Rüzgârın şiddeti ağaca değince  yapraklar  yere düşer. Açık pencereden içeriye süzülen rüzgâr,kırılmış bir kalbi karalayan kalemi yere düşürür. O kırık kalp uzandığı herumuttan geri çevrilmiştir. Bir amele kadın, hayatın acımasızlığını anlatmayabaşlar titreyen iki dudağı arasından. Kelimeler titreyen dudaklarından birfısıltı halinde dökülür. Ve bir ıstırap çığlığı göğe doğru yükselir.  Gökyüzünün zifiri karanlık zeminine sarı sarıserpilmiş birbirine değmemeye özen gösteren, adeta dans eden yıldızlar, birdenkaybolur. Amele kadının yanaklarından ansızın süzülen gözyaşlarının sıcaklığı,hiç kimsenin görmediği yalnızlığına eşlik eder.

    Birtaraftan beyinlereyerleşmiş uyduruk dinin ikinci sınıf kadın anlayışı;diğer yandan kadına haklarının birçoğunu vermeyen, kadını eksik sayan, kadınıkendi kararlarını veremez kabul eden, toplumun çarpık geleneği, onun yüreğiniyaralamış, yaşama sevincini kırmıştı. Sevginin olmadığı bu coğrafyada kadınolmak çok zordu. Aslında coğrafyanın suçu yoktu. Suç, bu düzeni kuran, zulümkarzihniyete sahip beylerin ve ağalarındı. Erkek yaratılmayı imtiyaz sayan bukirli zihniyete sahip efendiler, rahatları ve tahakkümleri bozulmasın diye adetainsanlıktan çıkmışlardı. Ben kadını dinleyince kalbim sıkışıyor, içimde derinbir acı hissediyordum. Donuklaşmış gözlerimden yaşlar akıyordu durmadan. Amelekadın, titreyen dudaklarıyla gözlerini kısarak anlatmaya devam etti. Bütünbenliğini kaplayan nefretini görmüştüm gözlerinde kadının. ‘’Yüzyıllardıryoksulluk sınırının sürekli zorlandığı bu coğrafyada, yoksulluğu gidermek adınayeterli iş imkânlarını oluşturmayan bu dalavereci sistem, bizi bir lokma ekmeğemahkûm etmiştir.’’ dedi amele kadın. ‘’Ne iş olsa yapıyoruz. Yakamıza yapışanyoksulluk, hayatımızın bir parçası haline gelmiş. Sahte bakışlı yalancıinsanlara muhtaç olmamak için, bütün yaz boyunca iki büklüm çalışıyoruz. Belimizbükülmüş. Bu yoksul hayattan sıyrılabilmek için bazen kurduğumuz hayaller,rüzgârla savrulup gidiyor. Gülüşlerimizde bile perişan bir ifade görürsünüz,tabi görmek isterseniz.’’Dökülmeye devam eder amele kadının titreyendudaklarından kelimeler.’’ Bu coğrafyada yaşayan, çareyi susmada bulan, mağduredilmiş kadınların kaderi aynıdır. Kadınlar bir yerlerinin sürekli ağrıdığınınfarkındadır. Sadece iç dünyamızda bağırıp çağırıp rahatlarız.Kadınların içdünyalarında kopan fırtınaları, isyanları, ahları, inlemeleri kayıt altına alanbirileri vardır elbette.’’

   Amele kadın şöyle devam eder.’’ Her gün, dahagün ağarmadan, her çadırdan bir kadın sessizce dışarı çıkar, ocağın başına geçer,ateşini yakar, tarlaya öğle vakti için ekmek ve yemek yapar. O anda hangikadına dokunursanız, hepsinin titreyen iki dudağından bir çift söz dökülür. ‘Biz,ölümü bu sefil ve rezil hayata tercih ediyoruz.’ Her akşam güneş daha batmadanbedenimizde ağrılar, sızılar başlar, güçlükle ayakta durmaya çalışırız. Birnebze de olsa işten çadıra dönmenin sevincini yaşayamayız; çünkü tarladaki bukoşuşturmadan sonra çadırdaki işler de bizi beklemektedir.’’ Anlatmaya devameden amele kadının, konuştuğu sırada birden boğazı düğümlenir, yüzüme bakar.(Obakışı diğer kadınların bakışında da görmüştüm. İsyan kokan bakışlardı bunlar.)İkide bir yanaklarından süzülen gözyaşlarını, kirli eşarbının ucuyla siliyordu.Buğulu gözlerle şöyle devam etti :’’Bu çadırlarda yaşıyoruz. Çocuklarımızburada doğuyor, burada büyüyor.  Çocuklarımızınen güzel yılları burada heba oluyor. Hepimizin yeri yurdu vardır elbette. Doğupbüyüdüğümüz kendi topraklarımızda, bir mülteci gibi yaşıyoruz. Bazen tarla sahibininincitici bakışlarını, bazen de aracının ahlayıp oflamasını, ara sıra savurduğuakıl almaz küfürlerini duyarız. İnsanlık onuruna yakışmayan bu tip davranışlaraşahit oluruz; ama susarız. Susmak zorundayız. Kadın cevap vermez ayıptır. Susmanın,sineye çekmenin bizde nasıl bir ruh haleti yarattığını anlatmam o kadar zor ki.İnsanım diyen utansın. Bu gördüğünüz portakal, limon, mandalina ağacını bizdiktik. Ağaçlar bile yaşlanmış. Her ağacın gölgesinde kötü anılarımız vardır.Her tarlanın köşesine kurduğumuz ocak başlarımız var, ya da soframızın birparçası. Ne diyebilirim ki! Her köşede acı bir anımız ve sessiz çığlıklarımız yatmakta.

   Bizbu dağın eteğindeki Çukurova’yı çok iyi biliriz. Kimimiz on beş, kimimiz yirmi,kimimiz de daha fazla burada yaşarız. Ömrümüzün en güzel yıllarını buralarda yitiririz.Gençliğimiz, buralarda heba olur. Bazen gözlerimiz çok uzaklara dalar,memleketi özleriz, sıla hasreti çekeriz. Hangi tarafa baksam içim buruk, hangitarafa başımı çevirsem içimde bir sızı var. Bu yolun kenarında, bu kötü sulamakanallarının diplerinde oynayan çocuklarımızı görüyorsunuz.

   Biz tarlada çalışırken aklımızçocuklarımızda kalır. Ya biri kanala girip boğulacak ya çocuğumuz yola çıkacak,ansızın bir araba çarpıp geçecek, yolun ortasında öylece son nefesini verecekya da yolun kenarında oynayan kızımı, yolda geçen biri alıp götürecek. Bizbütün bunları yaşadık ve gördük ve hala o korkuyla senelerdir yaşıyoruz. Anlattıklarımıyaşamanız lazım. Yaşamadan beni anlayamazsınız. Nasıl ki doğum sancılarınıçekmeyen bir kıza, sancıların tarifsiz acılarından bahsetmek anlamsızsa, bizimde hangi koşullarda, nasıl yaşadığımızı yaşamadan anlamanız çok zor. Buinsanlık dışı şartlarda yaşamamız açlığa, çaresizliğe, soğuğa, sıcağa karşısesimizi çıkartmamamız elbette ki yanlış. Bize yapılan haksızlığın karşısındasusuyor olmak ya da susmak zorunda bırakılmış olmak ve bu suskunluklakelimelerin boğazımızda nasıl düğümlendiğini anlatmak imkânsız. Siz hiç inleyensessiz çığlıklarımızı duydunuz mu? Bu sessiz çığlıklar, vicdanımızın sesidir. Peki,siz vicdanınızın sesini duyuyor musunuz?’’    

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.