Allah göklerin ve yerin nurudur.

Onun nuru, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir.

O lamba billur içindedir:

O billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir.

(Nur:35)

Yazımızın başlığı Leyla İpekçi’den mülhem.Son zamanlarda yoğunlaştığım,“ben” üzerinden okumalar şahsımı benden uzaklaştırdı dersem, meramımı ifade edebilmiş olur muyum bilemiyorum. “Ben” üzerinde düşünme bir yönüyle “ben”i düşündürürken diğer yönüyle benlikten, bencillikten, kibirden, egodan uzak durmaya götürmelidir. Bir ben oluşmalıdır, benlikten uzak olmalıdır.

“Bir ben vardır, benden içeri” diyen Yunus ne demek istiyordu?Ya da Muhammed İkbal neden “Benliğin Sırları”nın peşine düşmüş idi.  “Sen bensin, ben de senim işte! Öyleyse nedir bu senlik benlik!”Mevlana’yı böylesine kızdıran neydi? Bitti mi, bitmedi; Ali Şeriati; benliği insanın dört zindanından biri olarak zikrederken nereye varmak istiyordu.

Ben olmak; kim olduğunu sorgulamaktır, kimliğinin peşine düşmektir. Kimlik gibi bir meselesi olacaktır, “ben”ini arayanın. Nedir kimlik; hüviyet anlamına gelmektedir. Eskiler nüfus cüzdanına hüviyet cüzdanı derlerdi. “Hû”ile buluşmayan hüviyetin çok anlamı olmayacaktır. Kendini bilmenin ve de bulmanın yolunu açacak olan yol  “hû”dangeçecektir. 

İnsan yeryüzündeki yürüyüşünü nihai hakikate bağlayarak anlamlı kılabilecektir. Beni idrak edebilmemiz, beni yorumlayabilmemiz ve de anlayabilmemiz “ben”i yüce hakikate dayandırmak ile, “hû” ile olmak ile mümkün olabilecektir. 

Kendini keşfedilmek için, benlikten uzaklaşarak benliksiz bene varabilmelidir insan. Parçadan bütüne, küçük egodan büyük egoya, kesretten vahdete bir yol bulmalıdır insan. İnsanı yaşamın içinde yabancılaştırmadan koruyacak olan bu ben anlayışı olacaktır. Varlıktan varoluşa,beşerden insan, bireydenşahsiyete bir yol üzere yürüyerek “kâmilinsan”a ulaşacaktır.

Benlik davasına düşen insan, benden yani “hû”dan,yani kimliğinden, yani hüviyetinden uzaklaşacaktır. SimurgAnka’da kuşların geçmeleri gereken vadilerden biriydi benlik vadisi. Benlik vadisinden geçmeden olmayacaklardı. Benlik vadisinde benliklerinde ölmeden, benliklerini öldürmeden olmayacaklardı. Olmak için, ölmemek için, benliklerinden geçeceklerdi. Kendilerini yakmadıkça, her biribirer Simurg olmayı göze almadıkça bataklıklarında ve kafeslerinde yaşamaktan kurtulamayacaklardı. Budur ‘ben’i ‘ben’ yapan bendeki hakikati arama yolculuğu ve budur hayatı anlamlandırabilmenin yolu.

Benliğin acziyetinden kurtulabilmek için, benlikte ah edip “vah”lanmamak için, beni “hû”ya bağlayarak bir yoldur istenen. Ancak ozaman “ben,”yüce “ben”de buluşarak;  var oluşun, sürekli, oluşun idrakine ve de lezzetine ulaşabilecektir. Yazımızı hayatı kendini arama kendini anlama çabasına adamış benin sırrının peşinde, ben bahçesinde bir gül toplayıcısı olan Muhammed İkbal’den yapacağımız alıntı ile bitirelim.

Seni aydınlatan, senin kendindir.
Senin kandilin kendi kalbindir…
Varlık nedir, benlik özünün ortaya çıkmasıdır.
Kendine bir bak, zira özün ortaya çıkmış değil…
Mollanın yanında, hakkı inkâr kâfirliktir.
Benim yanımda kendini inkâr daha da kâfirliktir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6