Benim adım Nuray 27 yaşındayım. Babamöldüğünde ben beş, kız kardeşim Nihal üç yaşındaymış. Mazlum’sa bir aylıkmış.Babamı hayal meyal hatırlıyorum. Taşeron işçisiydi. Bize az para gönderirdi.Senede iki üç kez gelirdi eve. Hatırladığım ‘ölüm’ dediler. Baban ölmüşdediler. Herkes bizim evdeydi. En çok annem ağlıyordu. Babamın ölümünearkadaşları iş kazası dediler. Toprak altında yatan babamın esrarengiz ölümühiç kimseyi ilgilendirmedi. Annem ‘fakirlerin ölümü de onlar gibi sesiz vekimsesiz olur’ derdi. Ben ve kardeşlerim hiç baba diyemedik. Bildim ki yetimlerbaba diyemezler.

  Babamın ölümünden sonra maddi-manevibütün problemlerimizle ilgilenen bir tek anneannem vardı. Aynı köyde otururduk.Dağ gibi dururdu arkamızda. Astım hastasıydı. Belli etmemeye çalışsa da babamınvefatından sonra annemin durumu onu kahrediyordu. Ama ben her şeyinfarkındaydım, anlıyordum. Cüssem küçüktü, onların gözünde çocuktum. Oysa benhiç çocuk olmadım, kocaman bir yüreğe sahiptim. Velhasıl ölüm bir eve girdi midur durak bilmiyordu. Babamın ölümünden bir yıl sonra anneannemi kaybettik,akabinde de dedemi. İki dayım vardı. Büyük dayım Avrupa’da, onu hiç görmedim.Buradaki dayımsa kıt kanaat geçiniyor. Hiç teyzem yok. Babamın babasını da hiçgörmedim. Babaannem, üç amcam ve halalarım, babamın vefatından sonra bize kolkanat gereceklerine, hiç anlayamadığım bir sebeple her zaman bizi suçlayacakbir şey bulurlardı. Amcalarıma beni okutmaları için ısrar ettim, nafileokutmadılar. Hepsinin çocukları okuyordu. Babam olsaydı bekli de okuturdu beni.

  Yoksulluğun, yetimliğin veçaresizliğin ortasında buldum kendimi. Oysa ben seçmedim bu hayatı. Fakat bizimburalarda buna kader diyorlar. Açıkçası ben bu kaderi kabul etmiyorum. Bizkarın tokluğuna çalışırken, çok istediğimiz, sevdiğimiz bir elbiseyi bilealamazken, başka çocuklar hiç çaba sarf etmeden tüm istediklerine ulaşıyordu.Bu nasıl zalim bir kaderdir. Böyle dediğimde annem ‘çarpılırsın, ağzındançıkanı kulağın duyuyor mu, alın yazımız bu, böyle yazılmış’ diye bana hepkızardı. Büyüklerimizden duyduğumuz her şey doğrudur her zaman.

  Bu yaşıma kadar hayatımız tarlalardaırgat olmakla, gündelik ucuz işlerde çalışmakla geçti. Az paraya kanaat edip,tüm yanlışlara karşı sustuk. Annem sırtladı her şeyi, beni,kardeşlerimi, yoksulluğu, ırgatlığı ve de dünyanın kahrını… Ben henüz beş altıyaşlarındayken hayat iyi gibiydi, sevgi dolu, güler yüzlü. Fakat sonralarıannemin yanında hayatın acı yüzüyle, merhametsizliğiyle tanıştım. Gerçek yüzünügördüm. Bize hiç acımadı, gülmedi yüzümüze. Kardeşim Mazlum on ikiyaşındayken annem ona spor ayakkabısı almıştı. Giymeye kıyamazdı. Eskimesindiye bazen yalın ayakla gezerdi. Bir keresinde ekmek yapacağımız sırada ateşiyakmak için onunla çalı çırpı toplamaya gittik. Sen otur şuraya ben toplarımdedim. Başladım çalı çırpı toplamaya. Biraz toplamıştım ki Mazlumun anidenattığı çığlık yüreğimi ağzıma getirdi. Kucağıma doldurduğum çırpıları yere atıpyanına koştum. Aman Allah’ım ucu sivri bir taş topuğuna batmış kan oluk olukakıyordu. Kopan feryadımı çadırdakiler duymuştu. Biliyor musun, o ankiduygularımı anlatamam. Kelimeler utanır yazamazlar. Mazlum çalı çırpı, dikenbatmasın, yırtılmasın diye ayakkabılarını ellerinde tutuyordu.  Yine Mazlum boğulacağı günün sabahında bizimletarlaya gelmek için çok ısrar etti. Ablası kurban olsun, keşke ben ölseydimonun yerine. Şu iki cümlesini hiç unutmuyorum: ‘Anne ne olur geleyim, hava çoksıcak, size sık sık su getiririm, birde dolan pamuk önlüklerinizi boşaltırım.’Ne dediyse annemi ikna edemedi. Annem ‘Mazlum yere basmasın gözüme bassın’misali ona çok düşkündü. Bu toplumda erkeksizliğin yarattığı sıkıntıyıgörmüştü. Ondan Mazlum’u ‘evimin direği, evimin reisi’ diye çağırırdı. Annelerciğerparelerini hiçbir güvenliği olmayan derme çatma çadırlarda bırakıp işegiderken, aynı zamanda ruhlarını da onlarla bırakıp gidiyorlardı. Çadırlarınhemen dibinde büyük bir kanal vardı. Pamukları sulamak için saat başı hiçbiruyarı yapılmaksızın tazyikli su bırakılırdı. Çadırda kalan birkaç çocukla kanaldaküçük balıkları kovaladıkları bir sırada Mazlum’un ayakkabısının teki nasılolduysa suya düşmüş. Ayakkabının peşinden gideyim derken tazyikli su onusürükleyip götürmüştü. Bir ikindi vaktiydi bizim çadırdaki çocuklar koşarak 10km uzaklıktaki pamuk topladığımız tarlaya geldiler. Nefes nefese kalmışlardı.Birkaç cılız ses çıktı. Mazlum, dediler. Mazlum dedikleri gibi annem düştü. Bir süre sonra kendine gelen annemMazlum’a ne olduğunu sordu. Çocuklar dahi annemin Mazlum’a olan düşkünlüğünübiliyorlardı. Kanala girdiğini boğulduğunu söyleyemediler.  Biz çadırlara ulaştığımızda su mazlumu kuyuyasürüklemişti.  Kuyudan mazlumun cesediniçıkardıklarında karnı balon gibi şişmişti. Mazlum’un ölümü içimize kor bir ateşdüşürdü. Hala yüreğim kan ağlıyor, inan ki boğuluyorum. Hayal kurmaktankorkuyorum. Düş kurmaya çalıştığımda babamın ölümünü görüyorum, anneannemin veMazlum’un ölümünü. Annemin aklını nasıl kaçırdığını görüyorum. Birdeyoksulluğu…  Lafta akrabalar vardı fakatiş icraata gelince yapayalnız kaldığımızı gördüm.

   DEVAMEDECEK…

 Aysel ÖZDEMİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.