Zerda’nın ağzından duyduğum hayat hikâyesisanki binlerce kadının kahırlı hayatıydı.  Aynı acıları yaşayan binlerce kadın vardı. Sesleriduyulmayan ya da duyulupta susturulan. Ama ilahi adaletin tecelli edeceği o günvar ya herkesin defteri açılır. Büyük küçük demeden herşeyi kaydeden o defter açıldığında, hayretten dilimizi yutacağız, gözlerimizyuvasından fırlayacak. İşte o gün hiç hesapta olmayan suçlarımızlakarşılaşacak, sessiz çığlıkların günahında boğulacağız. Laf cambazlığını yaptığımızdoğruların, haksızca gasp edilen hakların öneminden bahsettiğimiz, amaönemliyken önemsiz kıldığımız ne varsa o gün ateş olup vücudumuza değecek.Bütün bunlara ne gerek var. Yüzümüzün önümüze düşmesine, mahcup olup içimizinparçalanmasına ne gerek var. Nefes alıp veriyorsak yapmamız gereken her nevarsa insanlık adına yapmalıyız. Nerde bir zulüm varsa, karşısına dikilmeliyiz.Susmamalıyız. Yok, eğer sessiz çığlıkları duyduğumuz halde susuyorsak, İşte o yardımamuhtaç sessiz çığlıklar, büyüyerek kocaman olur. Dehşet saçan alevlere dönüşürve sonra bizi yakar, kül eder. Sessiz çığlıklara ses olmalıyız. Kadına revagörülen her şeyi bitirmeliyiz. Bütün çiçekler sevgiyle sevgiye açar. Tıpkı annegibi

   Birnefes alarak, yakıcı bir iç çektikten sonra Zerda yüzünü bana doğru çevirdi. Ağlamaktangöz kapakları şişmişti. Gözlerini kapattı. Sanki ruhu onu terk etmiş gibiduruyordu. Birden iki ellimi tutan Zerda, çektiği acılardan, uğradığıhaksızlıklardan yakındı ve anlatmaya başladı hayat hikâyesini. ‘’ Ben görücüusulü evlendim. Görücülerim beni beğenmişti. İş bitmişti. Tercih hakkımıkullanma gibi bir şansım kalmamıştı evet demekten başka. Farklı coğrafyalardayaşıyorduk. O batıda, ben burada doğuda büyümüştüm. Dolayısıyla birçoközelliğimiz uyuşmuyordu. Ama ben hiçbir şeyi problem etmedim. Bütünolumsuzlukları zamana saldım. Ardından derin bir ah çekerek acı gerçeklerkarşısında hep sustum, hem susmasam ne yazar ki. Kadın her türlü yuvasına sahipçıkacak. Hani bir söz vardır ya yuvayı dişi kuş kurar diye. Kadın şiddete maruzkalır susar, ihanete uğrar susar, üzerine kuma getirilir susar, yoksulluğunalasını görür yine susar ve bu susuşuna toplum sabır der, kader der, herkeskendi yoluna işine bakar. Acıyla kıvranan kadın olur.

   Kaynanamve kayın babam vefat edene kadar birlikte oturduk. Onların ölümünden sonrakocam kahvehaneyi mesken edindi. Doğru dürüst bir işte çalışmadı. Ben ondankorkuyordum. Ne zaman yaptığı yanlışlar karşısında doğruları söylesem benidüşmanıymışım gibi döverdi. Kime kızsa, ya da işleri yolunda gitmese,intikamını ve acısını benden çıkartırdı. Bütün hayatım boyunca bir kere olsunacıyıp, sevgi göstermedi bana, sevgiye dair en ufak bir davranışınıhatırlamıyorum.’’ Sanki ağır bir yorgunluk sarmıştı Zerda’nın bedenini. Zerdakalktı pencerenin yanına gitti. Kollarını göğsünde kavuşturup çatık kaşlarlauzun bir süre dışarıya baktı. Arada bir başını sallayıp duruyordu. Şöyle devametti: ‘’Çocuğumuz olmuyordu. Bunu son bir yıldır dile getirmeye başladı. Sankiben bilerek çocuk yapmıyormuşum gibi. Beni hep incitti, rencide etti. Çocuk doğurmamam beni boynu bükük, itaatkâr yapmıştıhakaretlere karşı. Kimi zaman hayvan yerine konuldum. Bana yapılan tümhaksızlıkları sineye çektim. Ama yine de hayatımdan şikâyet etmedim. Evimin birodasını tuhafiye yaptım, bir taraftan kendim işledim, ördüm kısa zamanda iyipara kazandım. Evin yanında bir bakkal açtım. Tuhafiyeden konfeksiyona, kuru gıdadansebzeye kadar dükkânımda her şeyi sattım. Aylak aylak dolaşan, hiçbir işyapmayan kocam arada bir dükkâna uğrar, kasada ne var ne yok hepsini alır götürürdü.Bütün alın terimi emeğimi çalardı ve ben hiçbir şey demezdim. On iki yıldayandım. Kocam çocuk için kuma getirdi. Çocukları oldu. Ben orda bir hizmetçikonumundaydım artık. Nasıl yaşardı ki bir insan böyle, belki de kaçmalıydı haldenanlamayan bu merhametsiz insanlardan. Ama korkuyordum her şeyden. En ufakçıtırtıdan bile. Gideceğim yerden değil insanlardan korkuyordum. Benim içinyeryüzünde insandan daha tehlikeli ve zarar verici hiçbir şey yoktur. Bir sabahkararımı verdim hiç kimseye söylemeden dönüp arkama bir defa bile bakmadansürekli eşikte hazır duran bavulumu aldım. Buraya geldim, bu çadıra. Beş yıldırbu çadırda yaşıyorum. Akrabalarımla birlikte burada çalışıyorum. Annemle babamvefat etikleri için köyüme gidemiyorum.

  Varsın insanhaklarından bahsedenler konuşsunlar. Ben otuz yedi yaşındayım, ölümü kurtuluş olarakgörüyorum ve özlüyorum.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.