak Allah’ın işine akıl erdirilemiyordu. Sabahın erken bir saatinde kapısı çalınmıştı. Sabahın bu saatinde ‘’hayırdır inşallah’’ diye içinden geçirmişti. Kapıyı açtığında gözlerine inanamadı. İşte geceden beri kafasında bin bir bahane uydurup kapısına gidip tekrar bağa gitmek için başvuracağı adam tamda karşısında duruyordu. ‘’Gün doğmadan ne mucizeler doğuyormuş’’diye geçirdi içinden. Bağ sahibi ona; “eğer uygunsanız bugün de benimle bağa gelir misiniz” diye ricada bulundu. O anda Emir’in duygularını anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalırdı.

   

         Emir bağ sahibiyle beraber bağa gelmiş, gerekeni yapmış, ayrılma vakti gelip çatmıştı. Gözleri Elif’i arıyordu. Elif de bunun farkındaydı. Akıllı kızdı. Vakit ikindi idi. Bu saatlerde herkes önündeki işi bitirmeye çalışırdı. Kimsenin kimseye baktığı yoktu. Her kesin kendi sıkıntısı, derdi başından aşkındı. Masmavi gökyüzünün altında, tepeden vuran güneşin etkisi halen devam ediyordu. Elif bir yolunu bulmuş Emir’in yanına gelmişti. Hiçbir şey sormadan, söylemeden, işaretle kendisini takip etmesini istedi. Birileri farkına varır diye sırtında soğuk ürpertilerin dolaştığını hissediyordu. Ödü kopuyordu adeta. Bunu Emir’e fark ettirmemeye çalışsa da Emir durumun farkındaydı. Doğruca bekçi kulübesine yöneldi. Kulübe boştu. Bekçi sadece geceleri burayı kullanırdı. Kulübeye vardıklarında baş başa göz göze gelmişlerdi. Belki de bu görüşme ilk ve son olabilirdi. Onun için dakikalara, saniyelere sığdırılmalıydı söylenecek her şey.

        Emir Elif’e yavaşça ve usulca yaklaştı. Daha önce yazdığı bir şiirinin heceleri dökülüverdi dudaklarından:

      Başındaki örtü Halep yazması

      Yüzünü nakşetmiş burun hızması

      Gerdanı rengârenk boncuk dizmesi

      Beni benden aldın köylü kızı

      Bir anda görünce kanım kaynadı.

     Sonra öğrendim ki Elif’miş adı

     Yüreğimi çaldı bir köylü kızı

     Aniden tesadüf geldik göz göze

     Perçemi bir yandan dökülmüş yüze

     Yan yana oturduk geldik diz dize

    Aklım onda kaldı bir köylü kızı

    Bir anda boşlukta tuttum elini

    O bana uzattı sevda gülünü

    İki kelimeyle çözdüm dilini

    Sanki kaymak baldı bir köylü kızı.

                                                                     

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6