Çocuklar, toplumun meyveleri ve hayatın çiçekleridir. Ailenin göz aydınlığıdır. Cenab-ı Hakkın en güzel şekilde yetiştirilmelerini istediği emanetleridir. Bunun için anne, baba ve hatta topluma çocukların eğitimiyle ilgili sorumluluklar yüklemiştir.

            Çocuk eğitiminde en önemli temel faktör sevgidir. Anne ve babanın çocuklarına yönelik tartışmasız sevgileri vardır. Ancak anne ile babanın bu sevgileri arasında birtakım farklar bulunmaktadır. Annenin sevgisi tamamen katıksız, karşılıksız, doğal ve doğrudan İlahi rahmetin tecellisindendir. Bu sevgi halis bir “şefkattir.” Babanın sevgisi ise, ailenin reisi olmasına binaen otoritesini zedelemeyecek tarzda, bir derece karşılık bekleyen bir sevgidir. Buna da “muhabbet” denir.

Babanın sevgisi, içten gelmekle beraber aklın süzgecinden geçer, onunla yoğrulup değişime uğrar. Annenin şefkati ise aklı dikkate almaz, doğal haliyle geldiği gibidir. Hatta aklı da etkisi altına alır.

            Çocuk, babasından, hoşuna gitmeyecek bir istekte bulunacağı zaman, önce annesine açar, onu babaya aracı yapar. Çünkü babasından çekinir ama annesinden çekinmez. Anne şefkatinin güven verici ve şartsız olduğunu bilir.

            Çocuğunu evlatlıktan reddeden anne yoktur ama böyle babalar çoktur.

            Yaratılıştan gelen, önceden var olan şefkat, bir çekirdeğin filizlenip ağaç olması gibi annelikte inkişaf eder.

Kız çocuklarında şefkat bütün özellikleriyle mevcuttur. Bu nedenle, bin yıldır mirastan mahrumiyet, ikinci sınıf muamelesi gibi kendilerine uygulanan hukuksuzluklara rağmen, annesine ve babasına asi olan kız evlat çok nadir bulunur ama kendilerine tanınan üstünlüklere rağmen anne ve babasına asi olan, onları terk eden erkek evladın sayısı hayli fazladır. Bütün bunlar şefkat ile muhabbetin farklı olduklarını göstermektedir.

Buhari’nin Ebu Hüreyre’den (RA) rivayetine göre, Bir adam, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gelip, "Ey AllahınResûlü! Kendisine iyilik yapmaya kim daha lâyıktır?" diye sordu. Peygamber (ASV) “Annendir!” buyurdu. Adam: “Sonra kimdir?” diye sorunca peygamberimiz: “Sonra yine annendir!” buyurdu. “Sonra kimdir?” diye soruyu tekrarladı. Peygamberimiz: “Babandır!” buyurdu. Adam tekrar sorunca da peygamberimiz: “Sonra yakınlık derecelerine göre diğer yakınların" buyurdu. Peygamberimizin (ASV) anneyi en başta ve iki kez zikretmesi anne ile baba arasındaki ince farka bir işaret olması açısından manidardır.

Anne şefkati, çocuğu koruyup büyütmeyi sağlar, baba sevgisi ise çocuğu ahlaki faziletlerle yetiştirmeyi sağlar. Anne sevgisi, sütü gibi besleyicidir; baba sevgisi, olgunlaştıcı, yetenek kazandırıcıdır. Bu açıdan baktığımızda, anne şefkatinin aşırı dozda çocuğa yansıtılması zararsızdır, hatta yararlıdır. Ancak baba sevgisi için aynı şeyi söyleyemeyiz. Baba sevgisinin çocuğa yansıtılan kısmı aşırı olduğu takdirde, şımarıklığa, bu da olgunluk kazanması yönünden eksikliklere yol açar. Diğer bir ifadeyle, anne şefkati gıda gibidir; baba sevgisi ilaç gibidir. Gıdanın fazlalığı zarar vermez ama ilacın fazlalığı yan etkilere ve zararlara sebep olur. Babanın sevgisinin ölçülü olması gerekmektedir. Elbette az sevmek demek değildir, çocuğa yansıtılan kısmı ölçülü olmalıdır, bunu kastediyoruz.

            Sevgisiz yetişen çocuğun ruh sağlığı bozulur. Aşırı sevgi gösterilerek yetişen çocuk da hayatın sıkıntılarına katlanamaz ve olgunluk kazanmaz. İnsanın manevi yapısı bir bitkiye benzetilirse, sevgi de o bitkiye verilen suya benzer. Susuz kalan bitki kurumaya yüz tutar, aşırı su ise bitkiyi boğar. Kur’an-ı Kerim Hz. Meryem’in yetişmesini anlatırken, “onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı da ona sorumlu kıldı” buyurarak bitki benzerliğine işaret etmiştir. (Al-i İmran suresi, 37. Ayet)

Akıl dışı olsa da her isteği hemen karşılanan, aşırı derecede kendisine hissettirilmiş bir baba sevgisi gören çocuk şımarık olur. Yani hayatın sıkıntılarını öğrenemez. Bu durumda doğuştan ruhuna ekilen ve hayati önem taşıyan istidat ve yetenek tohumları filizlenmez. Büyüdüğünde anne ve babasının da önleyemediği sıkıntıları yaşadıkça çaresiz,  yeteneksiz ve savunmasız kalır.

Basit bir örnek verelim: düşeceği korkusuyla, kendisine yürüme alıştırması yapılmayan, sürekli kucakta taşınan çocuk yürümeyi öğrenmez. Oysa düşe kalka yürümeyi öğrenir. Çocuk yürümeye çabalamalı, düşmeli ve kalkmalıdır ki, düşmemeye karşı içindeki yeteneği gelişsin ve bir daha düşmemesini sağlasın. Demek ki, düşmemeye karşı yeteneğinin gelişmesi için önce zararsız, hafif düşmeler yaşamalıdır.

Maddi hastalıklara karşı koyan vücudun direnci ve mücadele yeteneği gibi, ruh sağlığını tehdit eden sıkıntı ve musibetlere karşı da direnç ve sabır yeteneği bulunmalıdır. Şımartılmış çocuklarda bu direnç gelişmez ve zayıf düşer.Özellikle babanın buna dikkat etmesi gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.