UA-89691712-1

Büyüklerimizin anlattıkları bir hikâye vardı: “Adamın biri, her gün bir hayvanı beş kuruş karşılığında hadım yapar; on kuruşa da ellerini yıkattırmış! Yani, her gün beş kuruş zararda olmasına rağmen; yaptığı işten de bir türlü vaz geçemeyen adam, iflasın eşiğine gelinceye kadar hep böyle devam etmişti. Bu temsili hikâye, günümüzde İslam coğrafyasında cereyan eden olumsuz hadiselerin yanı sıra; her gün kayıp ettiklerinin farkında olmadan, ilerledikleri zehabına kapılan yönetim kadrolarının içinde bulundukları durumla, ne kadar da örtüşmektedir...

                                      İslam coğrafyasında Hilafet müessesesinin ilga olunmasından sonra, Müslümanların başsız kalıp farklı grup ve meşreplere bölünmesi; İslam düşmanlarının işini bir hayli kolaylaştırmış ve İslam coğrafyası, maddi ve manevi bir kültür istilasına maruz kalmıştı… Balkanlardan Yemene, doğudan batıya varıncaya kadar; ecdadımızın Ümmet için İslamlaştırıp miras olarak bırakmış oldukları topraklarda bu gün baykuşlar ötmekte, beşeri kanunlar hüküm sürmekte ve fethedilmiş olan topraklar üzerinde çan sesleri yükselmektedir…

                                      Hikâyede geçen adamın misalinde olduğu gibi, bir alıp on verenler; bir türlü kendilerine gelemediler, her gün vermiş oldukları tavizlerle, sorumlusu oldukları toplumların haklarının gasp olunmasına sebep olmaya devam ettiler. Başta ABD olmak üzere, Avrupa ülkelerinin İslam coğrafyasında yapmış oldukları tahribatların haddi hesabı yokken; bizden (!) birilerinin hala dostlarımız, müttefiklerimiz gibi söylemlerinin, insanları kandırmaktan ve dağılma sürecinin uzamasından başka bir işe yaramadığını bilmekte fayda vardır.

                                      Arap baharı şarkıları, matem ve ölüm mersiyelerine dönüşürken; güzelim coğrafyada kan gövdeyi götürürken, ümmetin çocukları birbirlerini boğazlayıp bitirirken; batılıların oluşturmuş oldukları çeteler İslam memleketlerini yakıp yıkarken, milyonlarca insan evsiz yurtsuzbırakılıp, başka diyarlara ölümüne kaçanların çoğu yarı yolda can verirken, çocuk cesetleri balık gibi sahile vururken; elin diyarında Müslümanın mahremine çelme atılırken; “İslam memleketlerinin başına musallat olmuş olan kadroların durmadan papağanlar gibi ötüp bağımsızlık ve hürriyetten dem vurmaları kahır ediyor insanı!

                                      Haçlı seferlerine son veren Selahaddin-i Eyyubi, her fani gibi o da bu dünyadan göç ederken; haçlılar İslam beldelerine yeniden seferler düzenleyip Şama kadar geldiklerinde; karşılarında Selahaddin’i bulmadıklarından dolayı sırıtarak, kabrine giden Şövalyeler: “Bak Selahaddin biz geldik” deyip, dağılmış olan ümmete şu mesajı veriyorlardı sanki: “Sizi kendimize benzettik ve siz bize benzemeye devam ettikçe de asla ayağa kalkamayacaksınız. Şu sıralar, ABD’den bir heyetin bizim şehrimize gelip ve; Suriye’de güvenli (!) bir bölgenin oluşması için hazır olduklarını dile getirmeleri, insanın gözlerine baka baka yalan söylemekten başka bir şey olmadığını düşünüyorum.

                                      Güvenli bölge falan dediklerini, göreceksiniz hepsi; beş kuruşa hayvanı hadım yapan ve on kuruşa ellerini yıkatan adamın durumuna dönüşecektir. Ama tersinden tabi. Yani, ABD bölgeye bir verirse (o da verirse tabi) karşılığında mutlaka on alacaktır. Yahu adama, hala teröristlere silah ve mühimmat desteğini bol keseden veren sen değil misin demezler mi? Irak Mısır, Yemen Tunus, Libya ve Suriye’deki şehirleri hayaletlerin kol gezdiği mekânlar haline getirenler kimler? Bu maşalar kimin maşaları? Sağa sola saldırıp kuduran örgütler, kimin ya da/kimlerin imalathanesinde üretildi?

                Şayet aklımızı başımıza almaz ve aramızdaki tefrika duvarlarını yıkıp yerine uhuvvet köprülerini inşa etmezsek; inanın bize bir verip on alanlar, bizleri daha asırlarca kandırmaya devam edeceklerdir. Ya kendimize gelip, kar zararımızı hesap eder; özümüze döner Ümmetçe onurumuzu geri alırız, ya da ismini izzet (!) koydukları bu zillet gömleğiyle daha yıllarca belki asırlarca yaşamaya mahkûm olup devam ederiz… “Bir düşünürümüzün batı âlemi hakkındaki teşbihiyle: “Onların işleri vardı dinimiz gibi; dinleri vardı işimiz gibi!” Yani, biz/bizler kendimize gelmediğimiz müddetçe; onlar bize çürükten bir verip, bizden de sağlamından on almaya devam edeceklerdir… Kalın sağlıcakla

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.