Batıda arayış süreci, çeşitli mecralarda devam ediyor. Batı, Kapitalizmin küreselleşmesi ile bu arayışlara hız verdi. Bu bağlamdaki düşünsel çözüm arayışları geniş ve genelde seküler bir yelpazede devam etmekte.

Her ne kadar bazen agresif ve sert süreçler yaşansa da; süreklilik arz edebilecek anarşik bir evrilmenin de tatmin edici olmayacağı ve sivil itaatsizlik örneklerin ön plana çıktığı önerilerin ara ara nüksettiğini görebilmekteyiz. Aslında kapitalizmin, önceden geçirdiği buhranlara rağmen, öncekilerden farklı olarak geliştirdiği bir çözümünün de olmadığı açıktır.

Kapitalizmin önceden geçirdiği buhranlardan farklı bir buhran içerisinde olduğu artık daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Kapitalizm en zirvede olduğu görüntüsüne rağmen; sürdürülebilir olmayışı, artık tüm toplum tabanlarında kabul gören bir görüş. Bu durum, yeni ve muhtemelen son buhranın tanımlanmasında önemli bir tespittir.

Kapitalizm, son ve derinlikli krizini yaşıyorken; krizde olmadığının empoze edilmesi, bir ironi. Kapitalizmin çırpınırken meydana getirdiği tsunamiyi, onun güçlülüğüne yormak, ciddi bir yanılsamadır.

Kapitalizm, küresel çapta sömürme olanaklarını ve kitleleri hareketsiz/tepkisiz bırakabilecek bölüşüm sistematiğini kaybetti. Ayrıca Demokrasi’yi de araçsal bir söyleme dönüştürerek; kendi ötenazisini belirsizleştirdi. Yine de batı toplumlarının, demokrasi üstü bir model arayışını keşfedebilmesi, olanak dışı değil.

Fransa'da sarı yelekli hareketin, sistemi de hedef alan söylemleri kadük kaldı, motto olmayı aşamadı ve hareketin dış tahrikli olduğunun yansımaları; bizdeki Gezi hareketi ile bir benzerlik içeriyordu. Kapitalizm, bu buhrandan çıkmak için, her memnuniyetsizliği, geçici olarak memnuniyete çevirerek, uzun yaşamayacağını anlamış olsa da; esas sorun; anti kitlelerin, geçici memnuniyet talepleri dışında; köktenci bir red geliştirememeleri ve bir model arayışlarını; seküler ve sistem içi dayanaklar dışındaki referanslara dayandıramamalarında aranmalıdır.

Bu bağlamda Batı, sadece kapitalist uygulamaları değil; kapitalizme topyekun bir red, Seküler olandan vazgeçme ve demokrasi üstü bir model arayışı sayesinde kendini kurtarma yolu bulabilir.

Garaudy' nin yakaladığı iz ve Bilge Aliya, bu yolda, Batı için bir şans sayılabilir.

Yine de memnuniyetsizliğin, ilkesel bir redde dönüşebileceği umudu yok sayılamaz. Zira Batı düşünsel dünyasında, arayışlar devam etmektedir. Bu bağlamda; çok köktenci olmasa da; sivil itaatsizliğe farklı formlar yüklenmiş, ilgi çekici bazı söylemler zaman zaman gündeme gelebilmektedir. Antonio Negri ,  Michael Hardt’ ın “Duyuru” adlı kitabında bu bağlamda fikirlere rastlanmakta ve toplumun, kapitalist sistemin ve Demokrasinin tahlili yapılmakta ve çözüm arayışları gözlenmekte. Bazı pasajlar:

“Herkesin ortak olana erişebildiği ve onu paylaşabildiği adil, eşit ve sürdürülebilir bir toplum kurmayı hayal edebiliyoruz ama onu ete kemiğe büründürme koşulları henüz mevcut değil. Küçük bir azınlığın zenginliği ve silahları elinde bulundurduğu bir dünyada demokratik bir toplum yaratamayız. Kararları hâlâ onu tahrip etmeyi sürdürenler alırken, gezegenin sağlığını iyileştiremeyiz. Zenginler basitçe paralarını ve mülklerini vermeyecek ve tiranlar basitçe silahlarını bırakıp iktidarın dizginlerini bırakmayacak. Son tahlilde onları almak zorunda olan bizleriz… ama yavaş olalım. Mesele bu kadar basit değil.”

“Özneleşme süreci retle başlar. Ben yapmayacağım. Ben sana olan borcumu ödemeyeceğim. Evimizden çıkarılmayı reddederiz. Kemer sıkma önlemleriniz bizi bağlamaz. Tersine biz, aslında zaten bizim olan, servetinize el koymak istiyoruz.”“Sen beni temsil edemezsin!”

“Sermaye, servetini artık üretimden elde edilmiş kardan değil, kiradan elde etme yoluna gidiyor. Buda daha çok finansal kiralama biçimini alıyor ve finansal araçlarla da garanti altına alınıyor. İşte tam burada üretim ile sömürü ilişkisini kurmanın ve kontrol etmenin silahı olarak borç devreye giriyor... Sömürü, nüfusun %99'unun % 1' e borçlandırılması ile yürür...”

“Bütün gün üretmeye çalışıyor olsalar da borçlular, aldıkları borçtan dolayı tüketici; Borç verenler, borç verdikleri için emeğe hiç bir katkıları olmasa da kendilerini üretici olarak tanımlarlar.”

“...demokrasiler, ancak çok zengin, her seçimde daha da zengin olanların at koşturabildikleri bir arenadır. Ya da bir sermaye grubunun adamı olanların. Bu her seçimde daha yozlaşmış bir zümreyi siyaset arenasına çeker. Bu nedenle amaca ulaşmak için yozlaşmak ve yozlaştırmaktan başka bir seçenek yoktur.”

“Demokrasilerde lobiler ve kapitalist sermaye, kontrol ve finanse ettiği medya ve kampanyalar ile bizi yönetenleri iktidara getirme, götürme ve gütme konusunda oldukça maharetlidir. Eğer güçlü bir medyayı kontrol etmiyorsanız hiç bir politik hakikati dile getirme şansınız yoktur.”

“...demokrasilerde, egemen medya sürekli sinsice ve acımasızca toplumu korkutmakla görevlidir. Akşam haberlerini izlemek sokağa adım atmaktan korkmak için fazlası ile yeterlidir... "İnsan insanın kurdudur" fikri sürekli hafızalara kazınarak herkes herkesten korkutulması ve bir araya gelememeleri sağlanır... Temsil edenler(seçilenler) dünyanın pisliğini her gün medyadan teslim edilenlerin(seçenlerin) başından aşağı boca eder.”

Rabbim, bizleri ve tüm mazlumları; küresel sömürünün ve tağuti sistemlerin şerrinden korusun; onları doğru tanıma ve tanımlamayı sağlayacak bir basirete sahip kılsın. Ve “LA” dediklerimizin tümüne karşı, vakur ve mü’mince bir duruş nasip etsin.

BUGÜN KUDÜS GÜNÜ

Kudüs, bize yazılan bir kaderdir. Rabbim bizleri Kudüs davasına layık olanlardan eylesin.

Ramazan ayının son cuması olarak, yani bu gün, İslam dünyasında; Kudüs konusunda duyarlılık oluşturmaya yönelik gündeme gelen Kudüs günü, bu yıl daha bir önem kazanmıştır.

Bir halt edemeseler de; düşman gemileri ve askerleri bölgemizde köpekçe ulumaktalar. Sadece Doğu Akdeniz’de ABD ve Batının 200 gemisi dolaşımda. ABD savaş gemileri ve uçak gemileri körfez sularında ve İran ve direnişi kendince korkutmaya yeltenmekte.

Şer cephesi, İslam ülkelerine karşı kurulan birlikler; İslam ülkelerine yönelik savaşlar, işgaller ve saldırılar; İslam ülkelerine yönelik yaptırımlar, yıpratma ve kuşatmalar…

“Yüzyılın Anlaşması” adını verdikleri zillet ve teslimiyeti bize dayatma sürecinde, Türkiye’yi de hareketsiz bırakma çabaları ve daha bu anlaşma lafta iken bile Kudüs ve Golan işgallerinin ve Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak zorba ABD tarafından tanınması ve ABD büyükelçiliğinin Kudüs’ e taşınması…

Türkiye'nin, kendi hava savunma sistemini edinmesine karşı agresif ve düşmanca hareketler…

Tüm bunlar, bu yıl ki “Kudüs Günü” nü daha bir önemli ve anlamlı kılmaktadır.

Kudüs, bir insanlık, vicdan, adalet ve hukuk davasıdır/göstergesidir.

Kudüs bizim onurumuz, bizim namusumuz, bizim değerimiz, bizim emanetimiz, bizim kaderimizdir. Rabbim bu bilinçle, küresel zorbalara karşı mazlumlardan yana olmamızı nasip etsin.

Ve dün olduğu gibi, bugün de biliyor ve inanıyoruz ki; eğer biz, hak davasına sarılır ve kendimizi düzeltirsek;

“Amerika, hiçbir halt edemez”

Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6