Rahimehanımın hayat hikâyesini ve o zor şartlarda doğum yapan bir kadının doğum anınaşahit oluşunu dinlediğimde içim burkuldu doğrusu. Yaz dedi hayatımı.’’ Ben otuzbeş yaşındayım. Bu çadırda doğdum. Bu gördüğün derme çatma çadırları ayaktatutmaya yarayan bıçak gibi keskin, kuru kamıştan yapılmış destek direklerinidikerken her seferinde ellerimiz kesilmiş ve bu direkler ellerimizin heryerinde derin izler bırakmıştır. Bazen rüzgâr şiddetlenir, derme çatma kurduğumuzbu bez parçası çadırı üstümüze yıkar. O anda gözyaşlarımız yere akar. Ve sessizçığlıklarımız gecede asılı kalır. Gökyüzünde tüm yıldızlar söner. O anda erkekçocuğu olmadığından beşinci çocuğu doğurmak için  doğum sancıları çeken ve adeta ölümleboğuşurcasına mücadele veren bir kadının titrek dudaklarının arasındaanlatılmaya başlanır, hayatın acımasızlığı.

  RahimeHanım devam eder:  Ben on beş yaşında amcamın oğluyla evlendim.Tercih hakkı verilmedi bana.  Bu dermeçatma çadırın altında ölümüne altı çocuk doğurdum. Yine bir sabah işe gitmekiçin traktörün römorkuna bindik hepimiz. Eşim römorka son binen kişi idi.Eşimin römorka binmesiyle traktörün hareket etmesi bir oldu. Eşim tutunamadanrömorktan düştü, maalesef olay faciayla sonlandı. Hepimizin gözü önünde canverdi. Gözlerimi ellerimle kapattım. Hem güneşi hem de gerçeği engellemeyeçalıştım. Fakat gözlerimi ne kadar kapatırsam kapatayım beynim ve kalbim gerçeğigörmüştü. Biz ucuz işçilerdik. Hayatımızın hiçbir önemi yoktu. Rahmetli eşimle 20sene geçirdim. Yoksulluk peşimizi bırakmadı. Birlikte çalıştık mevsimlikişlerde. Eşim göçüp gitti. Ama ben hala tarlada ırgatım. Çocuklarımla birliktehayatın acımasızlığına karşı direnmeye devam ediyoruz. Bir kişi bile katılmadıkimsesizliğimize.

  Uzunyaz günlerinin, kavurucu kızgın güneşinin altında çalışmanın izi vardır yüzlerimizde.Sabahın ayazında, pamuk tarlasına girdiğimizde, pamuğu toplamak için çiğ düşmüşolan pamukları kozalaklardan her çektiğimizde soğuktan moraran ellerimizihissetmemeye başlarız. Tepelerin ardından güneşin çıkmasını dört gözlebekleriz. Çıplak baldırlarımıza değen ıslak otların, bizleri ne kadar rahatsızettiğini, ıslanan elbiselerimizin üzerimizde kuruduğunu ve bu durumun bize nekadar sıkıntı ve azap verdiğini kelimelerle anlatmak mümkün mü? Kimi hamilekadınların doğumlarının son günlerinde bile hiç dinlenmeden çalışmaları merhametsizliğinzirve yaptığının en büyük kanıtı değil mi? Pamuk tarlasındaki çalışma şartlarındaçalışmak dünyada cehennemi yaşamaktan farksızdır.  Buzdolabının olmaması, kavurucu güneşte sıcaksuyu içmek zorunda kalmamız, akşamdan diğer gün öğle için yaptığımız yemeklerin,ertesi gün yakıcı güneşte ekşimesi ve bu yemeği yemek zorunda kalmamız, hemgündüz hem de geceleri kanımıza susamış sivrisineklerin saldırıları, gecekararıncaya kadar pamuk toplamanın, çadırlara döndüğümüzde de erkekleristirahata çekilirken, biz kadınların ise bitap düşmüş bedenimize rağmensızlanıp yakınamadan çadırdaki işleri yapmaya devam etmemiz... Bu koşullarda neiş yaptığımızın, ne sıkıntılar çektiğimizin ne önemi var ki.

  Güneydoğuluyuz.Bu coğrafyada kadın olmak, anne olmak zordur. Çileli ve meşakkatlidir.  Kadın hayatında oluşan tüm zor şartlara büyükbir sabır ve merhametle göğüs geriyor. Gözyaşıyla karışsa da acı, acı ileharmanlansa da insanlık onuru, her şeye rağmen sabırla dimdik ayakta duruyorkadın. Ve bu duruma birileri kader diyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.