Rahmetli babam Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde hoca iken, Üniversite Osman bey  yerleşkesinde değil Yenişehir  yerleşkesinde idi. Benim çalıştığım okul da oraya yakındı. Çoğu zaman sabah okula giderken babamı da fakülteye bırakıp okula öyle giderdim.

  Bir gün yine sabah babamı fakülteye bıraktım ve okula gittim. Uzun zamandır var olan ancak kimseye söylemediğim ürolojik hastalığım nüksedip sancılarım artınca bir sevk kağıdı alıp Üniversitenin Araştırma hastanesine gittim. Hastane o zamanlar şimdiki Dedeman otelinin tam karşısında yer alıyordu. Oldukça kalabalık bir koridorda nefes bile almak zor bir halde Doktor sırası beklerken, koridorun sonuna doğru bankta  oturmuş bir halde babam gözüme ilişti. O kadar kalabalığın arasından nasıl görmüştüm bilmiyorum. Sabah Fakülteye bıraktığımda hastaneye gideceğini söylememişti.  bir anda kendi sancılarımı unuttum ve oldukça kalabalık koridorda bir hamla de babamın yanına ulaştım.Yüzündeki acayip endişeli hal  beni ziyadesiyle ürküttü. Telaşlı bir şekilde:

"-Ne oldu Baba? hayırdır?"diye sordum. babam da bir an beni karşısında görmenin telaşını hemen üstünden atarak

"- Bir şeyim yok yavrum, hasta değilim. İlaçlarım bitmiş, yazdırmak için buradayım. asıl sen ne arıyorsun hastanede? bir sorun mu var"   diye sordu. Gerçekten çektiğim acıları ve sıkıntıları unutmuştum. Zira babamın yüzündeki tedirginlik  ve moral bozukluğu beni endişelendirmeye devam ediyordu.  Bana verdiği cevap da beni tam tatmin etmemiş olacak ki bir kez daha sordum:

 "-Baba durumun iyi değil sanki, ne oldu? "

Bunun üzerine derin bir iç çekti ve bir süre bana baktıktan sonra: "

 "-Beni emekli ettiler yavrum." diyebildi...

 Bir an afalladım. Hiç beklemediğim bir cevaptı zira. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Bir yandan Telaştan kuruyan boğazımı yutkunarak yumuşatmaya çalışırken  bir yandan da meseleyi  kavramaya çalışıyordum. Babam "beni emekli ettiler yavrum" derken sesi titremişti. Ben hayatım boyunca babamın sesini ilk defa titrerken görmüştüm. Zira babam hiç bir olumsuz durum karşısında moral bozukluğu yaşamazdı. Tevekkül meselesinde en zirvede bir adamdı. Ailemizde kimin başına bir iş gelse, metanetle ve tebessüm ile yaklaşır, mükemmel bir şekilde yaşanan krizleri yönetir ve asla ümitsizliğe kapılmazdı. babamı çok iyi tanıdığım için bu durumu beni çok endişelendirmişti. O sırada yanında oturan adam kalkıp gidince hemen yanına oturdum. Beklemediğim bir durum olduğu için de şaşırmış olayı ve babamın üzüntüsünü anlamaya çalışıyordum. Evet, ilkokulu bitirdikten hemen sonra Medrese eğitimi almak, İslami ilimleri tahsil etmek üzere evinden, köyünden ayrılmış  ve bundan sonra bir saniye bile boşuna geçirememiş, icazet almış, medresesini kurmuş, uzun yıllar talebe yetiştirdikten sonra yıllarca müftülük yapmış ve en son İlahiyat fakültesinde hoca olarak çalışmış, yaşına rağmen Harran Üniversitesinin ilk yüksek lisans mezunu olmuş, türlü engellemelere ve eziyetlere rağmen doktorasını bitirmiş olan babam, bütün gücü ve şevki ile hocalığına devam ederken sen emekli oldun, artık gelme demişlerdi. ilimle, kitapla ders vermekle geçen  hayatını "artık evde geçir" diyorlardı ona.   Pazar günlerini bile hiç sevmeyen" İnsanların dünyaya dinlenmek için değil çalışmak için geldiğini " söyleyen babama, şimdi "yeter artık çalışma, gelme okula, ders verme" demişlerdi...

            İlaçlarını yazdırıp hastaneden çıktık. babamın ısrarla benim neden hastanede olduğuma yönelik sorusunu cevapsız bırakmıştım. Zira, boğazıma saplanan düğümlerin hıçkırıklara dönüşmemesi için büyük bir çaba gösteriyordum.

  Yolda babam sürekli düşünüp durdu. Benim "Baba şimdiye kadar hiç hukukçuluk yapmadın, bundan sonra bir hukuk bürosu açalım artık o şekilde zaman geçir" fikirlerimi benimsemedi. O günden sonra babamın sağlığının artık eskisi gibi olmadığını ve günden güne olumsuz seyretmeye başladığını biliyorum.

Fakülteden bazı hoca arkadaşları babamın fakültede kendilerine ders vermelerini istemesi üzerine  Haftada bir kaç gün Fakülteye gidip onlarla zaman geçirmiş, Arapça dersleri vermişti. Bu durum gayet iyi devam ederken  bu seferde fakülte Osman bey yerleşkesine taşınınca babam artık gitmekten vazgeçti.  Rızvaniye vakfında kendisine tahsisi edilen odada derslerine devam ettiyse de bu da uzun sürmedi.

 Bir çok insan, emekli olmak için askerlik süresini dahi  üstelik para vererek hizmet süresine saydırıp bir an önce hiç bir iş yapmamanın ve boş oturmanın peşinde iken babam, emekli olmak zorunda kalmanın sıkıntıları içinde sağlığından olmuştu...

 Rahmetli babam hayatının son sekiz yılını böbrek yetmezliği rahatsızlığı ile Hemo diyaliz merkezine gidip gelmekle geçirdi. Gün aşırı bir şekilde diyaliz merkezine gider ve burada tam dört buçuk saat makineye bağlı olarak kalırdı. Diyaliz bittiğinde vücudundaki suyun büyük bir oranı çekildiğinden dolayı da ayakta durmakta bir hayli güçlük çeker, servis aracından eve gelene kadar bir iki defa oturup dinlenirdi. O gün bitkin bir vaziyette idi. Ancak ertesi gün biraz kendine gelmiş oluyordu. Hayatı diyaliz ünitesine bağlandığı dört-beş saatin dışında  evde geçti. Ancak en son rahatsızlandığında Hastaneye  yatırıldığı ana kadar elinden kitap ve kalem düşmedi.

 Diyaliz sürecinde eski dostları ve arkadaşları o nu pek arayıp sormadılar. Yalnız onu içtenlikle soran 1960 lı yıllardan beri arkadaşı ve dostu olan,  medresesinde müderrislik yaptığı zamanda onun yanında Arapça tedrisatı için gelmiş ve hayatı boyunca babamın gittiği her yere o da tayinini istemek suretiyle babamdan ayrılmamış bir zat olan Bingöllü Molla Ahmed-i Zaza lakabıyla meşhur Ahmet Çavuşoğlu hoca idi. Molla Ahmed-i Zaza, babamın gerçek bir dostu ve hayranı idi. Babamı hayatının hiç bir döneminde unutmadığı gibi hayatının son aşamasında, hastalığı sürecinde de unutmadı ve yalnız bırakmadı. Babamın diyalize gitmediği, evde olduğu her gün mutlaka ziyaretine geldi. Molla Ahmed, bir akademide Bir doktora veya yüksek lisans talebesi ciddiyeti ve edasıyla babamdan  Risale-i Nur, Arapça, tefsir, fıkıh ve hadis dersleri alır, Ders bitiminde de bir süre sohbet eder, bu sohbet esnasında aklına takılan sorularını sorar ve giderdi. Bu süreçte babamın en büyük destekçisi ve moral kaynağı Molla Ahmed-i Zaza oldu. Allah kendisinden razı olsun, sıhhat ve afiyet versin inşallah.

  Şimdi bu salgın hastalık yüzünden evde geçirdiğimiz günlerde babamın emekliye sevk edildiğindeki hissiyatını anladım . Sanki emekliliğin provasını yapıyoruz gibi...

 Ne kadar da haklıymış babam...

Nur içinde yatsın

Rabbim mekanını cennet makamını âli eylesin inşallah.

Afiyette Kalın

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

şehirler arası nakliyat

orjinal lida zayıflama hapı