Yüce Allah, insanı her biri bir mucize olan sayısız nimetlerle donatmıştır. Bolluğun verdiği serkeşlik ve şımarıklık yüzünden nimetlerin değeri hakkıyla bilinmemektedir. Birçok nimet ancak eksikliğinde ya da yokluğunda fark edilir. Süregelen varlığı, alışkanlık ve ülfet perdesiyle örtülür, gerçek değeri takdir edilmez olur. Bir de o nimetin hiç bitmeyeceği vehmi onu sıradanlaştırır. Ancak yokluğunda gerçek değeri ortaya çıkar, yüreklere “eyvah, ne büyük bir değer kaybettim!” dedirtir. Bolluk ve toklukta taze, sıcak ekmekten başkasını istemeyen nefis, Ramazan-ı Şerifte açlık sevkiyle akşama yakın vakitte bir parça kuru ekmeğin aslında ne büyük değeri olduğunu yaşayarak kavrar. Diğer nimetler de buna kıyas edilebilir.

İnsanlık içinde paha biçilmez büyük nimetlerden biri kardeşliktir.  Varlığında maalesef değeri pek takdir edilmez ancak yokluğunda net olarak anlaşılır. Kardeşler birçok manevi bağlarla birbirlerine bağlanmıştır. İnananlar için bu bağların en kutsi ve en sağlam olanı dindir. Doğumdan, sütten oluşan kardeşlik ne kadar doğal ve gerçekçi ise, din kardeşliği de o kadar doğal ve gerçekçidir. Hatta Allah’ın emir ve tayiniyle gerçekleşen bu kardeşlik, daha kutsi bir mahiyet kazanmıştır. Bunun en güzel uygulaması Hz. Peygamber (ASV)’ın rehberliğinde Muhacir ve Ensar arasında kurulan kardeşlikle tüm âleme gösterilmiştir.

Eminim ki sizler de bunu yaşamışsınızdır, bazen binlerce kilometre uzaktaki bir memleketin yaşantısıyla ilgili belgesellerde rastladığımız ve Müslüman oldukları yüzlerinden, konuşmalarından anlaşılan insanları görünce hemen içimizde bir sıcaklık oluşur, bir sevgi kaynar. İşte bu dahi, din bağının ne kadar kutsal olduğunu, gerçek bir kardeşlik duygusu verdiğini göstermektedir.

Kardeşliğin en temel unsuru karşılıklı sevgi ve fedakârlıktır. Fedakârlık olmazsa haset damarı depreşir, şeytani vesveseler yüzünden hiç kayda değmeyen, hiç bir şey ifade etmeyen basitlikler kardeşler arasında husumet oluşturur. Bu da şeytandan başkasını memnun etmeyen kavga ve çatışmalara, felaketlere yol açar.

Kur’an-ı Kerim, Hz. Âdem’in iki oğlunun (Habil ve Kabil) kıssasını anlatarak kardeşler arasında ölümle sonuçlanabilen kavgaların yaşanabileceğine işaret etmiş ve çeşitli uyarıcı mesajlar vermiştir. Ayetin anlattığına göre sadece çekememezlik yüzünden Kabil, suçsuz yere Habil’i katletmiştir. Bu ibretli kıssa ayetlerde şöyle anlatılmaktadır:

“Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini doğru olarak anlat. Vaktiyle ikisi de birer kurban sunmuşlar, birinden kabul edilmiş; diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen): Kesinlikle seni öldüreceğim! dedi. Diğeri ise şöyle dedi: Allah, ancak muttakilerin sunduğunu kabul eder. Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben isterim ki sen, benim günahımı da, senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur." Sonunda nefsi onu kardeşini öldürmeye kışkırttı ve onu öldürdü. Böylece hüsrana uğrayanlardan oldu. Derken Allah, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Karganın yaptığını görünce); "Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan oldu!” (Maide, 27-31)

Sonraki ayette de haksız yere bir cana kıymanın bütün insanları öldürmek kadar büyük bir cinayet olduğunu belirterek, böylesine fıtratı bozulmuş, kardeşine kıyabilen kimsenin bütün insanları öldürebilecek bir vahşet potansiyeline sahip olduğuna da işaret etmektedir:

İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler. (Maide, 32)

Bilirsiniz, her kültürde mitolojik bir baykuş efsanesi vardır. Ancak yöremiz kültüründe hayli farklı motifler içerir. Yöremizdeki baykuş efsanesinde kardeşliği koruma mesajı vardır. Efsaneye göre baykuş önce insandı, bir gün kardeşini öldürdü. Allah, ceza olarak onu kuşa dönüştürdü. Kardeşini öldürmekten dolayı büyük pişmanlık duydu. O gün bugündür, hep kuytularda yalnız yaşar, “Eyvah! Ben ne yaptım!” anlamında “peppuk, peppuk!” diye pişmanlığını ifade ederek öter. Kardeşi öldürmenin vahametini ve pişmanlığını her gün, her gittiği yerde insanlara ilan eder, “Aman, ben ettim siz etmeyin!” şeklinde uyarı mesajı verir.

İslam’dan önceki bu mitolojide bile kardeş katlini önlemeye karşı yapılan bu uyarı, İslami uyarılarla birleştiğinde yöremiz kültüründe bu korkunç günaha asla yer olmadığını açıkça göstermektedir.

Sonradan hem bu dünyada hem cehennemde baykuş gibi “peppuk, peppuk!” diye ötmemek için milletçe sevgi ve fedakârlığı artırmalı; sabırlı, hoşgörülü, sağduyulu olmalı ve kardeşliği korumalıyız.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Necati 1 ay önce

Kardeşlik; Tuzu kuru olanların içi boş " Hepimiz kardeşiz" sloganıyla olmuyor. Eski diyanet işleri başkanı Mehmet Görmez Hocanın da dediği gibi "Kardeşlik Hukuku" adilanene bir şekilde Ortaya koymakla oluşturulabilir, devam ettirilebilir.