Nasreddin hoca, adama sorar; sen hiç damdan düştün mü? Adam: hayır diye cevap verince Hoca: damdan düşenin halinden damdan düşen anlar ancak diye karşılık verir. Aslında anlatacağım ibretangiz hikâyenin, Nasreddin Hocanın damdan düşme olayına ne kadar benzediğini; onu değerli okuyucularımız karar verirler. Yâni kıyası yaparken, ilişkilendirip ders çıkarmak anlamında...

Evet, şimdi gerçekten yaşanmış ve anlatacağımız olayı bizzat yaşayanların bir kısmının hala hayatta olduğu hikâyemize geçebiliriz. ABD'nin Irak işgalinden altmış yıl önce, varlıklı bir aile Filistin den Irak'a hicret eder. Irak'a yerleşip düzenlerini kurup işlerine bakarlar. Ancak ailenin ilme meraklı olan genci, imam ibn-i Teymiyyenin hayranı olduğu halde; ibn-i Teymiyye (Allah rahmet eylesin)' söylemiş olduğu bir meseleye kafası durmadan takılır.

Mesele şudur: "İmam ibn-i Teymiyye der ki: bir gün devletsiz yaşamaktansa, ömür boyu zalim bir idareciye yaşarım daha iyidir. Evet, mesele bu!... Gel zaman git zaman, Filistinli aile Arab olduğu hâlde, Irak yönetimi onları vatandaşlığa almaz. Yâni altmış yıl mülteci konumunda yaşarlar Irakta. Tabi zaman akıp giderken, ailenin büyüğü vefat eder; işler bizim alim ve ibn-i Teymiyye hayranı olan evin gencine kalır.

Tabi bu arada o da yaşını başını almış, evlenmiş çocuklarını evlendirmiş ve gelin torun sahibi olmuştu. Saddam'ın Kuveyt 'i ilhak etmesini bahane eden Amerika; çığırından çıkan Saddama Demokrasi (!) Dersini verme zamanının geldiğini kafasına koymuştu bile. Bir taraftan iç muhalefet bir taraftan da dış tahrikler derken Irak 'ta fitne kazanı kaynamaya çoktan başlamıştı.

Bu arada, lafı fazla uzatmadan; ABD ve müttefikleri Irak'a girip her yeri yangın yerine çevirdiler. Barış (!) güvercini olan Amerika zaten başka ne yapabilirdi ki? Devlet düzeni parçalandı, asayiş berzeval oldu, can, mal, namus emniyeti diye bir şey kalmadı, şehirlerin alt yapıları bozuldu, elektrik santrallerinin çoğu ya yakıldı ya tahrip edildi. Haliyle şehirlerde elektrik ve su sıkıntısı yaşanmaya başladı.

Şimdi son sözü bizim Filistinli ve aynı zamanda imam ibn-i Teymiyyenin hayranı olan alime bırakalım: "Evet, sular kesildi, nerdeyse bir hafta olacak evimizden dışarı çıkamıyoruz. Çünkü hiçbir şeyin emniyeti kalmamıştı. Paramız var, iki yüz metre ilerde su satılan yerler var ama ben korkudan gidip çoluk çocuğuma su alamıyorum. Çünkü ben gidip gelinceye kadar; Amerika p*çleri olan conilerin aileme bir kötülük yapacaklarını biliyor ama bunu düşünmek dahi istemiyordum.

Tam da o anda İmam ibn-i Teymiyye'nin (Allah ona rahmet etsin) Bir gün devletsiz yaşamaktansa, ömür boyu zalim bir idareciyle  yaşarım daha iyidir, sözünü hatırlayıp ve ona rahmet okudum. Hakikatten ibn-i Teymiyye, İslam alemini kan gölüne çeviren Moğol istilasını görmüş; ve onlara karşı savaşmış kahraman bir İslam alimiydi. Devlet düzeni bir kere bozulmaya dursun, geriye hiçbir şeyin ehemmiyeti kalmıyor. İşte böyle dostlar, evde hanıma kız ve oğlana söz geçiremeyen; ama sigara dumanı gölgesinde devlet yıkan ve devlet kuran akıl fukaralarına gitsin bu hikâye.

Aslında bu hikâye tam da romanlık bir hadise. Biz tafsilatına girmedik, sadece ders çıkarmak babında; özetini izah etmeye gayret ettik. Haccac-ı Zalim, kendisine çukur tuzağı kazanlara ne yapıyorsunuz demişti onlar da, biz Hz. Ömer’in adaletini arıyoruz diye cevap vermişlerdi. Haccac-ı Zalim de çukura iner ve kazmaya başlar, tuzakçılar efendim siz neden kazıyorsunuz diye sorduklarında; Haccac-ı Zalim, bende Hz. Ömer’in zamanındaki Müslümanları arıyorum diye cevap vermişti. Umarım mesele anlaşılmıştır. Kalın sağlıcakla efendim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.