Allah, insanı üstün özellikli ve yüksek donanımlı olarak yarattığını beyan eder. İnsanı seçtiğini ve insanın da seçen/tercih edebilen bir varlık olduğunu da belirtir. Ve Allah, insanı şerefli bir varlık olarak yarattığını da belirtir ve onu daha ilk yarattığı zaman bile överek/melekleri, onun üstünlüğünü kabul etmeye davet ederek göstermiştir. Ona sorumluluk yüklemiş, onu muhatap almış ve doğru tercih ve davranış yollarını ileterek; hangi tercihin ceza ya da mükafata götüreceğini de belirtmiştir.

İnsanda en önemli özelliklerden biri de bilinçtir. Bilinç, bilgiyle orantılı değildir çoğu kez. Bilincin kalple, vicdanla ve aynı zamanda akılla olan ilişkisi, bilgi ile olan ilişkisinden önde gelir. Zira, İslam’ın en büyük düşmanlık besleyenlerden Ebu Cehil, oldukça bilgiliydi. Öyle ise, İslam’ın tarif ettiği cahiliyye kavramı; inanç/saf/kategori/tercih/tarafla da ilgilidir. Farkında olmak şeklinde bir anahtar kullanacak olursak; tüm eşya ve ayetler, tüm varlıklar ve kendisinin, yaratıcı ve mahlukatın; yani yer ve gök sahnesinin ve tüm konumlanmaların farkında olmak. Bu farkındalığın bir bilince dönüşmesi ise, buradaki konumlamalarda doğru yeri seçmek ve orada bulunmaktır. Bu durum aynı zamanda adalete de karşılık gelebilir çünkü adalet; doğru konumlanma ve konumlandırma demektir.

TDV İslam Ansiklopedisi’ nde Cahiliyye kavramı şöyle geçmektedir:

“CÂHİLİYE

Özel olarak Araplar’ın İslâm’dan önceki dinî ve sosyal hayat telakkilerini, genel olarak da kişilerin ve toplumların günah ve isyanlarını ifade eden bir terim.”

İnsan, misyonsuz ve vizyonsuz bırakılmamıştır. İnsan sorumsuz bırakılmamıştır. İnsan için bu dünyaya gelme gayesinden daha önemli bir bilgi yoktur. İnsan, kul olmaya, bu kulluğun onun için büyük bir nimet olduğunun farkına varma çabasında olmalıdır. Bulunduğu konumu, iç rahatlığıyla kabul edip nefsini terbiye ederek, kemale ermek, doğru olanıdır. Bu da eylem gerektirir.

Bu bakımdan bilinç; iman ve eyleme de karşılık gelmektedir.

Bilinç; zihinsel/kalbi olarak Allah’ı merkeze alan düşünme, anlayış ve yaklaşım/iman ve eylem biçimi olarak ele alınması gereken bir kavram.

Cahil, bilinçsizdir. Zira o Allah’ ı doğru konumlandırmaz. Kendisini, başkasından sorumlu tutmaz, Allah’ akarşı da sorumluluk taşıdığına inanmaz. O, bencildir, kendisiyle doludur. Başkasına kötülük yapmadığını düşünmesi,; onu iyi yapmaz. Bilinçsiz insanın ahlakı budur.

Bilinç, öz farkındalıkla sınırlandırılamaz ya da şöyle ifade edecek olursak, seküler bir öz farkındalık, tam tersine hiçbir şeyin farkında olmamak anlamına gelir; eksik ve yanlış temellidir, zira insan Rabbini, Rabbinin nizamını bilmeden, kendinin de farkında olmuş sayılmaz.

Bilinçli insanın sorumlulukları, onu değerli kılar. İnsan sadece kendinden sorumlu olan bir varlık değildir. İnsan, kendisi dışındaki her varlığa karşı da sorumludur ve yükü hafif sayılmaz ancak insan bundan şikayetçi olmamalı zira arkasında Allah/insanın sahibi var.

İnsanın yüklendiği büyük sorumluluk; büyük bir otoriteye karşı bir eylemden, insanları rahatsız eden bir taşı yoldan kaldırmaya varan bir yelpazede işler.

“Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.

 "Firavun'a gidin. Çünkü o azmıştır.

Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.

Mûsâ ve Hârûn, şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz.

Allah, şöyle dedi: "Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.

Ona gidin ve şöyle deyin: 'Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun. " Taha: 42-47

Bilinç, öteden beri geleni veya edinilen bilgi ve deneyimi Kura’an’ a sunar, onaylatır, ölçer ve ayıklar. Alışılagelmişi sorgular, adaletsizlik ve hukuksuzluğu, kaosu sorgular.

“İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun 'refah içinde şımarıp azan önde gelenleri' (şöyle) demişlerdir: 'Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz.” Zuhruf: 23

Bu bilinci ve anlayışı günümüze uyarlayarak, Karun’ a, Kapitalizm’ e, cahile, iblis’ e, Furavun’ a, küresel sistemlere, Musa’ ya kimlerin ve nelerin karşılık geldiğini; dünyaya hükmeden adaletsiz ve talancı sistematiğin neresinde bulunduğumuzu; bireysel, ve toplumsal olarak, bu çağda hangi davranışları/amelleri/eylemleri geliştirebileceğimiz üzerinde kafa yormamız oldukça önemlidir

Rabbim, bizleri kendi rızasına mazhar kılsın, bilinçsiz ve cahilliyyeden kılmasın, selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6