Biz çocukluğumuzda büyüklerimizin sürekli ekmek ile ilgili hikâyelerini dinlerdik. Kıtlık zamanlarında yaşadıklarını anlatır ve çoğu zaman gözlerinden yaş akardı. Rahmetli kayın pederimin hemen her sofra kurulduğunda yemeğe başlamadan önce bir parça ekmeği ellerinin üzerine koyarak uzun uzun seyrettiğini görmüştüm. Sebebini sorduğumda beni çok etkileyen bir hadise anlattı.

Şöyle anlatmıştı rahmetli:

 “Kıtlık vardı. Dört gün boyunca boğazımdan bir lokma ekmek geçmemişti. Tabi ki kardeşlerimin ve evde ki her kesin. Annem çok çaresiz idi. Ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette idi.  Zira evde de dışarıda da yenecek tek lokma bir yiyeceğimiz yoktu. Annem çaresiz bizi alarak Suriye de bulunan akrabalarımızın yanına götürmeye karar verdi. Perişan bir halde ama yürümek zorunda olarak iki gün boyunca süren bir yolculuktan sonra nihayet gitmek istediğimiz yere varmıştık. Evine gittiğimiz akrabamız evde değildi. Camiye gitmişti. hanımı bizi karşılamış ve evine almıştı. Ama bize niçin geldiğimizi ve aç olup olmadığımızı sormamıştı. Bu arada tandırdan yeni çıkmış ve soğuması için serilmiş ekmeklerin kokusu ve görüntüsü bizde dayanılmaz bir hal oluşturmuştu.

Bir süre sonra ev sahibi nihayet camiden geldi. Bir süre Annemle konuştular. Şaşırmış bir vaziyette idi. Zira memleketimizden gittiğimiz yere kadar ki mesafe az değildi. Havadan sudan konuşmaya başlamışlardı. Ben ve kardeşlerim de az ötede serilmiş buram buram kokan ekmeklere odaklanmış ve artık daha fazla dayanamayarak ağlamaya başlamıştık. Bunun üzerine ev sahibinin: ‘bu çocuklar neden ağlıyor?’ sorusu üzerine annem de oldukça sıkıntılı bir an yaşamış ve çaresiz ağlamaya başlayarak: ‘ çocuklarım beş altı gündür yemek yemediler’ demişti. Bunun üzerine o akrabamız eşine kızmaya başladı. ‘Neden yemek vermediğini’ sormuştu. Hemen sofra kurup bize yemek verdiler. Ben o günü asla unutamıyorum”

Sofrada yaşlıların ekmeğe gösterdikleri saygı ve ihtişamı hepimiz görmüşüzdür. Sofrada ekmek artığı bırakıldığında "kalan ekmekler peşimize ağlar" diye inanılırdı. Ekmeğin çok ziyan(israf) edilmesi, o yıl kıtlığın, kuraklığın ve dolayısıyla felaketlerin olmasına yol açacağına inanılırdı.

Büyüklerimizden öğrendiğimiz davranışların başında yere düşen ekmeğin besmele ile alınması, öpülerek alına konulması ve hayvanların yemesi için ayak değmeyecek olan bir köşeye konulmasıdır. Bu gün ise bu olaylar özellikle gençler ve çocuklar için bir masaldan öteye geçmemektedir ki, bütün çabalar neredeyse sonuçsuz kalmaktadır. Ekmeği çok seven bir toplumuz. Ama biz sadece ekmeğin “tazesini yemeyi” seven bir toplumuz. Biraz soğuyup eskiyen ekmeğin yeri bizim kaidelerimizde artık çöp kutusu olmuştur. Hele hele ertesi güne kalan ekmek “zinhar yenmez” gibi bir olgu edinmiş bir toplum haline gelmişiz.

İlgili kurumlar, kişiler, kuruluşlar Ekmek israfını önlemek için çok şey söyler, çizer çaba gösterirler. çok şey yapılmaya çalışılır ama yine de ekmeklerin çöpe atılması tam anlamıyla önlenemez. Mesela Toprak mahsulleri ofisinin kurduğu  http://www.ekmekisrafetme.com sitesinde bu konuda oldukça faydalı bilgilere ulaşmak mümkündür. Bu sitede “Bayat ekmekle yapılan yemekler” konusunda yayımlanmış bir kitabın pdf formatı da mevcuttur. İncelenmesinde fayda olacağı kanaatindeyim.

Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nın tespitlerine göre; bilinçsiz tüketim nedeniyle, Türkiye genelinde israf edilen ekmeğin yıllık maliyeti yaklaşık 31 trilyon. Bir yanda binlerce insanımız bir dilim ekmeğe muhtaç iken diğer yanda her gün milyonlarca ekmeği çöpe atıyoruz Türkiye genelinde günde 284 bin, yılda ise 103 milyon 660 bin adet ekmek israf ediliyor. Sadece İstanbul’da her yirmi ekmeğin bir tanesi israf ediliyor. Bu durum Şanlıurfa’da da diğer yerlerde de üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ne olursa olsun ekmek çöpe atılmamalıdır. Yani, ekmeğin çöpe atılmasına müsaade edilmeden değerlendirilmelidir. Çünkü ekmek, Diğer nimetlerden farklıdır. Hayatın sembolüdür. Malvarlığının temsilcisidir. İnsanlar ne kadar para kazanırsa kazansın adına “ekmek parası “derler.

Ekmeğin çöpe atılmasına engel olacak çarelerden biri olacağına inandığım bir tatlı tarifi vermek istedim. Bunun için yapılması gereken yenmemiş bayatlamış ekmeklerin iyice kurutulmasını sağladıktan sonra (fırında bir süre yanmayacak derecede bekletip kurutulması sağlanabilir) mikser gibi bir alet mahareti ile galeta unu kıvamına getirmektir. Mikser yoksa bir bez içine konularak dövülmek sureti ile de yapılabilir. Adını “Bayat Ekmek Tatlısı” olarak verebileceğimiz bu tatlıyı tarif etmeye çalışayım:

Gerekli Malzemeler

1 su bardağı bayat ekmek unu (Kalan ekmekleri fırında kurutup blender, rondo gibi bir parçalayıcı mahareti ile övütüp elde edilen un)

* ½ Su bardağı sıvı yağ

* ½ Su bardağı şeker

* 3 adet yumurta

* 1 paket kabartma tozu

* 1 paket vanilya

* 1 su bardağı, fındık, ceviz veya fıstık(Yer fıstığı da olabilir)

* ½ Su bardağından biraz fazla Hindistan cevizi

Şerbeti için;

* 2,5 su bardağı şeker

* 2 su bardağı su

* ¼  limonun suyu

Yapılışı

Öncelikle şerbet hazırlanır. su ve şeker Kaynamaya başlayınca limon suyu eklenerek yaklaşık On dakika daha kaynatılır ve soğumaya bırakılır.

Bir kaba bayat ekmek unu yumurta ve şeker, yağ, ceviz veya fındık, fıstık,  Hindistan cevizi, kabartma tozu, vanilya eklenip iyice karıştırılır.

Karışım kek hamuru kıvamında olmalıdır. Eğer katı olursa biraz süt, yoksa da su eklenerek inceltilebilir.

Hazırlanan hamur uygun büyüklükte bir fırın tepsisine konulur. (Tercihen ısıya dayanıklı cam tepsi). 180 derece fırında üstü kızarana kadar pişirilir.

Hazırlanan şerbet üzerine dökülür. Bir süre şerbeti emmesi beklenir.

Üzerine süt kaymağı veya kremşanti gibi bir krema konarak servis edilmesi tavsiye edilir.

Afiyette kalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6