Savaş lordlarının asasından yansıyan lanet siyasi çıkarlara hizmet ederken karşısındakinin suçlu ya da masum olduğuna bakmasızın kükrer. Koltuklarına yayılmış lordların ağzından çıkanlara yansıyan yıkım, ölüm, yoksulluk ve insanların acınacak duruma düşmesi lordların umurlarında olmaz. Onlar toprak ve kölelerin hesabını yaparlar. İnsanlar onlar için birer canlı makinelerden ibarettir. Kendini tanrı gibi gören lordların insani yetileri magmadan küllere dönüşmüştür.

Bir de milyonlarca masum insanın öldüğü/öldürüldüğü 1. Dünya Savaşından bahsediyorsak insanlığın bütün acımazsızlığın aynı sepette toplandığı bir dönemdir bu. Anadolu sadece toprakları akbabalar tarafından yağma edilmiyordu; yüzyıllardır farklı ırklardan, milletlerden, dinlerden, mezheplerden oluşan ve kardeşçe yaşayan halkların arasında Fransız İhtilalı ile başlayan milliyetçiliğin tohumlarıyla birbirine kırdırılmaya ve düşmanca duyguların beslenilmesine de çalışılıyordu. Aynı toprak üzerinde yüzyıllarca sorunsuz yaşayan halklar doğuda Rusya, batı İngilizlerin devlet vaadiyle ayaklanmaya, daha önce barış içinde yaşadıkları insanlara zulüm etmeye başladılar.

Milleti sadık’a olarak tanımlanan ve Türkler tarafından kabul edilen, sevilen Ermeniler yaşadıkları toprağa ve devlete isyan bayrağı çektiler. Düşman ülkelerin silah yardımıyla Ermeniler tarafından Anadolu’nun birçok yerinde çeteler oluşturuldu. Çeteler bölgede yaşayan halkı topraklarında atmak ve nüfus çoğunluğunu elde etmek için baskılar yapmaya, yağlamaya ve öldürmeye başladılar. Öyle ki bu saldırılar bölgedeki herkesi rahatsız etmeye başladı. İçerdeki bu ayaklanmaya benzeyen çalışmalar Osmanlı’nın savaştaki durumunu da zorlaştırıyordu. Cephedeki yenilgiler, toprak kayıpları yetmiyormuş gibi içerde Ermeniler huzursuzluk çıkarıyor ve masum insanları öldürüyorlardı. Osmanlı Devleti bu zorunluluklardan dolayı Ermenilerin Suriye’ye sürülmesine karar verdi…

İşte Feridun Eren’in kaleme aldığı Aren romanı Ermenilerin Suriye’ye sürülmesini ve geride kalan/unutulan Ermeni bir çocuğun dramını konu edinmektedir.

Aynı sofrada yemek yiyen, aynı tarlada omuz omuza çalışan, birbirine komşu olan ve beraber büyüyen Ermeni ve Türkler İngiliz ve Rusların kurnaz politikalarıyla ortada ciddi nedenler yokken birbirlerine düşman oldular. Birbirlerini gördükleri yerde hakaret söylemleri, küçümser bakışlarla kinler gün yüzüne çıkıyordu. Aren bir Ermeni ailenin çocuğu olmasına rağmen Türk çocuklarla oyun oynuyor, derede onlarla yüzüyor, eğleniyor ve oyunlar oynuyordu. Köydeki Ermeni ve Türkler bütün kışkırtmalara rağmen sağduyulu olsalar da çevre köylere Ermeni çetelerin yaptığı baskılar, yağmalar ve masumların öldürülmesi Aren’in yaşadığı köydeki Türkleri huzursuz etmeye başladı. Çünkü komşu köylere yapılan baskılar her an kendi köylerine de yapılabilirdi. Ayrıca Ermeniler tarafından öldürülenler Aren’in yaşadığı köylülerin bazıları akrabaydı. Akrabalarını kaybedenler Ermenilerden nefret etmeye neden oluyordu. Yine kandırılan genç Ermeniler çetelere katılıyordu. Bu da köylülerin Ermenilerden soğumasına ve korkmasına yol açıyordu. Ermeni çetelerin yaptıkları köyde huzur bırakmıyor, köylüler silahlanmış saldırılara karşı önlemler alıyor, gece gündüz köyün etrafında nöbet tutuyorlardı. Öyle ki Ermenilerin oturduğu mahalleye gözcüler konulmuştu.

Gelişmeler Türklerle Ermenilerin zorunlu haller dışında konuşmuyorlar, artık birbirlerine gidip gelmiyorlardı. Ermeni ve Türk çocukların bile artık oyun oynamalarına izin verilmiyordu. Çocuklar büyüklerin dünyasındaki bu durumu anlamakta zorlanıyor olsalar da büyüklerin korkusuyla birbirinden uzak duruyorlardı. Ancak köyün dışında hiçbir şey yokmuşçasına eski günlerdeki gibi oyunlar oynuyorlardı. Aren  de ailesinin bütün baskılarına rağmen ailesini dinlemediği ve Türk çocuklarla derede yüzdüğü bir gün Osmanlı askeri köye gelir ve Ermenilerin apar topar toplanması ve Suriye’ye yola çıkmasını ister. Ermeniler askerlerin eşliğinde yola çıkarlar. Bu kargaşa içinde Aren’in yokluğu ailesi tarafından geç fark edilir. Annenin oğlunu bulma ve yakınan feryatlarına asker kulak tıkar ve zorla yola çıkarılır. Aren bu olup bitenlerden habersiz derede serin suyun keyfini çıkarmaktadır…

Ermenilerle ilgili sorun köylüleri de ikiye bölmüştür. Birinci grup Ermenilerle konuşulmaması gerektiğini, mallarına el koyup köyden gönderilmesini isterken ikinci grup yüzyıllardır beraber yaşadıkları komşularının haklarını koruma ve köydeki Ermenilerle çeteci Ermenileri birbirine karıştırılmamasını savunmaktadır. İkinci grup zayıf kaldığından birinci grup köyde istediği haksızlığı yapmaktadır. Birinci grubun despotça tavırları yüzünden ikinci grup sessizliğe bürünüyor. Böylece birinci grup köylüleri arkasından sürükleyerek Ermenilerin mallarını yağmalar, tarla ve bahçelerine el koyarak kendi aralarında paylaşır.

Feridun Eren geride kalan bir Ermeni çocuğun başına gelenleri sosyal bir çerçevede gerçekçi bir yaklaşımla ve taraf tutmadan bir döneme ışık tutmaya çalışmaktadır. Roman Aren’in ailesinin gitmesi ve yalnız kalmasıyla birinci grubun hışmına, köyden aforoz edilmesine ve Aren’in dağlarda, tarlalarda tek başına yaşamına ayna tutarak köylülerin masum bir çocuğa yaptığı insanlık dışı muameleyi anlatmaktadır. Aren ve köpeği köyün dışında aç susuz kalışı ve zalim, despot bazı köylüler tarafında uğradığı şiddet sizi derinden sarsacaktır.

Ermeni meselesine siyasi değil, sosyal bir vaka olarak analiz etmek isteyenlerin ilgi ile okuyacağı kısa ama yoğun bir içerikli çalışmadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
FERİDUN EREN 1 ay önce

HİÇ BİR DAVA BİR ÇOCUĞUN GÖZ YAŞLARINDAN DAHA DEĞERLİ DEĞİLDİR.OSMAN TATLI USTADIN AREN ADLI KITABIMIZI KENDİ KÖŞESİNE TAŞIMASI BENİ ÇOK SEVİNDİRDI.TEŞEKÜRLER