Siyonist İslam

Kasım Süleymani cinayeti ve sonrası gelişmeleri doğru tanımlamak, yakın vadede olabilecekleri öngörmek ve mevcut durumu ve büyük resmi sağlıklı tahlil etme olanağı sunması bakımından önemlidir.

Süleymani'nin şehadetini üç ana başlıkta kategorize ekmek mümkündür.

Birincisi; Süleymani'nin kimliği/aidiyeti/temsiliyeti, işlevselliği, yetenekleri, katkıları/performansı, birleştiriciliği, diplomatik dehası, etkili ve sonuç alıcı özellikleriyle cesur ve adanmış bir misyona sahip olması. Bu durum, onun yaptıklarının anlamı ve etkisinin düşmanları tarafından da bilinmesini, önemsenmesini ve ortadan kaldırılması sürecini doğurdu.

İran'ın, Irak ve Suriye'de daha önce de şehit edilen generalleri olmasına rağmen; hiçbiri Süleymani kadar simgesel bir özellik taşımıyordu.

Süleymani; 2000'de Lübnan'da, 2006'da Güney Lübnan’ da, Birleştirici etkisi, etkili mücadelesiyle IŞİD’ e karşı savaşımıyla Irak'ta ve Suriye'de, Filistin'de, Yemen'de etkili olmuş bir generaldi.

İkinci husus; İran'ın, Irak'taki ABD üslerine yaptığı füze saldırısının doğru okunmasıyla ilgilidir.

Üçüncü husus ise yaklaşımlarla/ okumalar ve yanlış teşhislerle ilgilidir. Post truth tarzının giderek daha etkili bir şekilde ve koordineli ve senkronize olmuş tarzda ortaya konmuş olmasıdır.

Zihnimizdeki ve başta İsrail olmak üzer bölgemizdeki Emperyalist üsleri dışarıya atarak, sömürülmeyi sonlandırma, yabancıları bölgemizden/evimizden, zihinlerimizden kovma ve bunun için oluşturulmaya çalışılan ümmet genelinde bir direniş bilinci oluşturma çabalarına engellemeye yönelik ciddi bir itibarsızlaştırma, saptırma ve kısacasıpost truth uygulamasına tanık olmaktayız.

Verilen mesajlardan anlaşıldığı kadarıyla; elbette Süleymani’ nin intikamı alınacak ve bu iradeyi Irak'taki ABD üslerine yapılan füze saldırısıyla başlatan direniş ekseninin dikkat çekici bir süreci öncelediği belirginleşiyor. O da mevcut sürecin yani bütün yabancı güçlerin bölgemizden/coğrafyamızdan, daha etkili ve kararlı adımlarla çıkarılmasına yönelik mücadelenin öne çıkarılarak devam etmesi şeklinde olacaktır.

 Aslında post truth; duygularla, sübjektif kaynaklı algı ve duruşlar sergilemeyi içerir ve bu yönüyle küfrü/örtmeyi ve yanlış yönlenme/yönlendirmeye götürücü bir işleve sahip. “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”  Maide:8 ayeti, bu bağlamda detaylı bir tahlil gerektirir.

Siyonist İslamcılar; direnişin; tüm mazlumları, tüm zalimlere karşı birleştirme misyonuyla öne çıkman ve küreselleşmeye başlayan özgür ruhları birleştirici özelliklere sahip ve yükselen bu mücadeleye aynı şekilde kendisi de küreselleşerek ve daha senkronik bir tarzda karşılık verme pozisyonuna gelmiştir.

Siyonist İslamcılar; din ayrımı yapmadan büyüyen bu direnişe; kendisi de hiçbir ayrım yapmadan hareket ederek küresel bir karşı duruş sergilemektedir. Mevcut durumda en önemli savaş aslında budur. Bu savaş, bu anlayış, bu cephe, bu yaklaşım ve duruş; zihinler üzerinde cereyan eden algı savaşıdır ve detaylı olarak tahlil edilmelidir.

Aslında yabancı üslerin bir ülkede bulunması; kanıksanacak bir durum değildir. Bu durum; bir evin en mahrem yerinde, namahrem olması gibidir. Hal böyleyken, nasıl her şey normal olabilir ki?

Direniş cephesi meşruiyet ve mevzi kazandıkça; bu cephe de “ılımlı” olma aşamasını aşarak Siyonist özünü daha görünür kılmakta, kendini ele vermekte ya da göstermektedir.

Siyonist İslam diyebileceğimiz İslam'ı ve küreselleşmiş algı savaşı' nın kökenine inmeli, kodlarını doğru okuyarak tahlil etmeliyiz. Bunu yapmadıkça; 15 Temmuz' u, bölgemizde yaşananları, körfez ülkelerinin İsrail' i açıkça dost edinip bunu ilan etmelerini, Mursi' nin mahkeme de çırpınarak şehit olmasını, IŞİD' in anlamını, direnişin hedeflerini doğru anlayamaz ve büyük resmi okuyamayız.

Siyonist İslam'ın kimyasını, hedefleri ve görünümünü konu edinen, bugün kendini İsrail' in yanında konumlandırmakta bir mahsur görmeyen kesimlerin, bu duruma nasıl geldiklerini anlamak için geçmişe gitme gereği vardır. Bunu İnşallah ileri ki yazılarda yapmaya çalışacağım.

Siyonist İslamcılar; İsrail ve ABD’ ye değil de; onlara direnmeyi/direnenleri suçlarlar. Direniş ekseni, nasıl ki; Hazreti Hüseyin' in mücadelesini kendilerine örnek alıyorlarsa; Siyonist İslam da; Hazreti Hüseyin' i suçlayanların ve Hz. Hüseyin ile mücadele edenlerin paradigmasına uyan bir yerde durmakta, onların saflarında ve onların kodlarıyla hareket etmektedirler. Bunu, mezhepsel bahanelere dayandırmak artık durumu kurtarmıyor.

Özetleyecek olursak; Süleymani'nin şehadetinin hemen ardından kapsamlı, planı ve küresel ölçekte sürdürülen bir itibarsızlaştırma ile başlayan süreç, bir odağı/bir söylemi/ bir anlayışı/bir operasyonu ifade etmektedir ve önceden planlanmıştır; bir düğmeye basılınca aynı anda başlatılmıştır. Bu süreç ciddi bir perdelemedir. Bu gizleme ve itibarsızlaştırma operasyonunun profesyonelliği; direnişin füzelerle Irak’ ta ki ABD üslerine karşı gerçekleştirdiği eylemlerinin ne derece özel ve etkili; Süleymani’ nin de ne büyük bir kayıp olduğunun göstergesidir.

Süleymani cinayeti aynı zamanda iki devletin karşılıklı savaş başlatması gerekçelerinin de içinde olduğu bir test niteliğindeydi ve herkes İran’ ın cevap veremeyeceği ya da cevap vermesi durumunda iki ülkenin, devlet olarak savaşa girmelerinin kaçınılmaz olacağı bir beklenti içindeydi.

Direniş ekserinin merkezi konumunda olan İran; tüm bu beklentileri boşa çıkararak, çok riskli olan bir adım attı ve iki devletin topyekun karşılıklı büyük bir savaşı başlatabileceği nitelikte bir cevapla, ciddi riskleri de içinde barındıran, caydırıcı bir eylem gerçekleştirmeyi başarmıştır.

İran; 1941 yılında Japonya'nın 2. Dünya Savaşı'nda Hawaii' deki Pearl Harbor' da bulunan ABD'nin deniz üssüne düzenlediği baskından bu yana kimsenin cesaret edemediği, aynı nitelikte bir saldırıyla Küresel Emperyalizm’ e ciddi bir tokat atmayı başarmıştır.

Bu; küçümsenecek, itibarsızlaştırılacak, etkisizleştirilecek bir eylem değil; tarihi bir dönüm noktasıdır.

İran’ ı beğensek de, beğenmesek de bu eylemin hakkını teslim etmek gereği vardır.

Bu; simgesel ve daha özel anlamlara da sahiptir.

ABD'nin bir ilah olmadığı, istediği her yerde istediği her şeyi yapamayacağı, böyle devam ederse karşılığını alacağı, artık ona karşı özgür ruhlardan ve temiz vicdanlardan oluşan bir direncin oluştuğu gerçeğinin daha görünür hale gelmiştir.

Bu bir başarıdır; bu başarıyı sağlayanların yabancıları yabancı üstleri bölgemizden çıkarmak gibi küresel bir hedeflerinin/ misyonlarının olduğunun netleşmesini görmek gerekir.

Bu eylem; Dün “ılımlı İslam” veya “Amerikancı İslam” olarak adlandırılan, -normalleşme diyerek körfez ülkelerinde artık İsrail’ le dostluklarını ve İsrail düşmanlarıyla düşmanlıklarını açıkça ifade ederek süreçlerini tamamlayan- ama hala bazı ülkelerde bu süreci ifade etmekte çekingen davrananların da ifşa olmasını sağlamış ve onların da “Siyonist İslam” aşamasına geçtiğini gün yüzüne çıkarmıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
serdar 9 ay önce

İran;dünyadaki Müslümanları ayırmış/ayrıştırmıştır. İranı beğeniyorsan/seviyorsan/ değerli/hakiki müslumansın,en az benim kadar sevmiyorsan/beğenmiyorsan İslamcı/siyonist islam/amerikancı vb.yaftalarla etiketlendirilmektedir birbirlerini.Hem İranı eleştirmek, ABD'yi sevmek demek midir? Hem ABD düşmanı hem de İran pekala eleştirilebilir.İslamın önüne/arkasına iğrenç etiketler yapıştırmak İslama hakarettir aynı zamanda. İranı tartışılamaz yapmak/ ikonlaştırmak yanlıştır.